Bir adam düşünün yoksulluktan dem vurur. İki sözünden biri muhakkak fakire, düşküne dokunur. Ve en çokta 'Beyaz Türk' diye tesmiye olunanlardan şekvacıdır.
Aynı adam, 'Bu korkunç gelir dağılımı uçurumu nedir?' diye naralanır yerli yersiz.
Acayip, inanılmaz rahatsızdır sosyal adaletsizlikten. Neredeyse proletaryanın, işsizlerin 'Kitapsız Karl Marks'ıdır.
Üstüne üstlük duygusallığın, melankolinin dibini bulmuştur. Dünyayı çok çekilmez ve anlaşılmaz bulur haliyle. Kendi, dünyadan da beter anlaşılmazdır ya! 'Öyledir işte! Anlaşılmaz olduğu için öyledir!'
İşte 'adamımız', durmamalıca bu tabloları ortaya döken, sızlanan, kükreyen, kısacası böylesi durumlara ağzına geleni söyleyen biri.
Talkın - Salkım kardeşliği
Tabi madalyonun bir tarafı böyle; yani iki söylediğinden biri buysa, diğeri apayrı telden çalar. İşte bizi de burası yaralar!
'Ele verir talkını, kendi yutar salkımı' hesabı. Yutmasına itirazımız olmayacaktı ama... Niza çıkarmamızın sebebi yuttuklarını günaşırı milletin gözüne gözüne sokmasınadır.
Ayıp oluyor?
Çarşaf büyüklüğünde köşede bir gün fakir edebiyatı yapar, bir gün Karun gibi sofralardan, taamlardan yazar.
Sofralar, gezmeler, yemeler, içmeler: varsa yoksa bunlar. 'Ayıp' dediğim bunlar işte.
Yazıyı, ağzını şapırdata şapırdata yazma! İstersen yaz ama dışarıdan pek hoş görünmüyor bilmiş ol.
Favorisi, denize bakan otel teraslarında kurulan mükellef sofralar.
Alaçatı'daki, Bodrum'daki, Çeşme'deki ve ancak 'Beyaz Türkler'in gezip görebildiği diyarlardaki gün batımları.
Yemyeşil koylar, sütliman ufuklar, tan sökerken veya şafak vakti düşülen tatil yollarından bin bir türlü tabiat manzaraları.
Ve gezilen yerlerde, taam edilen yemekleri her daim ballandıra ballandıra anlatmalar.
Bunlar gibi daha başka ve ancak parayla olabilecek bir sürü zengin ameli.
Ve bütün bunların yanında kara lastikli çocuklar.
Aç insanlar.
Derbederlik, perişanlık.
Haşmetli bir iş olsa gerek bu yapılan.
Baba bir iş.
Ha, her şeye karşın yine de severim onu (benden küçük olsaydı 'kerata' demenin tam yeriydi).
Salkım yutsa da, çok kişinin söyleyemediklerini bîperva söyler.
Ama arkadaş, iki vakitte bir anlatıp durmasın yiyip içtiklerini.
Bir de güzel anlatıyor! İnsanın içi gidiyor, canı çekiyor.
Ağabeyimizdir deyip okuyoruz. Eğer coşkunluk halleri galebe çalmışsa, yutkunup çeviriyoruz sayfayı. Alıştık artık.
Yine de hakkımızı helal ediyoruz (bana ait olan kısmı tabi).
Deliler ve köpekler
Bu ikisi mahalle dediğimiz yerleşim biriminin demirbaşıydı. İkisine de gözü gibi bakardı mahalleli. Çoğu zaman rahmet teşekkürlerinden, gazap ise gönül koymalarından bilinirdi.
Bin beş yüzyıl, Yeni Delhi'den, Viyana'ya, Rus steplerinden, Orta Afrika'ya kadar, dünyanın yarısına yakınında bu medeniyet hüküm ferma oldu.
Mahalle öleli beri deliler de, köpekler de sahipsizdir.
Artık deliler akıl hastanelerine kapatılıyor, köpekler itlaf ediliyor. Teşekkürleri de gönül koymaları da umurunda değil kimsenin.
Hayvanlar, özellikle de köpekler her yanda itlaf ediliyor.
Sayılı nefeslerini huzur içerisinde tüketmelerine fırsat vermiyorlar.
İnsanlar ve hayvanlar aynı sıkıntıdan muzdarip aslında.
Nefret ve yok etme kültürün kuşatması altında dünya.
Sevgisizlik diz boyu; herkeste bir vurma, kırma, öldürme hevesi.
Hâlihazırda, yeryüzünde dönmekte olan küresel çark, 'insanların fıtratlarındaki değerleri hadım etmek üzerine' inşa edilmiş. Çok uzun zamandır bu amaç için dönüyor çark.
Verili değerler dibe vurunca sıra dünya metaına geldi.
İnsanlar yalnızca tüketmekle rahatlıyor. Ulaşılan her hedef, gerçekleştirilen her birim tüketimden sonra, yüzlerce kapıdan aynı anda yeni hedefler göz kırpıyor insana.
Nesnelerin tüketimi kesmemeye başlayınca köpeğe, kediye azmettiler. Gelinen noktada canlı-cansız ayrımı önemini yitirmiş durumda.
Tüket, öldür.
Biri mal, öteki can.
Aynı kapıya çıkıyor.
Yok et.
PETA
PETA, dünyada ki en güçlü hayvan hakları teşkilatı kabul ediliyor. Örgütün başı Ingrid Newkirk (uzun bir zaman önce) bir söz etti, hayvan severler cümleten narkoz yemiş gibi oldu. 'Bakamadığımız hayvanları bari öldürelim.'
Herkesi irkiltti bu söz belki ama hakkettiği vaveyla kesinlikle çıkmadı. Dahası, ırım kırım edenleri saymazsak büyük sessizlik oldu. Hayvanlar âleminin paşası olduğundan mı nedir, namlı hayvan dostları başta olmak üzere cümlesi yere baktı. Ingrid hanım'ın yaptığı tam anlamıyla bir ezber bozmaydı oysa.
Bu sözü diyebilmek için PETA'nın başı olmak gerekiyormuş.
Böyle bir çağrı bırak hayvan severi, aklı başında, canı kıymetli hayvan düşmanından bile kolay kolay sûdur etmez. Ama Ingrid nam hanım, bu çağrıyı mahalle kahvesinde 'çay söyler' rehavetinde cümle âleme yaptı. 'Bakamadığınızı hayvanı telef edin.'
E, bu medeniyetten bu kadar.
Guantanamo, Ebu Gureyb, şura bura derken, hümanistlikleri zaten çuvala sığmaz olmuştu
Hayvan işi biraz daha karışık.
Şimdilik bir soruyla bağlayalım mevzuyu.
'Rahmetten', 'bereketten' haberi olmayanın hayvan severliği nereye kadar olur?
Zor soru oldu ama sorduk bir kere.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



