Anadolu Gençlik Derneği Kocaeli Şubesi, aylık teşkilat seminerlerinin üçüncüsünü geçtiğimiz pazar günü Kartepe Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi'nde sosyolog ve yazar Yusuf Özkan Özburun'un katılımıyla gerçekleştirdi.
Bu seminerlerden her ay istifade eden biri olarak Yusuf Özkan Özburun'un sunumunu temel alarak (tam olarak yansıtamasak da) birbiriyle bağlantılı bazı mevzuları ele alacağız.
- Bilgisayarımızdaki virüsler için kullandığımız anti virüs programını, internete bağlı bilgisayarlarda daha etkin hale getiririz. Zaten bir sürü virüs üreten nefsimizin yanında bir de dış dünyadan gelen tehlikelere karşı bir anti virüs programı kullanmayan insana ne demeli?
- Eskiden problemlerin kaynağı cehalet idi, günümüzde ise sorunlar çok bilmekten (çok bildiğini zannetmekten) kaynaklanıyor.
- Atalet kültürünü üzerimizden atmalıyız. Tatil ile atalet kelimelerinin aynı kökten geldiğini unutmayalım. Muattal kalmaktan kurtulup faaliyet ve aksiyon kültürüne seyredelim. Bu manada Cafcaf'ta gördüğüm bir karikatürü aktarmak isterim: Adamın biri ense yaparak yatıyor. Diğeri de yakınıyor: Nereden icat ettik sadece Pazar gününün olduğu takvimi? Öteki hiç istifini bozmadan modern insanın ağzına sakız olan şu cevabı veriyor kendince: Bırak şimdi, zaten bir pazarımız var, onu da mahvetme!
- Kişisel gelişim; kemâlât- ı insaniye değildir. Kişisel gelişim kurslarına devam etmekle kâmil olunmaz. Sadece modern hayatta daha iyi nasıl ayakta kalınacağı öğrenilir.
- Toptan kabulcü yaklaşımı reddediyoruz. Yani araştırmadan, tetkik ve analiz etmeden olduğu gibi kabul bizde yoktur. Hemen her şeye analitik bakacağız.
- Çift kanatlı olacağız. Tek kanatlı kuş uçamadığı gibi insan da sadece maddî ya da sadece manevî yönden meselelere bakarsa kaybeder. Kur' anî tabirle zülcenâheyn (iki cenah sahibi) olacağız.
- Teşkilatlarımızın pergel metaforu ve zülcenâheyn mantığıyla idare edilmesi; günümüz meselelerine bakışta sağlıklı kararlar vermemizi sağlayacaktır.
- On beş yaşına kadar öğrendikleriyle hayat boyu idare eden insanları uyarmak, onları üretken hale getirmek temel vazifelerimizdendir. On beş yaşına kadar öğrendiği kelimelerle, esprilerle, kalıplarla hayatını devam ettirmeye çalışan insanlar israfın dibine vurmuş olurlar.
- 1980'den önce: İşgücüne dayalı, kassal faaliyetleri ön planda tutan, değişim hızı yaklaşık yirmi yılı bulan bir anlayış hâkimken; 1980' den sonraki anlayış: Beyin gücüne dayalı, zihinsel faaliyetleri önceleyen, değişim hızı neredeyse iki yıl olan bir toplumsal süreçtir.
- Önceleri tarıma dayalı üretimin esas alındığı ülkemizde köylerde tarlada ve kavgada kullanmak üzere kas gücüne önem verildiği halde, günümüzde hemen her yerde kullanmak üzere beyin gücü müthiş derecede ön plana çıkmıştır.
- Gökyüzüne bakınca kalbi titremeyen, oradaki ayetleri fark edemeyen, fakat bir gol pozisyonunda bile yerinden fırlayacak derecede çılgınlaşan insan; his engellidir.
- Sürekli gereksiz işlerle aklını, beynini, kalbini meşgul eden ve sorsanız tek bir ayeti bile düşünmemiş insan da; düşünce engellidir.
- Malum sistemin bizler üzerinde dört türlü dayatması vardır:
1-Küçük yaştan itibaren kadınların cinsiyet (kontrolsüz diyet ve gayriislamî estetik) ve erkeklerin cinsellik ile meşgul edilmesi.
2-Hastalık derecesinde müzik çılgınlığı (ritim hastalığı).
3-Endüstri şeklini alan ve bir tröst haline geldiği gibi, farkına varmadan şehirli teröristler üreten bir spor (!) olan futbol.
4-Sonucunda asosyalliğin ve bunun neticesinde de modern zamanların başlıca hastalıklarından biri olan can sıkıntısının peyda olmasını sağlayan teknoloji bağımlılığı.
- Anadolu Gençliği'ne seslenen Yusuf Özkan Özburun 'Anadolu' ve 'Genç' kelimeleri üzerinde durarak neyi temsil ettiğimizi hatırlattı: Genç kelimesi; Farsça' da hazine demektir. Gencin en büyük hatası hazinesini kuralsızlara yağma ettirmesidir. Her genç varlığında doğal olarak bulunan hazinesini korumak zorundadır.
- İzleyen toplumlar, pasif bir eğlencenin kucağına itilmişlerdir. Bunun en büyük örneği; günde ortalama 6 saat televizyon izleyen Amerikalılardan sonra ikinci sırada günde ortalama 4,5 saat televizyon izleyen halkımızın sağlam espriler karşısında dumura uğraması ve uzun süre bunları anlamaya çalışmak için kafa yorması veya yormaya bile gerek duymamasıdır.
- Böyle toplumlar aktif düşünemezler. Bir şey söylersiniz de bön bön bakar ya, işte onun gibi bakmasından anlarsınız. Anlattığınızı sorduğunuz zaman cevap alamazsınız.
- Zevk- i selim derecesi zaten pek yüksek ve bilinmezler ülkesinde bir yerdedir pasif eğlenceci için.
- Ortalığı karartan aydınlardan çok, arifler, âlimler ve abidler bize yol gösterecek olanlardır. Onlar ki etrafı aydınlatmak için eriyen birer mumdurlar.
- Sadelik, düşüncenin dilidir. Düşünce yükseldikçe sadeleşir. Bu yüzden en yüksek düşünce olan vahyin dili pek sadedir. Kolay değil, sadedir.
- Modern dünyanın korsanı mal- mülk çalıp gemi soymaz. Hem dünyalığını hem de ahiret azığını elinden alır da farkına bile varamazsın. Yetinmek nedir bilmez, elde avuçta ne var ne yok almak ister.
- Geçliğimizin hayata bakışı, sabrı, kelime dağarcığı, şefkati vs hakkında 'msn' ve 'sms' dilleri bizlere iyi birer tahlil imkânı sunar.
2004- 2006 arası Millî Gazete'mizde, bu sayfada yazıları yayımlanan, burada yazmayı Mevla'nın bir lütfu olarak gören, bir yazı için en az iki- üç gecesini ayıracak titizliğe sahip, fakat şu sıralar yoğun bir şekilde kitaplarıyla uğraşmak durumunda olan Yusuf Özkan Özburun'a tüm Kocaeli adına tekrar teşekkürlerimizi sunarız.
Bu arada Yusuf Özkan Özburun'un affına sığınarak bir müjde vermek istiyorum: Yukarıda geçen dört maddeyi kapsayan bir kitap için hazırlık yapılıyor. Haberiniz ola...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



