Bugün kızım gidiyor. Dün gece bavulunu hazırladı kendi elleriyle. Günlerdir kafasında kurup düşündüğü, arada bana da anlattığı her detayı yerleştirdi bavulunun içine heyecanı, merakı, ümidiyle birlikte. Yanında götürüyor günlerdir yüreğini pır pır ettiren sevincini de. Uzun süreli ilk ayrılığın, bir tür “yatılı okul” tecrübesinin heyecanı bu.
Sabah saat beşte kalktı. Son hazırlıklarını yaptı. “Çıkışa henüz vakit var. Biraz uyu” dedim. “Uyuyamam”dedi. “Nasıl uyuyayım?!” Onun heyecanı beni de sardı. Biraz buruk bir sevinç var benim de içimde. Hele bir de yanıma gelip, hazırlıksız gitmemek, ilk derste kekelememek için birkaç sayfa okuyacağını söylediğinde… İçeriden mırıltısı geliyor. Mübarek Kur’an ayetlerinin onun dilinden dökülüşü…
Onun için geçmek bilmeyen günlerin nihayetinde, yaz kursuna başlama heyecanı. “Ne garip! Gece de orada kalacağım. Anneannemde kalmaktan farklı bir duygu bu” diyor çıkışa on-on beş dakika kala.
Üniversite yıllarımda arkadaşlarımla birlikte kaldığım günleri hatırlıyorum. Pırıl pırıl yüzüne bakıyorum. Başörtüsünün iğnesini taktırıyor bana. Yazdığımı görüyor. Bölünmekten hoşlanmadığımı bildiği için çekiniyor yardım isterken. “İki sayfa okudum”diyor. Gülümsüyorum. “Yedek başörtü iğnesi aldın mı?” diyorum almış olabileceğine ihtimal dahi vermeden. “Aldım” diyor. “Hiçbir eksiğim olduğunu zannetmiyorum” “Kızım, vaktini iyi değerlendir” diyor babası. “Hem arkadaşlarınla eğlenmeye, hem öğrenmeye yetecek vaktin olacak.” Başını sallıyor. Ona güveniyorum. Güveniyoruz.
Pencereden el sallıyorum. Tekerlekli yeşil bavulunu sürükleyerek çekiyor asfalt yolda. Arada bir dönüp el sallıyor. Elimle yeni başörtüsünü göstererek “çok yakıştı” demeye çalışıyorum. Anlıyor. Gülümsüyor. Arabaya binerken aramızdaki o “seni seviyorum” işaretini yapıyorum. Mukabele ediyor.
Onu ve kardeşini okula gönderirken ettiğim duayı okuyorum. Yakup (a.s.)’ın, Yusuf’un ayrılık acısından sonra, oğlu Bünyamin’i kardeşleriyle Mısır’a gönderirken söylediği sözler bunlar. “Allah, en hayırlı koruyucudur. O, merhametlilerin en merhametlisidir.”(Yusuf Sûresi, 64. ayet)
Araba gözden kayboldu. İşte şimdi, daha önce birlikte içini gezip dolaştığımız, beğendiğimiz, İlahiyat mezunu, güler yüzlü genç ablaların hocalık yaptığı Kur’an Kursu yolunda. On üç yaşını doldurmasına bir aydan az kaldı. Demek doğum gününde burada olmayacak. Olmasın. Yeni yaşını kutlamak için alacağım hediyeyi gelince veririm artık.
Umarım Kur’an okuyuşun daha da güzelleşmiş olarak dönersin eve. Hani unuttuğun tecvid kuralları vardı ya; onları da iyice öğrenirsin. Sonra en güzeli, hiç aksatmadan namazlarını kılmanın lezzeti ve huzuru dönersin eve. Söyledikleri ilahi korosu vardı ya; ona da katılmak isteyeceğinden eminim. Eve dönünce udunla çalarsın bize yeni nağmeleri.
Güle güle git kızım. Senin ve arkadaşlarının, yolu O’na çıkan her ilim yolcusunun yolunu açık etsin Allah. Şu memlekette gençliğinin baharında nur yüzlü yavruların yüzü solmasın. Geleceğe bakarken gözleri buğulanmasın. Allah Kerim’dir. Güle güle gidin. Siz yeter ki gidin. Bu yolda yürüyün. Umudumuz olun. Yüzümüzü güldürün. Güle güle gidin. Yolunuz, bahtınız açık olsun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için



