Allahım! Küçükken ne de güzeldi her şey! Bütün dert; oyundu, oyuncaktı. Tozpembeydi bütün dünya; ne geçmiş kaygısı ne yarın kavgası; yaşanan o andan ibaretti sadece.
Heyhat! Bütün güzel anlar gibi, çabucak bitmişti; kaşla göz arasında.
Okul başladı. Öğrenmek güzeldi güzel olmasına ama insanın dertlerini azaltmıyordu ki... Öğrendiğin her bir kelime, öğrenmen gereken onlarca kelimenin de habercisiydi. Bilmek daha çoğaltıyordu soruları, sorunları ve sorumlulukları...
Demek ki bilmek mesuliyet yüklenmekti. Öğrenmeye başlamıştım evet; ne ki öğrendiğim giderek sorumlulukların arttığıydı.
Okul hayatı bitince, bir cendereden kurtulurum sanmıştım; yanılmışım. Daha şöyle bir soluklanmadan, çalışmak, kazanmak mecburiyeti çalmıştı kapımı. Hatta okul bile bitmeden iş hayatına adım atmak zorunda kalmıştım. O kadar okul bitirmiştim; resmen sürünüyordum ama çevrem kendimi şanslı saymam gerektiğini düşünüyordu. Öyle ya bir iş bulmuştum... Ekmeğimi kazanmaya başlamıştım. Para kazanmanın özgürlük demek olduğunu sanırdım; meğer kazanılan para, kendi esaretinizi satın almak içinmiş... Aynaya bakamıyordum; çünkü kendimi tanıyamaz olmuştum. İnsan okurken yaşı kaç olursa olsun daha çocuktur. İş hayatına atılmasıyla, adamlığa adım atması bir olur. Bu, bir yönüyle sevinilecek bir durumdur elbette. Fakat bir yönüyle de inanılmaz bir şey; nasıl bu kadar değişilebilir, olacak şey değil! Büyümek, adam olmak buymuş demek.
Kurtların rızık bulmak için avlanmaya çıkması gibi bir şeydi sanki; sevmedim, sevemedim. İş bulmak için başka, işini korumak için başka taklalar atacaksın. Kendin olarak görünemezsin; daha prezetınbıl olmalısın. Bilmediğini biliyor, yapamadığını yapıyor görüneceksin. Gerektiğinde, gerektiği kadar kıvırmayı becereceksin. Yalan dolan kötü şey ama lazım olduğunda kullanmaktan çekinmeyeceksin. Ayağın kaymasın diye bazen ayak kaydıracaksın.
Meğer kirlenmeden para kazanmak ne zor şeymiş!
Okulda bunların hiçbirini öğretmemişlerdi bize. Okulda hayatı böyle göstermemişlerdi. Doğru olan her zaman kazanır demişti öğretmenimiz. Anam rahmetli, yalan söylersem, dilime acı biber süreceğini söylerdi. Babam rahmetlinin tek derdi ise, yüzünü asla kara çıkarmamamdı.
Hayat! Sen ne kötü şeyler öğrettin bize!
Güç bela hayata tutunmaya çalışırken, çoluk çocuğa karışmamız bir oldu.
İşte şimdi iyice artmıştır yükün. Kendin için bencilce yaşayamazsın artık. Onlar için geceni gündüzüne katmalısın. Onlar rahat etsin diye bütün güçlüklere göğüs germelisin. Onlar için yaşamalı; daha doğrusu onlar için yaşamaktan vazgeçmelisin. Hayatı yaşamıyor gibi yaşarsın; bir de bakarsın ki yaş olmuş 40...
Bundan sonra çoluk çocuğu mu düşüneceksin, halı gibi ayağının altından çekilen kendi hayatını mı?
Geçmişe baksan hüzün, geleceğe baksan, bir nevi güz; yine hüzün... Dünya renk cümbüşü de olsa, yaşadığın tek renktir artık. Sonbaharın solgun sarısı...
Bu mevsim bir şey daha fark edersin. İnsanın tek derdi, kendisi ve çevresi değildir. Yaş ilerledikçe, ilginç bir şekilde, dünyanın ve insanlığın geleceğini daha çok düşünmeye başlarsın. Aç açık insan görmek bir yana, sokak kedileri bile içini burkmaya yeter. Kapı gıcırdasa, yüreğinden bir tel kopar sanki. Yağmur bırakacak bulutlar gibi, hüzün toplanır gözlerinde. Kendini koyuvermek için sebep bile aramazsın. Kış geceleri, köpeklerin havlamasıyla, sıcak yatağından fırlar kalkarsın; bu soğukta, dışarıda... Eksi on derecedir, dışarısı buz kesmektedir; ya açıkta kalan varsa... Evinde, yatağında adeta donduğunu, iliklerine kadar titrediğini hissedersin.
Hiçbir şeye sırtını dönemez, hiçbir şey için 'bana ne' deyip geçemezsin. Bencillik dönemlerin geride kalmıştır. Kâh Mübarek olur derdin, kâh Kaddafi... Televizyon izlerken yumrukların sıkılmıştır, dişlerin birbirine vurmaya başlamıştır, istem dışı. Gazete okurken, söylenmeye başlamışsındır. Bazen ölenlerin aziz ruhuna Fatiha okur dudakların, bazen diktatörlerin gelmiş geçmişlerine rahmet...
Yaş ilerledikçe sorumluluğu, sorumluluğuyla birlikte huysuzluğu artar insanın. Şeytanın gör dediği şeyleri görürsün de, daha önce nasıl olup da bunları göremediğine/düşünemediğine şaşar kalırsın. Her şey senin sorunundur ve senin sorumluluğun... Terör kadar kadınların dekoltesi ve tacizi de beladır başa çıkılması gereken.
Çocukluk, ergenlik, gençlik günleri derken... Orta yaş ve sonrası yaşanmaya başlandığında, bir şey dank eder kafana. Hayat halden hale, şekilden şekile sokar insanı. Birçok değişeni vardır. Sürprizlerle doludur. Ancak değişmeyeni bir tanedir. Kim olursan ol, hayatı nasıl yaşarsan yaşa arkadaş; omuzlarına bir dağ yüklendiğinin farkında mısın! Ve yükünün mütemadiyen arttığının...
Fatma Zehra'nın doğum günüydü. Ben çocukluğumu arar dururken, onun büyümek için sabırsızlandığı gözlerinden okunuyordu. Kızım ne acele! Allah uzun ömürler versin, sen de büyüyeceksin. Sen de öğreneceksin.
Lakin şu kadarını söyleyeyim ki... Yüklendiğin dağdır; ağırdan öte fenadır. Fazla lakırdıya ne gerek! Bir şair sözüyle kapatalım konuyu:
İnsanın büyüdükçe mi artıyor dertleri? / Yoksa insan büyüdükçe mi anlıyor gerçekleri? (Özdemir Asaf)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



