Ramazan'ın son günlerinden birinde Mesut Uçakan telefonla arayarak Yücel Çakmaklı'yı anmak için Ensar Vakfı'nda düzenledikleri bir iftara davet etti. O akşam iftara katılan dostlarından bir kısmı, yemekten sonra yaptığı konuşmalarla rahmetli yapımcı ve yönetmen ağabeyimizi hatıralar ışığında anıp anlatmaya çalıştı. Bir çoğunu yakından tanıdığım bu insanların çoğu sinema ve televizyon çevresinden dostlardı.
Mesut Uçakan'dan başka yönetmenlerden Tuncay Öztürk, İsmail Güneş ile Nazif Tunç yanında Yücel Çakmaklı'nın kıdemli asistanı Attila Bey, Elif Film'i beraber kurdukları Ali Emirosmanoğlu, TRT'de beraber çalıştıkları Şenol Demiröz, kameramanı Çetin Bey ve daha pek çok sinema çalışanı ile oyuncular da bu toplantıya katılmış, onu nasıl tanıdıklarını veya şahit oldukları olaylarla beraber yaşadıklarını anlattılar. Tabii o salonda bulunanlar arasında, oğlundan sonra en eski tanıyanı olarak ben de Yücel Çakmaklı üzerine konuştum.
Milli sinema öncüsü
Milli Sinema adına özgün bir çıkış yaparak gösteri sanatları tarihimizde kendine özgü bir yer edinen Yücel Çakmaklı'yı ben tam 41 yıl önce tanımıştım. Rahmetli ağabeyimiz o günlerde Yeşilçam filmlerinde asistanlık yapıyordu. Onu Tepabaşı stüdyolarından birinde ziyaret ederek kibar ve zarif şahsiyetini tanımış ve bilinen sinemacı tavırlarına çok uzak bulmuştum. Doğrusu onun naif tavrını yadırgamış, sinemada bu tavırla başarılı olunamayacağına hükmetmiştim. Fakat iki yıl sonra Elif Film adında bir şirket kurarak Hac Belgeseli ile Oğlum Osman ve Kızım Ayşe gibi filmlerden sonra, Şûle Yüksel'in Huzur Sokağı adlı romanından yola çıkarak yaptığı Birleşen Yollar filmi bu kanaatimi değiştirdi ve farklı tavrıyla başarılı oldu. Yücel Çakmaklı'nın adını bütün ülkeye duyuran ve başarısını kanıtlayan bu eseri oldu.
Benim de içinde bulunduğum MTTB Sinema Kulübü'nde meraklı arkadaşlarla önemli filmleri getirip büyük salonda göstererek senaryo seminerleri yapmaya başlamıştık. Bu filmle birlikte Sinema Kulübü'ne ilgi arttı ve sinemayla ilgili açık oturumlar düzenlenmeye başlandı. Böylece, Yücel Çakmaklı yanında pek çok yönetmen ve senaryo yazarı ile eleştirmen davet edildi, eserleri etrafında gençlerin görüşlerini öğrenmelerini sağlanarak yeni bir sinemacı kuşağının yetişmesine yardımcı olundu. Salih Diriklik ve Mesut Uçakan'la birlikte Gençlik Köprüsü (1975) filmini yapan bir grup genç arkadaşın yetişmesi böyle mümkün oldu.
Birleşen Yollar filmi Yücel Çakmaklı sinemasının bütün ip uçlarını ve belli başlı özelliklerini ortaya koyar. Bu eseri iyi inceleyecek sinemacı, hem bu ülke insanının duyarlığını ve hem de halkımızın sinema ile nasıl buluşacağını rahatlıkla ortaya koyabilir. Yücel Çakmaklı yalnız kendi eserleriyle uğraşmadı, sinemaya gönül veren herkese yardımcı oldu.
Birleşen Yollar filminden sonra ruhunu Necip Fazıl'dan aldığı, Bülent Oran'ın yardımıyla Yeşilçam formatına uygun senaryoya dönüştürerek beyaz perdeye aktardı ve sonra da 1975 yılında TRT televizyonuna girdi. Burada çektiği pek çok filmle başarısını pekiştirdiği gibi, benimsediği değerlerin ülke çapında gündeme gelmesine de yardımcı oldu. Rasim Ödenören'in Çok Sesli Ölüm, Necip Fazıl'ın Bir Adam Yaratmak, Turan Oflazoğlu'nun IV. Murat ve Tarık Buğra'nın Küçük Ağa ve Osmancık adlı eserlerini televizyon dizisi yaparak sinemada olduğu kadar televizyon dizi filminde de belirli bir ustalığı kanıtlayarak başka denemelere de girişti. Aliş ile Zeynep ve Hacı Arif Bey gibi kendi projesi filmler böyle ortaya çıkmış denemelerdendir. Daha sonra önemli konulardan yola çıkarak yaptığı filmler de böyle.
1990 yılında TRT'den ayrılan Yücel Çakmaklı, Hekimoğlu İsmail'in Minyeli Abdullah adlı romanını filme aktararak yeniden sinemaya döndü ve yine ses getiren filmlere imza atmaya başladı. Mümin ile Kâfir, Kanayan Bosna, Son Türbedar, Emir Sultan ve Cumbadan Rumbaya gibi bir kısmı özel televizyonlarda gösterilen yapımlarla büyük ilgi gördü ve rahmetli, bir derviş sabrıyla sinemaya olan muhabbetini korudu. Pek çok insanın sinemaya inancını kaybettiği bir dönemde o hep umutlu tavrını sürdürdü, sinema filmi yapmak istedi.
Benzersiz bir ustalık
Yücel Çakmaklı'yı asistanken tanıdım, fakat mizaç farkından ötürü 41 yıl gibi uzunca bir zamanda onu hep uzaktan takip ettiğim halde onunla birlikte hiç bir eser üzerinde çalışamadık. Sebebini açıkladıktan sonra onun benzersiz ustalığı üzerinde durmak istiyorum.
Öncelikle şunu ifade edelim: Bir mizaç veya dünya görüşü farklılığı bir eserin veya ustalığın hakkını teslim etmemeye cevaz vermez. Benim sanat görüşüyle sanatçıya bakışımdaki farkın onun sinemasındaki estetik tavrını tespitime mani olması da mümkün değil.
Onunla iki film senaryosu üzerinde konuştuğumuzu çok iyi hatırlıyorum, biri 1970'li yıllarda, Birleşen Yollar'daki başarısından sonra karşılaştığımızda konuştuğumuz konuydu. Bu benim tasarım olarak Endülüs'ün yıkılışını Mağrip sahillerinden seyreden bir Müslümanın hüznünü konu edinen tarihi ve egzotik bir film gibi görünüyordu. Sinematek'te ayaküstü konuştuğumuz bu tasarıyı Yücel Bey ilgilendi, ama sonra hiç gündeme gelmediği için ben onun film çalışmalarına hep mesafeli durdum ve Elif Film bürosuna da hiç gitmedim. Aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra bir gün Ağa Camii çıkışı tesadüfen Ali Emirosmanoğlu ile karşılaştığımızda beni Yücel Ağabeyle buluşmaya davet etti. Ben de kabul ettim. Film şirketi yerine beni bir pasaj aralığındaki kahvehanede oturan Yücel Ağabeyle o gün tanıştığımız asistanı Attila Beyin yanına götürdü. Hal-hatır sorup konuşmaya başladığımızda, bir film tasarısı üstüne geldiğimizi fark ettim. Ellerinde aynı konuda iki senaryo vardı ve bunlardan biri Necip Fazıl'ın, diğeri de Bülent Oran'ındı. Bunları birleştirmek için benden yardım istediler. Arada, Amerikan "gag"ları ve "trük" dedikleri türden unsurları vardı. Ben mizacıma ters olan bu çalışma ortamından kurtulduktan sonra, konuyla ilgili olarak kimseye bir şey söylemediğim gibi, bu tür çalışmaların mutfağını da kendi yapıma ve sanat anlayışıma yabancı gördüm. Böyle bir sanat çalışmasını kendime çok ters buluyordum. O yüzden de edebiyat hocalığını basınla sinema ve tiyatro kulislerine tercih ederek bağımsız sanatçı tavrımı sürdürdüm. Bazı işler bazı mizaçlara göre değildir sanırım. Bazı işleri yapamadığımız için onları aşağılamak veya farklı olanları ters görmek hamlığına düşmemek gerekir. Aynı dünya görüşüne sahip insanların ustalarının yaptıklarını küçümsememesi ve aynı işleri yapacak olanların ustalarından faydalanması elbette şart...
İki yıl önce Yücel Ağabeyle Fatih Üniversitesi'ndeki bir açık oturumda karşılaştığımızda, Necip Fazıl'la ilgili sinema filmi hayalinden söz etti. Ona göre bu filmin senaryosunu en iyi Mehmed Kısakürek ile ben yazabilirdim. Bunu daha sonra da tekrarlamıştı...
Yücel Çakmaklı'nın çok farklı konu ve eserlerden yola çıkarak, belli bir üslûp bütünlüğüne sahip bir sinemacı tavrı ortaya koymasını her zaman takdir etmiş, birlikte çalışmayı her zaman bir nasip işi görmüşümdür. O yüzden Türk edebiyatının Necip Fazıl, Peyami Safa, Tarık Buğra, Tarık Dursun K., A. Turan Oflazoğlu ve Rasim Özdenören gibi ustalığı tartışmasız kabul görmüş yazarları yanında, Hekimoğlu İsmail, Şûle Yüksel ve Üstün İnanç gibi İslâmi çevrenin popüler yazarlarının eserlerini de belirli bir üslûpla sinemaya aktarmış yönetmenin benzersiz bir ustalığı var. İşte önemsediğim benzersiz ustalık buradadır... Ben bu benzersiz bir ustalığın yeni sinema kuşakları tarafından da anlaşılıp takdir edilmesi gerektiğine inanıyorum. Yalnız bizde değil, bütün dünyada da görüldüğünü sanmadığım bu benzersiz bir ustalığın yeterince değerlendirilip tezlere ve kitaplara konu olmadığı kanaatindeyim. O yüzden de Yücel Çakmaklı birden çok tez ve kitapta incelenmesi gerek.
Yücel Çakmaklı'nın tavrını sürdüren yönetmenlerin filmler arasında Salih Diriklik ile Mesut Uçakan'ın ayrı bir yeri olduğu muhakkak. Fakat İsmail Güneş ile Nazif Tunç'un da bu çizgide filmler yaptı söylenebilir. Böylece, Milli Sinema anlayışı Yücel Çakmaklı öncülüğünde daha çok ve daha büyük başarılara imza atacaktır kanaatindeyim...
Son görüşmemizde o yine Necip Fazıl'la ilgili sinema filmi hayalinden söz etti. Bu filmi Kültür Bakanlığı'nın da destekleyeceğine inanıyor, benim de senaryo çalışmalarına katılmamı istiyordu. Bu bana göre biraz erken bir tasarıydı, Üstad belgeselinden sonra biraz daha zaman geçmesi gerekiyordu. Fakat o bu tasarısını gençlere vasiyet etti. Rahmet dilerim.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



