Yoksullar sevilmez. Yoksulun göğü her zaman bulutludur. Kar yağmak üzeredir ama bir türlü yağmaz. Güneş ya sıcak ya da külrengine kesmiştir; sarı sıcakta sapsarı yaşar yoksul. Yoksulun kapısı pek çalınmaz; ya elektrik faturası getiren memur veya da su faturası kesen eleman çalar kapıyı. Yoksulun balayını olmaz, kokteyl geceleri diye bir geceden haberi yoktur; gece deyince bir devlet hastanesi koridorunda amansız derdine çare beklemeyi anlar. Asık suratlı devletin gülmez doktorlarının vicdansız davranışlarından bir an olsun uzaklaşabilmek için çıktığında gördüğü hastane bahçesindeki karanlığı yoksuldan iyi kimse bilemez. Yoksuldan iyi kimse anlayamaz. Yoksul bir offf çeker yakar sigarasını. Bu yüzden sigaranın tadını yoksullar kadar bilen yoktur. Özenti olarak içmez sigarayı, derdinin ortağı olarak görür o tuhaf kalemsi varlıkları. İşte bu yüzden yoksulları en iyi şairler bilir, şairler anlar; şiirin söyleme aşamasında şairin biricik dostudur sigara. Çünkü şair dünya yoksuludur. Bu dünyanın yoksuludur. Yoksulun hastane bahçesindeki içtiği sigara ile şairin şiir yazarkenki içtiği sigara aynı duygunun farklı tezahürüdür. Yoksulun bilinen anlamıyla arkadaşı yoktur; düştüğünde canını verecek dostları vardır. Şairlerin de arkadaşı yok; dostları var ama. Yoksulun evine pek kimse gelmediği gibi şairlerin evine de pek kimse gelmez. Şairler yalnızdır; yalnızlık her an yanı başında bir gölge gibi şairle dolaşır. Şair bazen sever de bu yalnızlığını ama çoğunca sevmez. Çünkü kendisi gibi bir ruh olsun ister yanında; dünyanın faniliğini, insanların zorbalığını, zenginlerin merhametsizliğini, siyasetin çıkar ilişkisini hepsini ama hepsini anlayıp bilen, bu çağdaş kötülüklerden uzak duran bir ruh arar... Bu uzak durmayla beraber yani bu uzaklık dünyasında birlikte yürüyecek olan bir insan, bir gönüldaş arar... Parasız ve makamsız girebilecek bir kapı bulmak ister şair; şiir bu yüzden alınyazısıdır. Şiir bu dünyada tek makamsız ve parasız girilebilecek kapıdır. Evdir. Dünyadır. Hastane bahçesindeki yoksulu düşünür şair. Bir de gönlünü utangaç kızlara kaptıran utangaç gençleri düşünür; böyle gençlerin olmadığını bilse de var olduğuna inanmak ister. Genç utangaçtır çünkü sevdiği kızı bir yemeğe götürecek parası bile yoktur cebinde, genç çekingendir çünkü hürmet ettiği büyüklerinden utanır; yolda biri görse ne der diye düşünür; zinanın ahiretteki karşılığı aklına gelir. Bu yüzden yoksulların aşkı bin yıl sürer...
Bu yüzden şairlerin aşkı yeryüzü destanıdır...
Yoksulluğun sevimsiz (sevilmeyen değil) başka bir tarafı var. Sevimsiz derken yoksulluğun bu tarafında olanlar gerçekten yoksul mu? Gelin bir de bu tarafına bakalım. Yoksulla yoksul olmayanın trajikomik gönyesine...
Yoksulları televizyonda teşhir edip yardım yapanlar gerçekten yardım mı yapmış oluyorlar? "Sağ elin verdiğini sol el görmez" anlayışı 'dinde reform'la Müslümanların dünyasından çıktı mı acaba ki sol eli bırakalım bütün dünyanın izlediği ekrandan göstere göstere, kubara kubara sözümona yardım yapılıyor. Bu yardımı kapabilmek için televizyona çıkan kimseler acaba gerçekten yoksul mu? Yardımı kapabilmek için valilik veya kaymakamlık binası bahçesinde sıraya girmiş bıyıksız ihtiyarlar gerçekten yoksul mu? Herhangi bir ticari işletmenin açılışındaki indirimden mal kapmak için izdiham yaratan vatandaşlar gerçekten bizim Müslüman Türkler mi? Soruyu o açılışı yapanlara da soralım; o insanları orada rezil etmek sizlere ne kazandırıyor acaba? Göbeklerinizi kaşıya kaşıya elde ettiğiniz (kazandıkları demiyorum bakın, çünkü kazanmak alınteriyle olur) paraları, sadece insanları rezil etmek için mi elde ettiniz. Bir insanda para vicdanın yerine geçmişse o insanın karşında kimse duramaz. Sosyal normlara bile onlar şekil vermeye başladı. Türkiye'de öyle değil mi? Kılık kıyafetten tutun yediğiniz içtiğinize kadar karışmıyorlar mı? Karışıyorlar... Hatta dinsiz devlet sistemini bile onlar koruyor kolluyor ya da beğenmezlerse değiştiriyorlar. Bugünlerde pek gündeme gelmese de yeni anayasa konusunda açıklama yapan onlar değil miydi; bizim dediğimiz olmazsa ekonomi kötüye gider diye tehdit edenler...
Yoksul dilenci değildir. Yoksulla dilenciyi ayırmalıyız. Yoksul dilenmez. Çünkü dilencilik iğrenç bir meslektir. Yoksul bunu bilir. Mütevekkildir. Yoksulun gönlünün zenginliği varsılın maddi zenginliğinden daha güzeldir. Yoksulun gönlü ferahtır. Mevki makam karşısında eğilmez. Çünkü kaybedeceği bir şeyi yoktur. Ne diyordu büyük halk ozanı Âşık Mahzunî Şerif; "Yoksulun sırtından doyan doyana / Bunu gören yürek nasıl dayana / Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana / Bilmem söylesem mi söylemesem mi".
Bir Âşık Mahsunî Şerif'ten dinleyelim mi? Dinleyelim...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



