Bir ders düşününüz ki sürekli ülke gündemini işgal ediyor ve her seferinde tahammül sınırlarına itiliyor.Birileri iki kere ikinin dört ettiği gerçeğine kendi hesaplarına uymadığı için itirazda bulunuyor ve hemen bu itirazın gereği yerine getiriliyor.
Dersin heybesinde taşıdığı ağırlığın büyük bir kısmı daha varacağı yere ulaşmadan yarı yolda haramiler tarafından boca ediliyor.
Hiçbir dersin kervan yükü böylesine yağmalanmış değildir.
Pazarı olmayan bir ders üzerinde gün geçmiyor ki yeni bir pazarlık yapılmış olmasın.
Evet, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden bahsediyorum.
Din Kültürü dersleri bu ülkede yıllardır varlığı ve meşruiyeti sürekli sorgulanan bir ders olmaktan kurtulamamıştır. Eklemeler, çıkarmalar, müfredat değişiklikleri, içeriksel estetik ameliyatların hiç biri kimseyi memnun edememiştir.
Seçmeli- zorunlu tartışmaları içerisinde ne yazık ki şimdi bu ders tahammül sınırlarına terk edilmiştir. Üstelik bu dersin mağdurları bile türemiştir.
Bir bilgiyi edindiği için mağdur olan insanlara ancak bizim memleketimizde rastlayabilirsiniz. İman esaslarını, İslam prensiplerini öğrendiği için büyük bedeller ödeyip hayatı darmadağın olmuş(!) ne çok insan varmış da meğer bizim haberimiz yokmuş.
Siz hiç 'Benim evladım din derslerinde ahlak ilkelerini öğrenmeseydi başına bu iş gelmeyecek ve bütün bunları yaşamayacaktı' gibi bir savunma biçimine şahit oldunuz mu şu ana kadar?
Bu ders her zaman mahalle kavgalarının arasında kalmış ve kavgayla hiçbir ilgisi olmadığı halde her iki taraftan da en ağır yumrukları yemiştir.
Din kavgalarının tam da ortasındadır din dersi.
Geçtiğimiz günlerde Kızılcahamam'da gerçekleştirilen 7. Alevi Çalıştayı'nın gündem maddelerinden biri yine din dersleri konusuydu. Basına yansıdığı şekliyle Çalıştayın sonunda Din derslerinin, Din Dersi ve Din Kültürü ve Ahlak dersi olmak üzere iki bölüme ayrılmasında ittifak edilmiş. Buna göre Din dersi, tercihe bağlı olup bu derste dini bilgiler verilecek, Din Kültürü ve Ahlak dersinde ise tarafsız ve bilimsel bir bakışla Alevilik dahil bütün din ve inançlara yer verilecek. İster ismi din dersi olsun isterse din kültürü, anlatılacak konu dinse eğer bilimsellik ve tarafsızlık her zaman tartışma götürecektir.
Öncelikle başta dinsel argümanlar ve din anlatım metodolojisi üzerinde anlaşmak lazımdır. Din dersi olsun mu olmasın mı konusunda tartışır bir hükme varabilirsiniz, ama dinin teklif ve telkin kısmına müdahale edemezsiniz. Eğer dinin umde ve ilkelerine karışır, kavramlarıyla oynarsanız kendi kafanıza göre bir din oluşturmuş olursunuz. Bu durumda din kültürü dersinin hiç olmaması bile olmasından hayırlı olur. Zira mevcut haliyle verilen din dersleri yetersiz ve eksik anlatımdan doğacak bir yanlış din algısını doğurma riski de taşımaktadır.
Diğer taraftan, öğretimle sınırlandırılmış, eğitim tarafı göz ardı edilmiş bir din dersi kendisinden beklenen hedefleri gerçekleştiremeyecektir.
Evrensel ahlak davetini yapmakla yükümlü olan tek ders sadece din kültürü ve ahlak dersi değil, fen ve matematik dersleri dâhil aslen bütün dersler böyle bir ortak amaca hizmet ederler.
Eğitim bir öğrencinin neyi öğreneceği kadar neleri öğrenmemesi gerektiğini de belirleyip takip eden bir sürecin adıdır. Yani eğitimin özünde şefkatle yoğrulmuş bir muhafaza duygusu vardır. Bunun da birincil basamağı fıtratı korumaktır. Tartışma konusu yapılan din derslerinin belki de hiç tartışılmayacak yanı pragmatik bir ahlak üzere profan (kutsal dışı) bir yönelişin kurbanı haline getirilen kuşakları asıllarına rucu ettirmektir. Genç ve körpe zihinler bu hamur oyunundan ancak bu sayede kurtulabilirler. Öyleyse 43 yıl öncesinden aynı ıstırabı dillendiren büyük dava adamı Nurettin Topçu'nun sesine kulak verelim:
"Okullarımızda ahlak ve din eğitimi meselesi zamanımızın en hayati davasıdır. Milletimizin ayakta durması, istikbalimizin kaderi ne Kıbrıs meselesine ne de seçim dedikodusuna bağlıdır. Mukadderatımız, yarını hazırlayacak olan genç neslin ahlak ve din yapısına sımsıkı bağlı bulunuyor. Bu yapı mecalsiz ve sıska bir yapıdır. İnançlara indirilen yumruklar, neslimizi bitap bıraktı. Asrın ızdırabı, irade ve iman hastalığıdır. Şefkat ve merhametle tedavi edilecek yerde kin ve gayzla yumruklanan yaralarımız kanıyor. Vicdanımızın ve imanımızın su-i kasdcılarını boğacak olan işte bu kandır." (Türkiye'nin Maarif Davası, sayfa 133)


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




