Firavunların, bel'amların, kompradorların, zalimlerin, diktatörlerin bütün konvansiyonel ve arkaik silahları, kabaran öfkeyi sindiremiyor. Bilişim çağında zindanlarından kurtulan Yusuf yüzlülerin devrimini, kutlu nefesinden çıkan "Kahrolsun!" sloganlarını hiçbir güç engelleyemez artık!
Türkiye, medya maymunlarının, malumatfuruş gazetecilerin, "derin" öngörülü stratejistlerin hemen her konuda konuşabildiği yeryüzündeki tek ülke belki de. Gündemi de yorumcusu da bol olan Türkiye'de, terörden, siyasal analizlere, dış politikadan spora, depremden gündelik yaşama, magazinden, uluslararası ilişkilere kadar her konuda görüş belirten tiplerin son uzmanlık alanı ise Mısır!
Kendi tarihsel, jeopolitik, coğrafi ve siyasi şartları içinde değerlendirilmeden anlaşılması zor bir ülke olan Mısır hakkında da diğer her konuda olduğu gibi ahkam kesen, mebzul miktarda "bilge" var ülkemizde.
Firavunu aratan işkencehane; Mısır!
Mısır denilince Aklıma nedense ilk okuduğum otobiyografilerden olan Zeynep Gazali'nin "Zindan Hatıraları" ve İhvan-ı Müslimin'den Dr. Ahmet'in "Hücrede" isimli kitabında anlattıkları geliyor. Ardından Enver Sedat'ı öldüren Halit İslambuli ve tabii ki son Firavun Hüsnü Mübarek!
1914-1922 arasındaki İngiliz işgalinin ardından İngiliz kuklası idarecilerin zulmü ile dini, ahlaki ve kültürel değerlerini hızla yitiren Mısır'da halka uygulanan baskı politikası Şehit Hasan el-Benna liderliğindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nı hedefine koydu.
Cemal Abdünnasır, yönetimi ele geçirdiği gibi ilk iş olarak Müslüman Kardeşler Teşkilatı'nı tasfiye hareketine girişti. Seyyid Kutup'u şehit eden Abdünnasır'ın devlet terörü, Zeynep Gazali başta olmak üzere binlerce insana da sistematik işkence yaptı. Gazali hapishanede iken insan aklına ve hayaline gelmeyen işkencelere uğradı. Gazali kitabında, hücresine koydukları eroin kaçakçısı bir kadının tevbe edip Müslüman olduğunu ve bunun üzerine hapishane yönetiminin; "Biz esrarcı kadını Gazali'nin yanına koyarak onu da bozduk" dediklerini aktarıyor.
Çek git Hüsnü!
Bugün Mısır'dan Türkiye'ye, ABD'den AB'ye kadar bir sürü yorumcunun ve analistin "Müslüman Kardeşler tedirginliğinin" altında da bu "bozulabilme" ihtimali yatıyor.
Sedat suikastından bu yana 32 yıldır İsrail ile işbirliği içinde hem kendi halkını hem ülkesindeki Kıpti azınlığı hem de komşusu Filistinlileri İsrail'in çıkarları doğrultusunda demir pençe ile yöneten Mübarek için felaket sirenleri çalıyor.
Obama yönetiminin yalpalaması, bir Mübarek'ten bir Mısırlılardan yana tavır takınması, Avrupa Birliği'nde her kafadan bir ses çıkması ve İsrail'in "Mübarek ah Mübarek terk etme bizi" şeklindeki sızlamalarının altında aynı sebep yatıyor. Bu despot ve işkenceci İslam düşmanı müttefiklerinin yerinin "İhvan" tarafından dolacağından kaynaklanan tedirginlik!
Türk medyasının ve aydınlarının Mısır sokaklarındaki devrim ruhunu, "sokak ayaklanması" sayması veya Tunus ve Mısır çağrışımı ile Türkiye göndermelerinde bulunmaları, mevzuyu okuyamamaktan ziyade hep bu çarpıtma ve manipülasyona yönelik bir girişim.
Türkiye'de durumdan vazife çıkararak statükoyu korumak için Cumhuriyet mitingleri yapan "ulusolcu"larla benzeşen Tahrir Meydanı'ndaki devrimciler değil tam da onlara karşı develerle-kılıçlarla saldırıya geçen statüko ve rejim yanlısı Mübarek taraftarlarıdır. Bir kere bunun böyle anlaşılması ve yapılacak yorum ve analizlerin de bu bilginin ışığında yapılması sağlıklı olacaktır.
İkincisi, Ertuğrul Özkök gibi kimi yazarların "Mısır'dakiler isyanlarına dini alet ediyor" minvalindeki fikirleri de ancak bir "ucube" mesabesinde değerlendirilebilir. Zira Müslüman bir ülkede ama sonunda selam verdiği gibi slogan atarak Firavun'un Sarayı'na yürümek de gayrı İslami bir eylem değildir. Zira din, sokaklardan ve siyasetten tamamen arındırılarak folklorik, sosyolojik analizlere tabii tutulacak bir olgu değildir. Din bizzat onlar anlamasa bile hayatın içinde ve yaşanacak bir inanç bütünlüğüdür.
Solculuk mu "Ulusolculuk" mu?
Biz bu klişe reflekslere maalesef yabancı değiliz. Geçmişte olduğu gibi, söz konusu Müslümanlar, başörtülüler veya tarikat mensubu insanlar olunca, en temel insan hakları ve evrensel hak ihlallerinde bile bu insanlara sırtını dönen sözde "solcu"ların tipik tutumunu sergiliyorlar gene.
Taksim Meydanı'nda ve Ankara'daki Mısır Büyükelçiliği önünde işbirlikçi Hüsnü aleyhine sloganlar atan İleri Gençlik Derneği ve Sosyalist İşçi Partisi üyeleri gibi insanlığın ortak vicdanı adına hareket eden temiz yürekli insanları unutmuyorum ama Türkiye'deki genel Kemalist "sol" algısının yansımaları her zaman olduğu gibi statükodan yana.
Mısır'da on binlerce insan mezar evlerde yaşıyor. Kahire'de Firavunlar için yapılmış odaları bulunan mezarlıklarda binlerce aile, çocuklarını büyütüp yaşamını sürdürüyor. Üniversite bitirip işsiz kalanlar, yiyecek ekmek bulamayanlar, üç kuruşluk gelirle sürünerek yaşayan emekçiler dolduruyor Tahrir Meydanı'nı. Yani sol jargonla söyler isek bildiğimiz proleterler var meydanlarda.
Hayatı, sınıf temelli Marksist tezlerle okuyanların nedense "baldırı çıplak Arapları" proleter kardeşleri olarak görememesi tipik burjuva takıntısı değil midir? Vahiymiş gibi inandıkları yüz yıllık sınıfsal tezlerini put gibi yemekte beis görmüyorlar.
Aynı şekilde hem "evrensel" geçinip, hem de Müslümanlar, Araplar, Kürtler, zenciler vs. söz konusu olunca onların devrim yapamayacağı ön kabulü ile Mağrip'teki siyah öfkeyi de küçümsüyorlar.
Ama kim ne derse desin! En az Latin Amerika'dakiler kadar soylu bir devrimin ayak seslerini duyuyor şu anda tüm insanlık!
Mısır sallandıkça İsrail titriyor!
Özgürlük, ekmek, demokrasi talep ederek sokaklara dökülen Müslüman halklar, emir kulu askerlerin kendi halkına ateş açma emrini reddettiği gün yok edilemeyecek devrim ateşini yaktı zaten. 1979'daki Camp David Anlaşması'ndan bu yana İsrail'in sıkı müttefiki olan Mısır'ın sarsılması, İsrail'in de çözülmesi anlamına geliyor. İsrail'in çözülmesi ise Ortadoğu'nun kalbindeki bataklığın kuruması, fitne ateşinin sönmesi demektir. Bütün çevresiyle düşman olan bir İsrail istese de istemese de politik bir evirilmeye uğramak zorunda kalacaktır.
Arap çocukların yüreğine cesaret geldi. Sokakta 5 kişinin bir araya gelmesini "örgütlü suç" olarak gören diktatörler, sosyal medyadaki 500 bin kişilik dayanışma gruplarını engelleyemiyor.
Firavunların, kompradorların, zalimlerin, despotların, diktatörlerin bütün konvansiyonel ve arkaik silahları, bilişim çağında zindanlarından kurtulan Yusuf Yüzlülerin öfkesini, sıkılmış yumruğunu ve kutlu nefesinden çıkan "Kahrolsun!" sloganlarını ve Kıyam'ını engellemeye yetmeyecek!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



