"Ben her ne yaptım ise Allah rızası için yaptım... Kim, hangi yola baş vuruşa vursun; asla fütur etmeyiz. Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır!.." -Prof. Dr. Necmeddin Erbakan-
Yeni bir genel seçime daha gidiyoruz... Milletimiz, memleketimiz ve hatta bütün insanlık alemi için hayırlara vesile olmasını Cenab-ı Allah'tan niyaz etmek kadar doğal bir davranış olamaz...
Bu güne kadar hileli-hilesiz, katkılı-katkısız,bazen yarım-yamalak "gizli oy, açık tasnif" bazen de "açık oy-gizli tasnif" yöntemiyle on altı kere genel seçim yapıldı.
Kimi zaman seçimlerin yöntemlerine müdahale edildi, kimi zaman da "iyi saatte olsunlar"ın hoşuna gitmeyen neticelere gaddarca müdahale edildi.
Gaddar müdahalecilerin her zaman kendilerini ve emirlerine âmâde oldukları çevreleri tatmin edecek bir gerekçeleri vardır. Çünkü gerekçelerinin "hak"kı tatmin etmesi gerekmiyordu. Onlara göre o gerekçelerin maksada hizmet ediyor olmaları yetiyordu ve öylesi gerekçeleri bulmaları hiç de zor değildi. Kaldı ki, akıl daneleri, yol gösterenleri, işbirlikçileri çoktu ve hazırdı.
Her "akıl danışma"nın bedeli de belliydi ve çok ağırdı: Bu ilişkiler görünürde "danışman", "stratejik müttefik", "eş başkanlık" ilişkilerine büründürülmüş olsa da, gizli ve gerçek bedel ya ülkenin bir parçası, ya milli çıkarların ağırlıklı bir bölümü "dostluk (!) bedeli" olarak veriliyordu.
Kimi zaman tarihi beraberlik ve dostluklarımız hiçe sayılıyor, aynı inancı paylaşıyor olmamızın avantajları "yok" addedilerek "dost" zannedilen düşmanlara yeni-yeni destekçiler ihdas ediliyordu. Bunun en tipik ve en bariz örneği, zamanın iktidarının "Irak" takı aymazlıklarıdır...
Milyonların canına, malına, iffet ve namusuna kıyılmış cinnet ve zulüm işleminin ortaya koyduğu acılardan ve bu acıların paydaşlığından kim nasıl kurtulabilir?..
TBMM İç Tüzüğünün bilinen hükmü ve bizim o zaman ki milletvekillerinin bir kısmı üzerindeki rica ve ısrarlarımız devreye girmemiş olsaydı, o gün, ülkemizi de işgal ederek Güneydoğu bölgemizi ve Irak'ın her yanını işgal edecek olan altmış bin emperyalistin geleceğimize, nesillerimizin istikbaline indireceği darbenin ağırlığını hiçbirimiz akla sığdıramayız...
Elbet de TBMM İç Tüzüğünün himmetiyle "bir mart tezkeresini" reddetmiş olsa da, bu, milli iradenin eseri olmadı. Çünkü o gün Milli İradenin temsilgahında AKP idaresi ağırlıkta idi; ne yazık ki idare AKP nindi amma tezkereye destek olan irade milletin iradesi değildi.
Milletin seçtiği temsilcilerin çoğu Millet gibi davranmıyor, "stratejik ittifak"ın emrine âmade oluyordu.
Belli ki "şahsiyetli ve haysiyetli bir dış politika" oluşturmadıkça, merhum Erbakan hocamızın temellerini attığı "D-8" ler hayata geçirilmedikçe dünya yaşanabilir bir dünya olamaz. "Tam bağımsız bir Türkiye"den de söz edilemez. Milli irade her zaman "emperyalist iradeye" yenik düşer. Bu ibret levhasını kerrat ile yaşadık, en acısı da "Mart Tezkeresi" safhasında yaşanmıştır. Delili barizdir ve gerçekten ibret vericidir. Düşünebiliyor musunuz: Milli İrade tezkereyi reddediyor, buna rağmen, milli iradenin iradesine tabi olması lazım gelen ve fakat işbirlikçiliğin emrine tabi olmayı tercih eden keyfi irade yedi hava limanını, sekiz deniz limanını emperyalistlerin emrine âmâde kılmıştır. Ve de TBMM'nin kararını "yok" sayarak... Başka bir ifadeyle, TBMM kendi iradesini koruyamamıştır. İktidar Milli iradeye el koymuştur. Bundan dolayı da Milletin iradesine sahip çıkacak gerçek anlamda "temsilci vekillere" ihtiyaç vardır...
Bu acze düşüşün hesabını elbet de milletvekilleri vermelidir. Milletvekilleri bu hesabı soramadıklarına ve gereğini yerine getirmediklerine göre; şimdi tam zamanıdır: Millet adına hareket etmeyen ve millet adına hesap soramayan bu titrek vekillerden asıllar, yani milletin kendisi hesap sormalı, üzerlerine silinmez birer "çizik" çekmelidir.
Bu tespiti ve bu uyarıyı neden yapıyoruz?.. Yapıyoruz, çünkü, haysiyet ve şahsiyetimizin korunmasında, şahsiyetli iç ve dış politika oluşturulup, idamesinde... seçilecek milletvekillerinin ağır sorumluluğu vardır. Biz ise sizi uyarma sorumluluğumuzu yerine getirme çabasındayız...
Siz Milli Görüşçü adaylar!.. Sizlere geçmişte yeteri kadar oy verilmemiş olsa da, Millet, gene de hayra hizmeti sizlerden beklemektedir.
Parlamentonun teşekkül tarzı, temsil ve hizmet anlayışı Milli Görüşçülere olan ihtiyacı pek açık biçimde ortaya koymaktadır...
Seçilecek olan siz Milli Görüşçü adaylar ve seçilmenizi sağlayacak bizler; elli gün uykuya yasak koymadıkça,bilelim ki işbirlikçiler, Milletin rağmına karar alanlar öyle yasaklar koyacak ve akla ziyan öyle yasaklara destek olacaklar ki...
"Bade harabül Basra" korkusu gerçekleşmeden gereğini yapmak hepimizin boynuna borçtur.
Bu davanın liderinin, aşağıya aldığımız sözleri hepimize ışık tutmalıdır. Hiçbir parti başkanının ağzına sığmayan bu sözler yol göstericimiz olmalıdır...
Ben ve başka birkaç arkadaşımız rahat çalışabilmek için Milletvekili adayı olmadık... Ama biliyoruz ki bizim sorumluluğumuz adaylarımızdan daha az değildir.
Hocamız TBMM kürsüsünden öyle haykırıyordu:
"Ben her ne yaptım ise Allah rızası için yaptım... Kim, hangi yola baş vurusa vursun; asla fütur etmeyiz. Çünkü Allah nurunu tamamlayacaktır!.."
Bizler bu inançla çalışıyoruz, bu inanç ve gayretle çalışmak sizlerinde boynuna borçtur!..
C.Allah'ın yardımı üzerinizden eksik olmasın!
Yolunuz açık olsun!..


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



