Geçen haftaki yazılarımdan birisinde küreselleşme ve kapitalizm ilişkisine dair bazı tespitler yapmaya çalışmış, kapitalizmin dönüştürücü etkisine değinirken, Türkiye'de farklı kesimlerin yıkıcı küreselleşme ve yırtıcı kapitalizm karşısında neden ortak bir eleştirel dil geliştiremedikleri sorusunu sormuştum. Bu anlamda sağcı-milliyetçi, İslamcı, sol kesimlerin neden bir çeşit ittifaka girişemedikleri de yazının ana sorularından birisi idi.
Bütün bunlara ek olarak bugün sormak istediğim soru şudur: Türkiye'de sağcılar/muhafazakârlar/dindarlar niçin kapitalizm ve onun geliştirdiği yıkıcı/yırtıcı/zalim düzen, Garaudy'nin ifadesiyle "piyasa tektanrıcılığı" karşısında ciddi bir eleştiri dili geliştirememişlerdir? Bu eleştiri niçin fikri ve pratik planda da hayat bulamamıştır?
Bu soruların cevabını verebilmek kolay değil elbette. Ama ilk planda zihinleri kurcalayan birkaç önemli noktaya değinmekte yarar var. Birincisi galiba modernleşme süreci doğru okunamadı ve modernleşmenin felsefi fikri arka planı hakkında yeterince fikir sahibi olunamadı. Kapitalizmi ve kürselleşmeyi besleyen modernleşme çok sığ şekilde sadece Batılılaşma ile yan yana düşünüldü. Oysa modernleşme daha fazla bir şeydi ve insan topluluklarının duyuş, düşünüş ve yaşam biçimini dönüştürüyordu. İdraklerdeki aşkınlık duygusunu zedeliyor, vahyin yeryüzünde hayatiyet kazanmasını istemiyordu. Yine modernleşme seküler bir dünya arzuluyor, tanrının yeryüzündeki hakimiyetini kabul etmek istemiyordu. Yeryüzü insanlığa ait olmalıydı, insanoğlu heva ve hevesleri doğrultusunda en iyi düzeni kendisi de kurabilirdi. Pozitivizm ve materyalizmin eşlik ettiği inançsızlık bataklığı aslında modernizmin beslenme yataklarından birisiydi.
İkincisi Küreselleşme, neoliberalizm ve modernleşmenin süregelen ittifakı anlaşılamadı, algılanamadı. Kapitalizm tek başına var olmadı. Küreselleşme ve kapitalizm ta coğrafi keşiflerden bu yana birbirlerini besleyen iki ana damar ya da süreç oldular. Dünya kayn(m)aklarının % 85'ini kullanan ve sadece dünyada % 15'lik bir kesimi oluşturan modern dünya sisteminin efendileri küreselleşmeyi kendi imparatorluklarının devamı için pek güzel kullandılar. Modernleşmenin güncel hayattaki tezahürlerinden birisi kitleleri serbest piyasa ekonomisi içerisinde sadece çılgınca tüketen edilgen birer nesneye dönüştürmesi oldu. Modernizm de sunduğu yaşam biçimi ile birlikte kapitalizme hazırda müşteri üretti ve kalabalıklar birer tüketim toplumu haline geldiler.
Üçüncüsü dinin kendisi iyi anlaşılamadı ve anlatılamadı. Kapitalizme hayat kazandıran değer yargıları ve ahlak sistemi ile İslam'ın insanlığa vaat ettiği yaşam biçimi, düşünce sistemi ve ahlak dünyası arasında anlamlı kıyaslamalar yapılamadı. Somut gelişmeler üzerinden konuşulmayan meseleler iyi aydınlatılamadı, fikri düzeye hapsedildi. Geniş insan kalabalıkları düşünce denen gelenekten faydalanma lüksüne sahip olamayacağı için en azından pratik gelişmeler üzerinden bilgilendirilebilirlerdi. Bu yapılmayınca çok kısıtlı bir aydın zümresi kendi aralarında meseleleri münakaşa ettiler ve toplumun önünü, ufkunu açacak girişimlerde bulunamadılar.
Dördüncüsü faiz, şirketleşme, zenginleşme, ortaklık, sermaye, kazanç, kar, banka gibi kavramlar yeterince kendi düşünce sistemimiz açısından değerlendirilmedi. Cari kapitalist sistemin verili değerleri üzerinden iktisadi ve ahlaki kavramlar anlaşılmaya çalışıldı. Kurulu düzende faaliyet gösteren faizci bankalara alternatif finans kurumları kuruldu ama orta sınıf dindar girişimciler bu sistemden yeterince yararlanamadılar. Örneğin özellikle esnaf kesimi faizci bankaların kucağında yoluna devam etmek zorunda kaldı.
Beşincisi Müslüman hassasiyeti taşıyan insanlar zenginleşme ya da siyasi iktidarı ele geçirme yoluyla mutlak anlamda gücün elde edileceğini düşündüler. Daha çok kazanma ve zengin olma hırsı iktidar hırsı ile birleşince kapitalist zihinlerden farklı düşünmeyen ve yaşamayan insan modelleri türedi. Son derece lüks koşullarda yaşayan, sınıf atladığını zanneden görgüsüz ve kişiliksiz bir türedi zengin kesim oluştu. Yeni muhafazakâr zenginler paranın yeşilinin sarısının, kırmızısının olmayacağını pratik planda yeterince ispatladılar.
Bu yeni model/tip insan dünyaya geliş gayesi hakkında yeterince fikir sahibi olamayan taze hayatlara örneklik teşkil etti, şimdi gençlik "kısa yoldan nasıl zengin olurum?" hesapları yapmakta. Örneğin son derece lüks cipler içerisinde arz-ı endam eden makyajlı tesettürlü genç kızlar kendileri gibi yaşama olanağına sahip olmayan ama kendileri ile aynı inanç dünyasını paylaşan başka gençlerin zihinlerinde soru işaretleri bıraktılar. Mesela neden biz de aynı standartlarda yaşayamıyoruz? sorusunu soran genç erkekler zengin kız avına, onlara yüz vermeyen zengin kızlar da "seçkin"ve "zengin" erkek avına çıktılar. Dindar aileler çocuklarını evlendirirken ahlak, edeb, haya, dindarlık gibi değerlerden çok mal, variyet, para, mevkii gibi değerlere dikkat kesilir oldular. Müslümanların kendi içlerinde kastlaşmalar oluştu. Zengin fakirle, fakir zenginle evlenemez oldu. Yegâne üstünlük takvada iken davulların dengi dengine çalması gerektiğinden dem vurulur oldu.
Altıncısı kapitalizmin fikri planda oturaklı bir eleştirisi yapılamadı. Çünkü bu toprakların kapitalizm ile tanışması epey geç tarihlere denk gelir. Bizim toplumumuzun yaşadığı tecrübe ile erken kapitalistleşen batılı toplumların tarihsel tecrübesi aynı değildi. Bir de aydınların hazırcılığı, kolaycılığı ve tercümeciliği devreye girince meseleleri yakinen müşahede etme ve üzerinde yeterince düşünme fırsatı yakalanamadı. Kapitalizmin güncel verilerini okuyacak kadar iyi iktisatçı, kapitalizmin felsefi arka planına vakıf olunacak kadar iyi felsefeci, kapitalizmin ahlak sistemine hakim olunacak kadar iyi ahlakçı, İslam'ın kendisini ve öngördüğü hayat düzenini doğru algılayacak kadar iyi ilahiyatçılar yetişmediği için, kısacası zihinler seküler düzenin modern bilim merkezleri olan üniversiteleri dar kalıplı tanımcı, dogmatik sınırlarına hapsedildiği için düşünce adamı da yetişmedi. Yetiştiyse de sayısı oldukça mahdut kaldı. İslam ekonomisi üzerine telif çalışma yapmış kaç özgün -yerli yazardan bahsedebilirsiniz? Merak edenler literatüre baksınlar.
Yedincisi kapitalizmin sosyolojik seyri toplumsal zeminde doğru okunamadı. Neoliberal değerlerin ve kapitalist piyasa ekonomisinin toplumda ürettiği fikri, iktisadi ve ahlaki tahribatın seyir defteri oluşturulamadı. Nemalanma ve yararlanma üzerine kurulu ekonomik sistemden herkes bir şekilde pay alma yarışına girince kapitalist düzenin zihinlerde ve günlük yaşamda ürettiği tahribat görmezden gelindi. Sonra açık büyüdü. Çember daraldı. Kapitalist yaşam biçimi dindarları da kıskıvrak yakaladı. Zenginleştikçe güçleneceğini zanneden dindarlar zenginleştikçe bir zamanlar ötekileştirdikleriyle aynı kulvara geldiler. Benzer davranış biçimlerini sergilemeye başladılar.
Elbette başka sebepler de vardır. Ama genel anlamda kanaatler aşağı yukarı bu noktalarda yoğunlaşıyor. Okuduğumuz, dinlediğimiz insanlar, düşünce adamları, bilim adamları, din adamları bunları konuşuyorlar. Ancak bu konunun tabana daha fazla yayılması ve toplumsal zeminde daha geniş bir düzlemde tartışılması ele alınması gerekiyor. Çünkü inandığımız, bizi var eden değerler başka değerlerin tahakkümü altına alınmaya çalışılıyor, farkında değiliz. Yaşamın doğal akışı içerisinde farkında olmadan aşınıp gidiyoruz belki umurumuzda değil. Ama korkarım ki bu gidişle çocuklarımıza teslim edebileceğimiz mamur bir dünya hayalimiz sanırım ham bir hayal olmaktan öteye geçemeyecek.
Eğer böyle bir medeniyet tahayyülümüz hala varsa ve yerinde duruyorsa!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



