Özgün ve özü gür bir duruşla yazan ve yaşayan bir yazar olarak Kemal Tahir, Türk edebiyatının "zirve" olarak adlandırılabilecek isimlerinden biriydi kuşkusuz. Bu minval üzere: Bu ülkenin siyasi serüvenine de katkı sağlamayı ihmal etmedi... Yanılgıları oldu muhtemelen, fakat bir yazarın öz vatanında yalnızlaşması üzücü ve ürkütücü idi zannımca. Bilhassa sol cenahtaki yoldaşlarının hışmına uğraması öylesine manidar ki: Benimseyemediler onu... Esasında Türkiye Cumhuriyeti'nin gökten zembille indiğine "iman" etmiş olan söz konusu güruh, Kemal Tahir'in yerli tezlerine tek tipçi ve tepeden inmeci bir dışavurumla karşı çıkıyordu: En nihayetinde "aforoz" edildi Kemal Tahir. Kim gibi? Tıpkı Tanpınar gibi, tıpkı Küçükömer gibi, tıpkı Meriç gibi... Hiç yaşamadılar muhtemelen: Yokmuşçasına farzedildiler. Dinmeyen trajedi devam ediyordu her hâlükârda...
İkinci Abdülhamit'in yaverlerinden Yüzbaşı Tahir Bey'in oğlu olan bu "yorgun Savaşçı"ya, kurulu düzen tarafından mahpus damları layık görüldü bir dönem: Fakat "parmaklıklar ardına" rağmen, yılmadı asla: Gayretkeş bir mağlûptu Kemal Tahir. Döneminin yasaklılarındandı... Geçimini yazarak sağlıyordu. Geçim gailesinin yorduğu yazarlardan biriydi o da. Hatta sırf geçim gailesinden dolayı takma isimle yazdı bazı romanlarını.
Doğu toplumlarının ve bilhassa bu ülkenin kültürel ve sosyal dokusu üzerine incelemelerde bulundu, notlar aldı, romanlar yazdı... Ülkesinin ve halkının derdiyle dertlendi. Yaşadığı zamanın ve mekânın ahval ve şeraitinin bilincindeydi her daim. Fakat: Osmanlı'ya olan tutumu birilerini rahatsız etmekte idi... Kuvvetli bir muhayyilesi olan yazar, mukayeseci bir bilincin sahibiydi esasen. Çokça tartışıldı yazdıkları... Meselâ: "Koruyan ve kollayan devlet" addediyordu ülkesinin devletini... Bakınız: Devlet Ana.
Batı kültürünün doğu kültürüne bire bir adapte edilemeyeceği kanısındaydı Kemal Tahir. "Batı ailesiyle benzemez bize, kurumlarıyla benzemez, devleti ile benzemez, sınıfları ve sınıflar arası kavgalarıyla benzemez. Hiç mi hiç bize bu kadar benzemeyen Batı'dan nasıl her şeyi birebir almaya kalkabiliriz?" diye soruyordu meselâ...
Sıkı bir gözlemciydi o. Anadolu'daki yaşayışı ve Anadolu'nun kendine haslığını konu edindi çoğu kez. "İfade gücü" öylesine tesirliydi ki, yaşatıyordu âdeta okuyucusunu. Sosyolojik tahlillerden yoksun değildi elbette. Yakın tarihine uzak olmayan ender yazarlardan biriydi. Fikir namusunu önemsiyordu ve özümsüyordu... Halkını tanıyan ve halkının varoluş nedenlerini aşağılamayan bir yazar olarak Kemal Tahir, Anadolu insanını en yalın haliyle anlattı eserlerinde... Din olgusu ile barışıktı. "Soğuk savaş solcuğunun" kalıpçı yaklaşımına yanaşmayışı, kendisinin görmezden gelinmesini mümkünleştirdi pek tabii ki.
Halit Refiğ, Kemal Tahir bahsine dair şöyle demişti bir müddet evvel: "Batı'nın özellikle bilgi çağının araçları televizyonlar, internet aracılığıyla yarattığı, bireyin sınırsız özgürlüğe ve tüketim imkânlarına sahip olduğu varsayılan sanal dünyanın cazibesine kapılanlar için Kemal Tahir hiç de iç açıcı bir yazar değildir. Paranın, borsanın, faizin, dövizin, tahvillerin temel değer haline getirildiği, Batı'nın güdümündeki holdinglerin ve sivil toplum kuruluşlarının devletin yerini almasının beklendiği bir dönemde, 'Batı'nın karşısına 'Devlet'i koyan Kemal Tahir'in gündemde olması elbette düşünülmez."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



