Devlet ya da onun adına iktidarı kullananın konum, yetki, görev ve sorumluluğunu, aile içinde babanınkine benzer olduğunu ilk defa Aristoteles ileri sürmüştü. Siyaset felsefesi ve siyaset biliminde bu görüş "Aile Kuramı" olarak nitelendirilmişti. Belki Kent-Devlet (Site-Devlet, Polis) yapısı içinde, özellikle de toplumbilim bakış açısında Aile Kuramı'nın bir dereceye kadar öngörülmesi anlayışıyla karşılanabilir. Ama "Baba" imgesini toplumbilim bakış açısından, mesela Çarlık Rusya'sında olduğu gibi mistik, ya da inanış (cult) düzleminde ifade etmeye başladığınızda kökten bir anlam değişimi de kaçınılmaz olarak ortaya çıkar. Çar'ın "Kutsal Baba" metaforunun bir tezahürü olması, devleti ve iktidarını bütünüyle farklı düzleme taşıması olağan hale gelir. Ama öyle veya böyle artık devlet de, iktidarı da aklın ve bilimin konusu olmaktan öte başka bir mantığın hükmü altına girer. Belli insanların ve toplumların buna rıza
göstererek (consensus) yönetilmeyi kabul etmesi, ancak kendine özgü bir örnek oluşturur.
Aslında "devlet" kavramı Yeniçağın, özgül zihniyetinin bir yansıması olarak, geçmiş çağlardakinden bütünüyle farklı bir, deyim yerindeyse, kurgusal (fictional) yapı temelinde nitelendirilmiştir. Doğal ya da doğaya ait olanın karşısında kurgulanmıştır. Doğal ya da doğaya ait varlık olarak insan esas konumdadır. Devlet ve onun carlığından türetilmiş iktidarı zihni kurgu durumundadır. Genel kabul görmüş anlayışa göre toplum (society) da şartlı olarak böyledir. Toplum Sözleşmesi (Contrat Social-e) öğretisi bunu açıkça örneklendirir. İnsan olgusunu hangi yön ve doğrultuda tanımlayıp yorumlamaya göre, devletin, aynı zamanda toplumun mahiyet farklılıklarına ulaşmak mümkündür. İnsanın özgürlüğünden, insanın haysiyet ya da onurundan, hak, ödev ve sorumluluğundan ne anlıyorsanız, bunlara koşut (paralel) devlet ve toplum kurgulaması, dolayısıyla tanımı yapmak durumundasınız. İnsan, mesela Bireycilik (Individualisme) bağlamında kavrayan bir anlayış, iktisadi faaliyeti bağlamında kapitalist kurgulama temelinde tanımlamak durumundadır. Bu durumda devleti "baba" imgesine indirgediğinizde, tam bir çelişkiyi göze almak kaçınılmazdır.
Türkiye'de, kavramsal ve yöntemsel düşünme, özellikle siyasette kendi geleneğini salamlaştıramadığı için, insan kavrayışıyla devlet ve iktidar alışkanlığı sürekli çelişkiler, çatışkılar, umursamazlık ve yabancılık salınımında sürüp gelmiştir. Popüler sağ ve sol, insan olgusunu kavrayışta sözde (pseudo) bir tutum ve söylemi, devlet ve iktidar kurgulamasında alışkanlık düzeyinde bir anlayış içinde olageldiği için, çoğunlukla farkında olunamayan bir çelişki, çatışkı, umursamazlık ve yabancılık sarmalıyla boğuşagelmişlerdir. Somut örnekler üzerinde duralım. Mesela düşünce ve inanç özgürlüğü sözde temel bir özgürlük olarak dile getirilirken, iktidar alışkanlığının kendiliğinden yansıması olarak monolitik, tek düzenli bir buyruk biçimini ortaya sürüvermektedir. Olay düzeyinde örneklendirmek istenildiğinde "yumurtalı protesto"ları hatırlamak yerinde olur.
Meseleyi bir şekil düzeyine indirgeyerek bir "onur" sorununa bağlamak, aslında başlı başına bir sorundur. Devlet ya da iktidar alışkanlığı tutumu, tam da bu kertede ortaya çıkmaktadır. Protesto ya da gösteri hakkıyla düşünce özgürlüğü ilişkisini sağlıklı kuramamanın doğal sonucu, en basit bir tepkiyi kişiselleştirmeye götürür insanı. Derdini anlatmak isteyen Mersinli bir çiftçi'yi, oğlunun ünivensite mezunu olmasına rağmen işsizliğini duyurmak isteyen bir babanın feryadını, savaş ilanı gibi algılamak herhalde adı demokrasi olan bir rejim ile uzlaştırmak mümkün olmamalıdır. Adam, haklı ya da haksız, iyiniyetli ya da kötüniyetli olarak bir konuda tepkide, protestoda bulunmak istiyorsa, biçimini de kendisi belirler. Bunu eyleme dönüştürdüğü anda, özgürlüğe, kamuyarar ve düzenine, yasalarda tanımlanan kurallara aykırı olup olmadığı ancak o zaman karar verilir. Tepkini, protestonu ortaya koy ama benim beğeneceğim türden olsun! Şuna benziyor bu: Omlet yap ama yumurtasız olsun!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



