Birileri bu ülkede neler olduğunu lütfen açıklasın. Önce tutuklanmak istenen bir albay intihar ediyor, ardından hastanedeki tutuklu sanık Levent Ersöz'ün servisinde silahlar patlıyor. Tam açılım sürecine girildi, hava yumuşadı derken 13'ü belediye başkanı 23 DTP'li derdest edilip gözaltına alınarak sonra büyük bir kısmı tutuklanıyor.
2009'un önsözünü gerilim üzere yazanlar belli ki son sözü de aynı karamsarlığa denk düşecek şekilde bitirmek istiyorlar. Bu kadar yoğun gündemin son bir haftaya sığdırılmasını başka nasıl izah edebiliriz ki? Sanki bütün bir yılın ümide açılan iyi niyet taşları bir anda sökülmek isteniyor. Son olarak ülke gündemini sarsan Bülent Arınç'a suikast girişimini ele alalım.
İddiaya göre iki subay Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın evinin önünde suikast hazırlığıyla pusuda beklerken gelen bir ihbar sonucu polis tarafından yakalanıyorlar.
Tam bu esnada polisler subaylardan birinin elindeki kâğıdı yutmaya çalıştığını fark ediyor ve hemen müdahale ederek subayın ağzından kâğıdı çıkarıyorlar.
Subayın yeme teşebbüsünde bulunduğu kâğıtta Bülent Arınç'ın evinin ayrıntılı krokisi olduğu tespit ediliyor. İddialar hiç yenilir yutulur cinsten değil. Zaten bu hadise yenilir yutulur cinsten bir şey olsaydı kroki kâğıdı çoktan o subayın ağzından midesine inmiş olurdu. Buna rağmen kroki ağızdan çıksa bile birileri baklayı ağzından hâlâ çıkarmış değil. Eğer bütün bu gelişmeler şimdiden 2010 yılına dair yeni mizansen hazırlıklarının bir parçası ya da toplum mühendisliğine soyunanların gelecek yeni günler adına önsöz yazma gayretinin bir sonucu ise bu beyhude bir uğraştır. Çünkü bu millet artık bu tür numaraları ne yiyor ne de yutuyor.
2009'un son günlerinde yaşanan olaylar şayet 2010'un moralini bozmak içinse bu vahametle hep birlikte mücadele etmemiz şart. Zira bu ülkede sisli ve puslu havanın dışında her atmosferi 'hava muhalefeti' sayan bir güruhun olduğunu artık herkes biliyor.
Karanlıkla gıdalanıp şeametle beslenen bu güruhun en çok rahatsız olduğu şey halkın gelecek günlere yönelik taze ümitler beslemesidir. Şayet millet ümidini diri tutarsa kurtarıcılardan da kurtulmuş olur. Onun için ne yapıp edip halkın ümit seviyesini gelir seviyesine denk tutmaya çaba harcarlar.
Vicdanı yaralayıp hevesi öldürür, kötülük adına hiçbir şey yapamadıkları zaman da umudu üzerler.
UMUDU ÜZMEYEN ADAM: MEHMET AKİF ERSOY
İstiklal şairimiz Mehmet Akif'i yetmiş üç yıldır arıyoruz. Akif'i arayışımız bir nevi millet olarak ümit arayışımızın somutlaşmış şekli. Yılgınlık anlarında dizlerinin bağı çözülen halka Asım'ı göstererek gençlik aşısı yapmıştır o. Atiyi karanlık görerek azmi bırakmanın ölümün en alçakçası olduğunu haykırmaktan çekinmemiştir.
Akif çok iyi biliyordu ki azmine yenik düşen bir adam içinde bulunduğu hale rıza gösterip teslim olan insandır. Milletleri uyuşturan en büyük musibet de budur.
Tevfik Fikret'in oğlu Haluk'tan hareketle bütün gençlere hitaben yaptığı ümitsizlik vurgusuna ("O gün benden ümidi kes / Beni boş ve kötrüm muhitimde kendi meraretimle unut / Çünkü lengi pejmurde nazarlarım seni maziye çekmek ister" dizelerine karşın, Akif, Hz. Yakup'un (a.s) oğullarına seslendiği gibi ("Oğullarım! Yusuf'la kardeşini araştırınız; hem sakın Allah'ın inâyetinden ümidinizi kesmeyiniz. Zîrâ, kâfirlerden başkası Allah'ın inâyetinden ümidini kesmez.") seslenir: "Ye's öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun / Ümide sarıl sımsıkı, seyret n'olursun."
Akif 73 yıldır sükût suikastına maruz kalmış bir şair. Onu unutturmak için sistemli çalışmalar yapılıyor. Cenazesinde onu yalnız bırakanlar, öldükten sonra da yok saymak için çaba sarf ediyorlar. Fakat Akif'in en büyük duası Asım her gün daha bir ihtişam ve bereketiyle gerçekleşiyor. Tantanadan, gösteriş ve nümayişten uzak sessiz yaşayıp sessiz ölse de; Akif bu millette, bu millet de Akif'te gerçek sesini bulmuştur.
Süleyman Nazif'in dediği gibi sesi yüzü kadar duru, yüzü de sesi kadar anlaşılır bir yüzdür.
Müslüman Türk milletinin nasiyesi, sireti ve suratı gibi...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



