Bazı insanlar vardır ki yerleri kolay dolmaz. Elbette her özgün bireyin yeri kültür ve düşünce hayatımızda ayrıdır. Bazıları, konumları, işlevleri itibariyle tamamen bir boşluk bırakırlar. Yücel Çakmaklı bunlardan biri.
Türkiye'de İslâmi duyarlık ve düşüncenin yükseldiği, kendini iyice hissettirdiği bir dönem var. Bu, nedensiz değil. Büyük düşünce adamları, sanatçılar, şairler, bilgeler, genç yazarlar birlikte belirirler. Şiir, her zaman başatımızdır, her dönemde de zirvede olmuştur. Geçen yüzyılın şairlerine bakarsak bu çok daha iyi anlaşılır. Batıcı düşüncenin şiiri milletimizin ruhuyla yeterince buluşmadığı için istenilen yere oturamamıştır. Mehmed Âkif'in Safahat'ı Kur'an-ı Kerim'den sonra en çok okunan kitapların başında gelmiştir. Sonra Necip Fazıl'ın Çile'si, Sezai Karakoç'un bütün şiirleri, Cahit Zarifoğlu, Erdem Bayazıt, Akif İnan, Osman Sarı'nın şiirleri... Bunlar yerli düşüncenin en önemli temsilcileri olmuşlardır. Roman, öykü, piyes, tiyatro, sinema sonradan kültür ve düşünce hayatımıza girdiler. Bunlar da özel ve bireysel çabalarla bir yere kadar geldi. Batıdan gelenler kültür hayatımıza birçok yönüyle girdi. Düşünce geleneğimiz birçok alana yeni açılımlar sağladı.
Necip Fazıl'ın piyesleri devlet kurumlarında sahnelenmedi uzun yıllar. Piyes sayısı da neredeyse onun eserleriyle sınırlıydı. Sezai Karakoç, Nuri Pakdil bu geleneği sürdürdüler. Onların dışında yazılan eser sayısı çok azdır. Rasim Özdenören'in biri iki denemesi, Ali Göçer'in piyesleri bunlara eklenebilir. Ne yazık ki, bunlar ne doğru dürüst sahnelendi, ne de sinemaya aktarıldı. Amatörlerin eserleri o kadar etkileyici değildi.
Sinemada ise hemen hiç yok gibiydik. Üstat Necip Fazıl'ın senaryoları vardı. Fakat, Yücel Çakmaklı gibi bir sinemacımız ise hiç yoktu.
Yücel Çakmaklı sinemamızda bir ilktir. 1970li yıllardan itibaren kültür ve düşünce hayatımızın en hareketli olduğu bir zamanda belirdi. Onun ilk olması, sinemada bir özgünlük olarak da kendini gösterdi.
Kendimize ve ruhumuza ait bir film seyretmek... Yakın zamanda TRT'de tekrar gösterilen Rasim Özdenören'in "Çok Sesli Bir Ölüm" öyküsünden uyarlanan ve siyah beyaz olarak çekilen film bizim büyük bir heyecan oluşturdu. Daha önce çektiği "Kâbe Yollarında" filmi o kadar da dikkatimizi çekmemişti. O dönem için iyi bir çıkıştı, ama "Çok Sesli Bir Ölüm" kadar bir yankı uyandırmamıştı. Çünkü o döneme bir yanıyla ideolojik, bir yanıyla da Türkan Şoray, Hülya Koçyiğit, Filiz Akın, Fikret Hakan, Cüneyt Arkın, Kadir İnanır gibiler çevresinden dönen bir sinema baskındı. Tabii, sansürlü filmler de yok değildi.
Doğrudan genç kuşaklara hitap edecek bir sinema dili. İdeolojik çıkış en hareketli olan alandı.
Yılmaz Güney filmleri etkiliydi. İdeoloji ister istemez insanları birbirinden ayırıyor. Biz [şahsen ben] o dönemde Yılmaz Güney'in ideolojisine bakmadan bütün filmlerini izledik. Ne de olsa, dışarıdan yüklenilen misyon bizleri mesafeli kılıyordu. İster istemez bizler, batıcı düşünce hayatımıza girdiğinden beri kendimize ait sığınaklar aradık.
Şiirde bir sorunumuz yoktu. Büyük bir şiire sahiptik. Anlatıya dayanan öyküde de büyük bir mesafe kat ettik. Romanımız var mıdır, olamadı bir türlü. Düşüncemizin ruhundan doğan büyük bir roman ortaya koyamadık.
Sinema, üstelik riskli bir alan. Yatak odasına girilen, hatta o dönemde kimi ticari amaçlı, hiçbir karşılığı olamayan filimler vardı. Bunların arasında milli olan değerlerine bağlı film üretmek zordu. Böyle bir durumda Yücel Çakmaklı'nın dönemin ruhuna uygun çıkışı büyük oldu. Milli Sinema doğdu ve kısa zamanda da gelişti. TV5'te Edebiyat Okumaları programımızda Bünyamin Yılmaz ile bir oturum yaptık. İhsan Kabil ile Ali Murat beyler de telefon ile katıldılar.Yücel Çakmaklı, yani Milli Sinemayı enine boyuna tartıştık. İyi de oldu.
Yücel Çakmaklı, daha sonra büyük eserlere imza attı. Bunlar bir rahatlama getirdi. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlatan Osmancık, Tarık Dursun K.'dan, "Denizin Kanı", Tarık Buğra'dan "Küçük Ağa" ve "Kuruluş" gibi roman uyarlamalarını dizi olarak televizyona aktaran Çakmaklı, Necip Fazıl Kısakürek'in "Bir Adam Yaratmak" ve Turan Oflazoğlu'nun "4. Murad" gibi tiyatro eserlerinden televizyon oyunları yaptı. Çakmaklı'nın, "Müzik odaklı drama" dalında hazırladığı eserler arasında Hacı Arif Bey'in hayat hikayesi ile bir Rumeli türküsünden yola çıkarak çektiği "Aliş'le Zeynep" sayılabilir. Ondan sonra sinema alanında bir genç kuşak yetişti. Şenol Demiröz, Ahmet Bayazıt, Salih Diriklik, Mesut Uçakan, İsmail Güneş bu alanda ortaya çıktılar. Sinemada yakın zamanda yeni bir çıkış var. Onu bekleyeceğiz.
Yücel Ağabey ile biz Mavera dergisi ortamında tanıştık. Mavera İstanbul'a taşındıktan sonra, gerek Mavera'da gerekse Ajans 1400'de sık bir araya geldik. Mavera ile Ajans 1400 ekibi iç içeydi. Erdem Bayazıt'ın Afganistan'a gittiği sıralardı. Taksimde bir otelin lobisinde oturuyorduk. Ekip orada yolculuğa hazırlandı. Bu dönemde Mavera dergisinin etki alanının genişliği, edebiyat ortamının canlılığı ile donanmıştık. Bir ara; Cahit Zarifoğlu, Tarık Buğra, Yücel Çakmaklı bir araya geldiler. Tarık Buğra, Yücel Çakmaklı'nın gözlerinin içine bakıyordu. Bir eserini daha sinemaya uyarlamasını istiyordu. Bunu söyledi de. Ayrıldı, içine büzülmüş bir halde uzaklaştı. Zarifoğlu, o esmer gülüşüyle Yücel Bey'e takıldı. Bir romanını daha uyarlamasını söyledi. Ardından baktı.. "Zavallı..." dedi. Ben onun bu sözünden başka bir anlam çıkarmıştım. Bağlı bulunulan düşünce geleneğinin dışında olmasının bir ifadesi gibi olmuştu benim için. Tarık Buğra o sıralar çok yalnızdı.
Uzun bir zaman inzivaya çekildi Yücel Bey.
Fatih Üniversitesi öğrenci kulübü Necip Fazıl'ın piyesleri üzerine konuşmak üzere bir program düzenlemişti. Yücel Çakmaklı, Mustafa Miyasoğlu ve ben konuşmacıydık. Onu evinden aldık. Yol boyunca sohbet ettik. Yedi İklim dergisinin kimi sayılarını edinmiş. Üstat ile ilgili Özel sayımızı çok beğendiğini söylemişti. Bu gibi durumlar bizleri mutlu ediyor. Programda da Üstat ile ilgili anılarını anlattı. Onun eserlerinin üzerinde çalışmayı, onlardan nasıl beslendiklerini, Reis Bey'in çekimindeki izlenimlerini... tadına doyamadığım bir oturumdu bu. Umarım, o konuşmalar banda kaydedilmiş olsun, ortaya çıkarılmasında yarar var. Televizyondaki programlarımı da izliyormuş. Onun için özellikle teşekkür etti. Onu bir ara programa alma sözünü de almıştım, nasip olmadı bir türlü.
Yücel ağabey ile sık buluşmak üzere ayrıldık.
Ameliyat olacağını haber alır almaz Bünyamin ile program yapmaya karar verdik. Bünyamin kendisini haberdar etmemiş. Programı yaparken da hastalığını gündeme getirmemeye özen gösterdik.
Yücel Bey büyük bir hizmette bulundu. Milli Sinema akımının öncüsü oldu. Kuşağının tek örneği ve ismiydi.
Kendisine rahmet diliyoruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



