İnsanın eğitimde sınıf atlarken terbiyeden sınıfta kalması, yoksunluğunun derecesini göstermesi noktasında yeterli bir göstergedir. Eğitim anlayışımız, yoksunluğu gidermede bir araç olmaktan çıkıp, onu hızlandırıcı bir konuma sürüklenmiştir. Bu durum, yoksulluktan da kötü bir durumdur, çünkü yoksula, ihtiyacı olduğu şeyi sağladığınızda yoksulluktan kurtulmuş olurken, yoksuna hangi imkanı sunarsanız sunun bunu israf edecektir. Bu yüzdendir ki, yoksulluk geçici, yoksunluk kalıcıdır. ESAM İstanbul Şubesi'nin düzenlediği "Yoksulluk ve Yoksunluk" konulu panel, konunun bu açıdan yeniden ele alınması noktasında yerinde ve zamanında bir çalışma olmuştur.
Ortaya çıkan gerçek; yardımda bulunan insanların zengin oldukları için değil, yardımda bulunma isteği taşıdıkları için bunu yapması ve yoksulların da yardımdan çok iş istemesidir. Ayrıca, yoksulluğun önlenmesinin, insana karşı bir hak olarak görülmesi (vatandaşlık yeterli değil) ve bu noktada bir zihniyet dönüşümü (kul hakkı) sağlanmasıyla kısa sürede çözüleceği tespit edilmiştir. Zekatın, vergiden düşülmesi şeklinde yöntemlerle (Malezya örneği) kamu tarafından toplanabileceği, zekat dışında vakıf müesseselerinin de yoksulluğun önlenmesinde önemli bir işlev gördüğü, ancak bu yapılırken vakıfların ve sivil toplum örgütlerinin yardımlaşmada ihtisaslaşmaya gitmesi gerektiği konunun uzmanlarınca, sosyal politika aktörlerine yeniden hatırlatılmış oldu.
Son on yılda yoksulların durumlarının iyileşmesi noktasında anketlere yansıyan olumlu bir gelişmenin olmaması, yapısal sosyal politika hamlelerine ne kadar ihtiyaç olduğunun bir göstergesidir. Böylece, gerçek yoksulu tespit etmek, "talep" üzerinden değil, "tespit" üzerinden olacağı da açıklığa kavuşmuş oldu. Sosyal politikada yukarıda sıralanan adımlarla sağlanacak bir eksen kayması sonrasında, bugüne kadar yoksulluk noktasında yapılan araştırmaların, bugünden sonra yoksunluk konusunda yapılmasını da temin edecektir.
İnsanımızın özellikle son on yılda nelerden yoksun kaldığını gözler önüne serecek bu çalışmalarla, yoksunluğunun farkında olmayan insanların yoksunlukları giderilmediğinde daha büyük sorunlara kapı açacağı bilinmelidir. Üstelik kapitalizmin tekelciliği (faize dayandığından)de bunu tetiklemek için yeterli boyuttadır. Konunun "sosyal" yönünün "değerler" yönünden öncelik olarak önem taşıdığı ve birincisi sağlanmadan ikincisine kapı aralanamayacağı görmek isteyenler, Hz. Muhammed (s.a.v.)'in peygamber olmadan önce "emin" sıfatını kazanarak, değerleri bu güven üzerinde nasıl tesis ettiğini yenidenincelemelidir. Medine anayasasının temelinde yatan ensar-muhacir kardeşliğinin altında da bu anlayış yatmaktadır.
Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Sosyal politikalar, mutluluğun anahtarı olmalıdır. Mutluluğu daha yüksekte arayan yoksunları, küçük şeylerle mutlu olan yoksullarla buluşturacak bir modele geçmek zorundayız. Mutlu olmak için, içinde bulunduğumuz "an" dan daha iyi bir zaman yoktur.
Sadece bu bilinç bile yoksunluğu önlemeye yeterli olacaktır. Aksi taktirde,yarın için bugünü sürekli harcayan,varlıklı ancak mutluluk yoksunu insanların yaşadığı sorunlar kalıcı olmaya devam edecektir. Bu bilinçten yoksun insanların sürekli yukarıda tutulması ilesorunların yukardan aşağıya doğru hızla inmesi ne hazin değil mi? İşte bu noktada; "zalime yardım etmek, mazluma destek olmak" ne kadar da anlamlı!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



