milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • AKDAĞ: "KÜRTAJ KESİNLİKLE AİLE PLANLAMASI YÖNTEMİ DEĞİLDİR"
  • YEMEN'DE ÇATIŞMA: 6 ÖLÜ
  • TTNET SÜRELİ İNTERNET PAKETLERİ
  • KAĞITHANE'DE YİNE KAĞIT ÜRETİLECEK
  • ŞEHİR HATLARI, YAZ TARİFESİNE GEÇİYOR
  • "YORGUNLUK", DEVECİ ARMUDUNDA REKOLTEYİ DÜŞÜRECEK

Yer İsimleri

19 KASIM 2011
CMT 01:25

[-] Normal [+]
  • Kültür
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

İsim konusu epeydir zihnimi meşgul ediyor. Aslında yeni bir şey değil bu. İsmi olan yerle pek alâkası olmayabiliyor ismin bendeki karşılığının. Benim çağrışım dünyamdaki soyut gerçekliğiyle gözle gördüğüm somut gerçekliğin arasında bazen dağlar kadar fark olabiliyor. Bazen de tıpatıp aynısı... Şu var ki bir yerin ismi zihnime kazınmışsa o yeri görmeden pek rahat edemiyorum. İlla görmeliyim; yoksa çok sevdiğim, ulaşılmaz bir merhaledeki 'hakikat' gibi beni daima tesiri altına alıyor. Sırf bu sebeple kalktım birgün Silivri'ye gittim. Silivri'de daha o zamanlar Ergenekon yoktu, siyasi olarak gündeme gelmiyordu. Oysa Silivri bende ilk gençliğimden beri içime yuva yapmış bir kırlangıç gibiydi. Silivri deyince ufkun yere değiyor gibi görünen yerinden hızla çocuklar koşuyordu sanki. Ya da yaz günlerinde dümdüz bir ovada uzanan asfalt parlaklığından doğan ziyalar uçuşuyor. Daha İstanbul'da yaşamaya başlamazken bile Silivri'yi merak ediyordum. Zaten İstanbul'da yaşamaya başlama maceram da böyledir. Kendime dahi izah edemediğim -ki bu sebeple bazen akşamüstü herhangi bir sokak ya da caddede yürürken kendi kendime ben burada ne arıyorum, ne yapıyorum, ne işim var burada, şimdi burada değil de çocukluğumun ve ilk gençliğimin geçtiği yerde olsaydım diyorum içimden-  bir duygunun tezahürü sonucu kendimi İstanbul'da bulmuştum. Dışardan bakınca çeşitli zaruretlerden dolayı İstanbul'a gelmiştim ama oysa 'zaruret'ler geçtiği halde terk edemiyordum/edemiyorum. Çünkü ben İstanbul'a zaruretten değil asıl 'tutku'dan gelmiştim. Bir daha da ayrılamadım. Ayrılmak da istemiyorum...

İstanbul yeryüzünün incisi... İstanbul'u anlatmak için sayfalar yetmez. Dünyanın sevgilisini ayrıca anlatmak gerekir. Çünkü İstanbul imgesi çok geniş, çetrefilli, çekici, orijinal ve zengindir. Dünya kitabının ortasıdır İstanbul. Her semtinin ayrı bir güzelliği var. İstanbul ismi tek başına dünyanın en uzun şiiridir. İstanbul, İstanbul'da yaşayan her insanı bu uzun şiirin uygun dizelerine dâhil eder. İnsanın sanata ve hayata bu kadar girdiği başka şehir yok. İstanbul deyince bütün çocuklar ufka birikiyor. İstanbul deyince koca bir çember büyüklüğündeki kuş sürüsü gökten kavisler çizerek bir masal ülkesine gidiyor. İstanbul deyince bir adam bir yaz öğlesi Salacak sahilinde hafif adımlarla geziyor. İstanbul deyince Galata köprüsü üzerinden denize oltasını sallandırıp balık tutmaya çalışanların oltasına balık düşüyor. İstanbul deyince Taksim'de bir adam göğe bakıyor. İstanbul deyince vapurda bir kadın martılara simit atıyor, sonra yanındaki erkeğin kulağına fısıltıyla, tam olarak duyulmayan ama hepimizin bildiği, ahenkli cümleler söylüyor. İstanbul'a dalmış gidiyorum...

İsim insana verilmiş en güzel nimetlerden biridir. Her nesnenin, her olay ve durumun, her duygu ve düşüncenin bir ismi var. Burada sadece yer isimlerini konu ettiğimiz için kalemin ucunu değişik noktalara dokundurup alanı genişletmek (konuyu dağıtmak) istemiyoruz. Bana kalırsa isim kahredici yalnızlıktan doğmuştur. Bütün her şey yalnızken isim vardır.

Eskiler, yer isimleri konusunda günümüz insanından mahirmiş. Her yere bir isim vermişler. Gümüşhane demişler örneğin. Ne güzel isim değil mi Gümüşhane (kendime not: Gümüşhane'ye git bir gün, kafandaki çağrışımlardan kurtul nefes al, ya da hayal kırıklığı yaşarsın en fazla). Silvan var bir de. Diyarbakır'ın ilçesi. Acaba nasıl. Silvan bende, asfalt bir yolda hızla geçen bir yolcu otobüsünün arkasından bakıp otobüs görünmez oluncaya kadar mütemadiyen bakmaktır...

Niğde denince bir heybet bir azamet geliyor aklıma. Belki de bu, Faruk Nafiz Çamlıbel'in Han Duvarları şiirinde geçen şu dizelerden kaynaklanıyor; "Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan / Geçiyordu araba yola benzer bir sudan / Karşıda hisar gibi Niğde yükseliyordu / Sağ taraftan çıngırak sesleri geliyordu / Ağır ağır önümden geçti deve kervanı / Bir kenarda göründü beldenin viran hanı."

Burada, gezdiğim şehirlerden bahsetmiyorum.  Yoksa beni en çok etkileyen şehir Kahramanmaraş'tır. İlk gençliğim, ilk aşklarım ve ilk delirmelerim bu şehirde geçti. Geçti dedim ama sözün gelişi. Geçeceğe de benzemiyor. Diğer etkileyen şehirlerden; Güneydoğu'nun İstanbul'u dediğim Şanlıurfa var. Bursa'yı unutamam. Samsun içimde hüzünlü bir güzelliktir. Gezdiğim şehirlerin hepsini saymayalım...

Günümüz insanı ismi olmayan yerlere pek isim veremiyor. Günümüz insanı deyip genellemeyelim istersiniz; yaşadığımız sosyal düzeni oluşturanlar (bu sadece bugünkü hükümetin acıklı durumu değil, bütün Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin acıklı durumudur) yeni yerlere isim veremiyorlar. Neden acaba hiç düşündünüz mü? Çünkü paradan başka bir şey düşünmedikleri ve insanları parayla tarttıkları için böyle yapay bir sosyal norm dayatıyorlar. Ekonomik sebeplerin dayattığı imgesizlikten akıllarına bir şey gelmiyor. İnsanımız yoksul duruma düşürülerek paradan başka bir şeyi düşünme yetisi kaybettirilmiştir. Her şeyi paraya endeksleyen sosyal düzen sağlayıcıları ve yaşayanlar isim konusunda fakirlik çekmektedir. Düşünün yeni bir yere konutlar yapılıyor ama oranın ismi ya bilmem ne kent oluyor ya da bilmem ne şehir. Özgün bir ismi yok yeni yapay yerleşim yerlerinin. Oralara, sosyal düzeni oluşturup devamını sağlayanlar (devlet ricali) gibi halkımız da isim veremiyor. Demek ki isimle sahici yaşantı arasında güçlü bir bağ var. Sahici yaşam olmayınca sahici isim de olmuyor. Yapay hayatlar yapay kentlerde (bakın yapaycılara yeni bir isim bağışlıyorum; Yapaykent) ömür tüketiyor.

Eski insanlar büyük imgeleri kendileriyle birlikte mi götürdü, ne dersiniz. Bize de eski isimlerin melodisini yapmak mı kaldı...

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Kültür bölümü’nde 19.11.2011 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: yer, isimleri, istanbul,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Cafer Keklikçi

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Bizim O Suskun Yoksulluğumuz
    2. 1990 Kuşağı Şairleri
    3. Örgütlü Kötülük
    4. Devrimci ve Muhafazakâr
    5. Şehir Tiyatroları veYılın Esprisi
    6. Türkiye Kültürü
    7. Suriye Meselesi
    8. "Biz kırıldık daha da kırılırız"
    9. Eğitimde Dershanelerin Yeri
    10. 2000 Kuşağı Şairleri
    1. Kitap İsimleri
    2. Bana bir tutam şiir ver
    3. Edebiyatın Değişmezleri
    4. Tahir Sami Bey’in Özel Hayatı
    5. Ayakkabı Numarası
    6. Fitne
    7. Evet, kibirli şair
    8. Yoksulluğa Zam
    9. 2010'un Kitapları
    10. Hafız Hoca
    1. Yarımca
    2. “Şapkamı kaldırıyorum İstanbul’dan Maraş’a”*
    3. Türkiye İçin Evet
    4. Çılgın Proje
    5. Anlık Değişimler
    6. Yeni bir yolculuk
    7. Vaktin boşlukları
    8. Özgürlük için kitap
    9. Ayak sesleri
    10. Bana bir tutam şiir ver
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Kültür

    1. Şiirin kalesinde Türk şiiri
    2. Hece dergisinde Kalmak
    3. Tasavvuf Seni Çağırıyor
    4. Tarım ve İnsan Ulusal Fotoğraf Yarışması için başvurular başladı
    5. Goethe Enstitüsü 2012 Grimm Yılı Edebiyat Çeviri Yarışması yapıyor
    6. Altın Koza Film Festivali jüri başkanı belli oldu
    7. Van Kalesi surları restore ediliyor
    8. Tekkeler niye kapatıldı?
    9. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    10. Zile Kalesi restore ediliyor
  • Diğer

    1. Akdağ: "Kürtaj kesinlikle aile planlaması yöntemi değildir"
    2. Yemen'de çatışma: 6 ölü
    3. TTNET süreli internet paketleri
    4. Kağıthane'de yine kağıt üretilecek
    5. Şehir hatları, yaz tarifesine geçiyor
    6. "Yorgunluk", deveci armudunda rekolteyi düşürecek
    7. Güçlü hafıza için elma suyu
    8. Sezaryen oranlarında dünyada ilk üçteyiz
    9. Yağışlar bal üreticisini umutlandırdı
    10. "Mavi Marmara" baskının yeni görüntüleri ortaya çıktı
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Kadın garson zorunluluğu
    8. Dalga askeri aşamadı
    9. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek