Cok kıymetli bir ağabeyimiz "öleceğiz, çok güzel olacak" demişti bir yazısında. Fatih Camii avlusunda saf tutan binlerce insan, yukarıdaki söze tam karşılık gelen bir ana şahitlik ediyor. Bir Ramazan günü Rabbine kavuşan Yücel Çakmaklı'ya son görevimizi yerine getiriyoruz. Millet olarak bir özelliğimizdir; yaşarken kıymetini pek bilmediğimiz değerler, öldüğünde aklımıza gelir. Ardından methiyeler dizeriz ve böylece suçumuzu hafiflettiğimize inanırız. Yaşarken kıymetini bilmediğimiz şahsiyetlerden birisi de Yücel Çakmaklı idi. Çıktığı yolda, yaptığı mücadelede hep tek başına idi. Buna rağmen inandığı yolda yürümekten hiçbir zaman imtina etmedi.
Çağımızın en büyük propaganda araçlarının başında gelen sinemanın bugüne kadar Müslüman camianın ilgi alanına girmemiş olması, sermayeye ulaşan Müslümanların sinemayı hiç hesaba katmadığı düşünülürse, Yücel Çakmaklı gibi bir değerin neye karşılık geldiği daha iyi anlaşılacaktır. Birleşen Yollar (1970), Küçük Ağa (1983), Kuruluş (1986) ve gençliğimizin kahramanı olan Minyeli Abdullah (1989-1990), Yücel Çakmaklı'nın ortaya koyduğu ve tek başına omuzladığı "Milli Sinema"nın en önemli adımları oldu, Müslüman camiayı derinden etkiledi. Birkaç kuşağın yetişmesinde önemli bir rol üstlendi. Bu işi adeta tek başına gerçekleştirdi.
Modern çağın en etkili silahı sinemadır. ABD'nin başına çektiği emperyalist ülkeler, sinema yoluyla kitleleri etkileme, ideolojilerini ihraç etme yolunu başarıyla yürütürken, İslam dünyası uyumaya devam ediyor. Özellikle ABD, dünyada olup biteni sinema yoluyla kendi lehine çevirdi. Mesela Afganistanlı Mücahitlerin Rusya'ya karşı kazandığı zaferi gölgelemek için, ABD "Rambo" adlı filmi vizyona koyarak, Ruslara karşı kartondan bir kahraman oluşturdu. Bir tarafta Afganistanlı Mücahitlerin zaferi gölgelenmek istendi, diğer taraftan Müslüman halkın gözünde, özellikle de gençlerin nezdinde "Amerikalı Rambo" sevimli bir kahraman haline geldi. "Rambo"nun şahsında Amerika, Müslümanların gözünde meşrulaştırıldı. O döneme şahit olanlar ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaklardır. Bütün bu dönüşümler, büyülü bir dil ortaya koyan sinema sektörü sayesinde gerçekleşmiştir. Güçlü bir propaganda silahı olan sinemayı Müslüman camia ihmal etti, kullanmayı düşünemedi. Sadece birkaç idealist Müslüman'ın çabalarıyla bir şeyler yapılmaya çalışıldı. Türkiye'de idealist insanların öncüsü Yücel Çakmaklı'dır. Yücel Çakmaklı, milletin değerlerini dikkate alan, bu değerleri sinemaya aktarmak için gayret eden, bu işi bir görev bilinciyle yapan ve adına "Milli Sinema" dediğimiz yerli sinemanın temellerini atan kıymetli bir şahsiyettir. Emperyalist kültürün psikolojik savaşına karşı tek başına duran bir kişilik olan Çakmaklı, çıktığı yolda önemli işlere imza atarken birçok zorluğu ve imkânsızlığı da göğüslemek zorunda kaldı. Ortaya koyduğu eserler ancak milletinin değerlerini önemseyen idealist bir insanın başarabileceği türden şeylerdi. Türk milletini batı emperyalizmine karşı savunmasız bırakanlara inat, Yücel Çakmaklı'nın direnişi, milli hasletleri sinemada karşımıza koyması takdire şayan bir davranıştan öte, bir vatanperverlik göstergesidir. "Milli Sinema"ya kırk yılını veren Yücel Çakmaklı, aramızdan ayrılırken arkasında koca bir miras bıraktı. Umulur ki birileri bu mirasa sahip çıkar. Her türlü lüksü yaşamak için pervasızca para harcayan mütedeyyin camia, iş milletin değerlerini yüceltecek faaliyetlere gelince kör ve sağır davranıyor. Yücel Çakmaklı, ortaya koyduğu şahsiyetle ve yaptıklarıyla bu işlerin olabileceğini ispat etti. Şimdi her türlü imkâna sahip olan mütedeyyin camiadan beklenen, bugüne kadar ihmal edilen sinemaya gereken ilgiyi göstermekle kalmayıp, gereğini yerine getirerek, rahmetli Yücel Çakmaklı'nın başlattığı "Milli Sinema"yı hak ettiği yere taşımalarıdır. Güle güle güzel İnsan. Bize yaşattıkların için binlerce teşekkür. Mekânın cennet olsun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



