Okuyuculara olan mesafem dolayısıyla yazılarımı en içten bir şekilde yazmaya çalışıyorum. Bu içtenliği, okuyucumla aramdaki mesafem belirliyor çünkü. O kadar mesafeliyiz ki, "okuyucumun derdi benim derdimdir" diyerek yazmaya çabalıyorum. Bu mesafeyi "yakınlık" olarak da ifade edebiliriz. İnsanlar arasında her zaman bir mesafe olur. Önemli olan bu mesafenin insanların birbirine yakın olmasına vesile olabilmesidir. Çünkü; insanların en faydalısı, insanlara faydalı olandır.
Aramızdaki mesafenin iyi bir şekilde anlaşılması için bilmemiz gereken: birbirimizi sevmedikçe gerçek mümin olamayacağımız gerçeğidir. Bu gerçeği bilen, kardeşine nasıl mesafeli olabilir. Eğer bir mesafe varsa bu ancak bir saygının karşılığı olabilir. O halde, mesafe insanlar arasında, yakınlık inananlar arasında olur diyebiliriz. Bu yakınlık kardeşlik derecesine varmadıkça asıl gaye hasıl olmayacaktır. Yakınlıklarımızı artırıcı noktada üç hamleye ihtiyacımız var: kardeş olmak zorunda olduğumuzu bilmek, kardeşlik görevlerimizi yerine getirmek ve kardeşçe yaşamak.
Bu aşamalardan geçmek için kardeşlik anlayışımızı yeniden gözden geçirmeliyiz. Yeniçağa yakışan anlayış: isâr ruhudur. Kişiler arası sosyal münasebetlerin dengeli, duyarlı ve dürüst olabilmesi neye bağlıdır? Sosyal ilişkilerimizin sağlıklı, dostane ve sürekli olabilmesi için, güzel ahlâk, sosyal farkındalık ve duyarlılık gibi bazı sağlam temellerin önceden atılması ve ruh dünyamızın ayrılmaz unsurları hâline getirilmesi gerekmektedir. Önce kendi şahsiyetimizin tekâmülü açısından başkalarına karşı gösterebileceğimiz olumsuz duygu ve düşüncelerimizin boyutunu daraltıp bunun yerine manevî değerlerle zenginleştirilmiş olumlu düşünce yapımızı kuvvetlendirmemiz elzemdir. Bir başka ifadeyle toplumsal alanda dostluğun ve kardeşliğin tesisi için, egoizm, bencillik, cimrilik, kıskançlık gibi ben merkezli negatif yaklaşımlardan uzaklaşarak, sosyal duyarlı bir kimliğin inşasına yönelik kalbî ve vicdanî düşünce ve eylem hamlelerinin atılması zaruridir.
Bunun için de ilk önce sosyal bağları ciddî anlamda tahrip eden ben merkezli zararlı yaklaşımlardan kaçınmak gerekmektedir. Toplumsal hastalıkların ve gerginliklerin arttığı bir dönemde ahlâklı ve duyarlı bir insan olmak, geçmişe göre her ne kadar daha da zorlaşmış gibi görünse de bu gibi sosyal meziyetlere sahip olmak da o derece önemli ve zaruridir. O halde beşerî münasebetlerimizi ve dolayısıyla toplumsal barışı ve dayanışmayı yeniden güçlendirecek olan güzel hasletler nelerdir?
Sosyal boyutlu düşünce ve davranışların yakınlık noktasında pozitif etkilerini gösterme noktasında isar ruhunun en güzel örneğini geçtiğimiz günlerde Bolu Yeniçağa belediye başkanı yapmış olduğu sosyal belediyecilik toplantısı ile gösterdi. Beldesinde sorumluluk hisseden ve belde insanına karşı sorumluluklarını yerine getirme gayretinde olanları buluşturan başkanımızı, belde insanının arasındaki mesafeleri yakınlığa ve kardeşliğe çevirme başarısından dolayı tebrik etmeyi bir borç biliyorum. Diyalog noktasında bir çok platformun bugüne kadar gelebildiği noktayı adeta "Yeniçağa Platformu" oluşturarak isâr ruhuna taşıması takdire şayandır.
Samimî bir öz eleştiri ile sosyal konumumuzu yeniden belirleyebilir ve manevî bir rehabilitasyon ile sosyal rolümüzü güçlendirebilirsek, iyiliğin, barışın, dayanışmanın ve adaletin yaygınlaşması gecikmeyecektir. Elbette ki bu; geniş çaplı sosyal açılımlarımızın varlığına bağlıdır. Bu açılımlara sahip olmak ise, birbirine mesafeli olanlardan değil, birbirlerine yakın olanlardan beklenebilir. Bekledik ve gördük. Bekleyin, daha neler göreceğiz! Pek yakında...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



