Yeni YÖK Başkanı genç bir isim; 47 yaşında Prof. Dr. Gökhan Çetinsaya..
Bu kez sessiz sedasız bir atama oldu. Her zaman günler öncesinden isimler ortaya atılır, tartışılır, Köşk o isimlere bakar-tartar sonrasında biri üzerinde mutabık kalırdı.
Gökhan Çetinsaya çok popüler bir isim değil. Medyanın fazlaca göz önünde olan bir isim olmadığı için de fazlaca yıpranmadı.
Samanyolu TV'den TRT Haber'e transfer edilen ve Faruk Bilgin'in hazırlayıp sunduğu haftalık tartışma programı 'Açı'dan biliyoruz kendisini. Bu programın devamlı yorumcularından. Çetinsaya gibi aynı programın yorumcularından olan Prof. Sedat Laçiner de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi'ne Rektör olarak atanmıştı, yakın zamanda. Darısı programın öteki katılımcılarının başına... Başlarına ne zaman talih kuşu konar, bilinmez. Ama bereketli bir program olduğu da açık..
Yeni YÖK Başkanı Çetinsaya'nın bu göreve gelmesinde en fazla etkili olan ismin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu olduğu kulislerde dile getiriliyor. Zira, Ahmet Davutoğlu da, Çetinsaya'nın rektörlüğünü yaptığı İstanbul Şehir Üniversitesi'ni kuran Bilim ve Sanat Vakfı'nın kurucularından. Çetinsaya'nın, Davutoğlu'na "Hocam, Üstadım" diye hitap etmesinin nedeni de bu. Gökhan bey de eski YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan da Bilim ve Sanat Vakfı'nın kurucularından. Her iki isim de Şehir Üniversitesi'nin mütevelli heyet üyesiydi.
Gökhan Çetinsaya'yı yakından tanıyanlar Hoca'yı enerjik ve dışa dönük bir kişi olarak tanımlıyor. Öyle öğrencileri arasına duvar koyan öğretim üyelerinden de değil. İşte bu 'informel' özelliği sebebiyle de öğrencileri tarafından sevilen sayılan bir isim. Üniversitedeki odası adeta 'Sezen Aksu'nun evi gibi.. Kapıları misafirlerine her dem açık. Rahat diyalog kurulabilen, ders harici sorulara da rahat cevaplar verebilen bir öğretim üyesi.
Öğrencilerinin Hoca'dan tek şikayetleri notunun azıcık kıt olması.
'Açı' programında ben de birkaç kez şahit oldum; Çetinsaya'nın Osmanlı ve Ortadoğu tarihine ilişkin ilginç görüş ve temennileri var; yakın zamanda sosyal paylaşım sitesi twitter'de paylaştığı bazı görüşler de bunun yansıması zaten. O görüşlerinden bazılarını buraya alıyorum;
- İran ve Hizbullah (Lübnan) Suriye'yi farklı görüyor. Bu El-Kaideci Selefilerin işi, olayın sadece Türkiye sınırında olması manidar diyorlar.
- Son bir ayki Arap baharı toplantılarının özeti: Ufukta Türkiye, Mısır vs. İran ayrışması gözüküyor Ortadoğu'da!
- Arap baharı hk: Alman öfkeden kudurmuş bir şekilde bana bağırıyor: AB'ye üye olmak isteyenin bağımsız dış politikası olamaz! Başka emrin?
- Roma'daki NATO savunma kolejinde Polonyalı ve Çek subaylar soruyor, bizim derdimiz Rusya'yla, ne işimiz var Ortadoğu'da Afrika'da? Deja vu? Çetinsaya'nın Ortadoğu ile araştırma, makale ve kitapları bulunduğunu da biliyoruz.
Kemal Gürüz o makama nasıl atandı?
Şu anda AK Parti'nin Meclis Başkanvekili Prof Mehmet Sağlam eski YÖK Başkanı. Görev süresinin bitimine az bir süre kala dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'e -veda için- çıkar. Hoş beşten sonra Demirel sorar;
-Hoca, gidiyorsun da yerine önereceğin bir isim var mı?
Mehmet Sağlam'ın Demirel'e cevabı tek cümledir;
-Sayın Cumhurbaşkanım, bir tek ismi YÖK Başkanı yapmayın, kimi yaparsanız yapın..
-Kim o?
-Prof. Kemal Gürüz..
Sonrasında olanları biliyorsunuz; Demirel, Sağlam'ın "Sakın atamayın" dediği o ismi YÖK Başkanı olarak atadı. Üniversitelerde özgürlüklere yönelik görülmedik baskı dönemi de böylece başladı..
YÖK denilince akla gelen ilk isim
ÜNİVERSİTELERDE estirdiği başörtüsü yasağı zulmü ile tanıdığımız Yüksek Öğretim Kurulu'nun (YÖK) ilk Başkanı İhsan Doğramacı'nın bir başka yönünü de anmak isterim. Doğramacı'nın bundan yıllarca önce, dönemin ünlü komünistlerinden Küba lideri Fidel Castro'ya yardım için seferber olduğunu öğrenseydiniz, inanır mıydınız?
Yıl 1962... Yer, resmi adı Krung Thep olan Tayland'ın Başkenti Bangkok olağanüstü bir güne hazırlanmaktadır. Uluslararası kuruluş UNİCEF bir toplantısını bu şehirde yapmaya hazırlanıyordu.
Türkiye'den ise ilginç bir isim iştirak ediyordu toplantıya, Dışişleri Bakanlığı adına; Prof. Dr. İhsan Doğramacı. Toplantı sırasında verilen bir önerge ortalığı karıştırmaya yetmişti. Önergeye göre UNİCEF'e ait 6 jeep, dönemin katı komünist ülkelerinden Küba'daki çocukların durumlarını araştırmak için bu ülkenin emrine verilecekti. Önerge salona bomba gibi düşmüştü. Başta ABD olmak üzere birçok ülke heyeti teklife peşinen karşı çıktı.
Biri hariç...
Doğramacı, UNİCEF'e ait jeeplerin, purolarıyla ünlü Küba'nın Castro'sunun hizmetine verilmesini ve bu ülke çocuları için hizmet vermesini istedi. Toplantı salonunun ortasına ikinci bir bomba daha düşmüştü.
Toplantı, 'Doğramacı'yı ikna turları'nın ardından sona erer ve Türk heyeti de ülkeye döner. Heyetlerin kendi ülkelerine dönmelerinin ardından, bir Amerikan heyeti, dönemin Dışişleri Genel Sekreteri (şimdiki karşılığı Dışişleri Müsteşarlığı) Büyükelçi Fuat Bayramoğlu'nu ziyaret ederek, gelişmelerden ve Mr. Doğramacı'nın UNİCEF toplantısındaki tutumundan duydukları rahatsızlığı dile getirir. Doğramacı'dan beklemedikleri bir tavır gördüklerini iletirler, Genel Sekreter'e.
Bayramoğlu, meseleyi inceleyeceğini ileterek Amerikalılara yardım vaadinde bulunur. Büyükelçi Fuat Bayramoğlu, öncelikle Doğramacı ile birlikte Bangkok'ta bulunan Yüksel Söylemez'i dinler.
Ve hemen ardından da Doğramacı, Dışişleri Bakanlığı'na davet edilir. Genel Sekreter Bayramoğlu, Bangkok'ta takındığı tutum dolayısıyla Doğramacı'yı öncelikle dinler ve Amerikalıların hassasiyetini anlatır. Hemen ardından da Doğramacı'ya nihai talebini iletir;
"Sayın Doğramacı lütfen bu kararınızı tashih ediniz, Türkiye olarak zor durumda kalma ihtimalimiz çok güçlü, bize yardımcı olunuz".
Ve... Doğramacı Türk Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri'ne müthiş bir teklif yapar; "Pekala, benim olumsuz görüşümü ileten mektubun tarihi lütfen, Amerikalıların sizi ziyaret ettikleri tarihten öncesine atılsın, bu görüşümün Amerikalıların ziyaretiyle paralel tutulmasını istemiyorum..."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



