Geçtiğimiz haftalarda "Hayatımızı Çarpıtan Sinema" adıyla bu köşede yayınlanan yazımda, sinemanın tarihi ve gerçeği nasıl çarpıtıp yanlış yansıttığı üzerinde durarak, buna nasıl üzüldüğümüzü anlatmaya çalıştım. Sinemacıların çoğunun yapacakları film için tarihi hakikatlerle yaşanmış gerçekleri değiştirmeyi marifet saymalarından söz ederek bu arsızların haklı eleştirilere tuhaf bir cevap verişlerine dikkati çektim. Son yıllarda ortaya çıkan bazı sinema ve televizyon filmlerinde bu türden saçmalıkların yansımasını da buna bağladım.
Bana öyle geliyor ki, bu vesileyle anlattıklarım yalnız sinema için değil, bütün popüler sanatlar açısından da söz konusu ve önemli olduğu açıktır. Bir de madalyonun öteki yüzü var; az da olsa sinemada "yerli arayışlar"a girenler var, bugün onlar üzerinde duracağım.
Türk ve dünya sinemasında gerçekten de toplum ve tarih gerçekliğini ciddiye almayan, her şeyi kendi fantezi dünyasına uyarlayan garip ve sorumsuz yönetmenler kadar kendi toplum gerçeklerine eğilip onun sözcülüğünü yapanlar da var. Bunların sanat hayatında her şey gişe veya ilgi çekme kaygısıyla yapılmaz; toplumun değer yargılarının sanat anlayışlarına egemen olduğu biliniyor. Bütün bunların yerli bir sinema anlayışının ortaya çıkması ve devlet yardımına ihtiyaç duymadan ayakta durması için gerekli olduğu ortadadır.
Bu alanda eser veren üç yönetmene adanmış yazıları bir kitapta toplayan Abdurrahman Şen'in yayına hazırladığı Türk Sinemasında Yerli Arayışlar bunlara dikkati çekiyor. Kitaptaki yazılar üzerinde durmadan önemli bir hususa değinmek istiyorum: Sanal dünya hikâyeleri... Gerçek hayat hikâyeleriyle sembolik kıssalardan büsbütün uzak hayaller...
Sanal dünya hikâyeleri
Sanal dünya hikâyeleri anlatmak bugüne mahsus bir hastalık değildir, çok eski geçmişi vardır. Çünkü insanlık hikâye anlatmayı veya dinlemeyi seviyor. Kutsal kitaplarda da pek çok hikâye vardır. Yaşanılan hayata yorum getiremeyenler veya insanı derinden kavrayacak gerçekçi veya sembolik hikâyeler anlatmayı beceremeyenler sanal hayatlara yöneliyor.
Mitolojik hikâyeleri trajik bir gerçeklik gibi anlatan şairleri Devlet'inden kovan Eflatun gibi Kur'an da yapmadıklarını veya yapamayacaklarını söyleyerek insanları kandıran şair ve -belki de- yazarları sert bir şekilde eleştirir. Eleştirilen sanal şeyleri gerçek gibi anlatarak insanları oyalayıp din-dünya, hayat-sanat ve insanlık değerleri hakkında insanları kandırır.
Bunların benzerleri her çağda görülebiliyor; çünkü insanın özü değişmiyor.
ABD'de Hollywood, Türkiye'de Yeşilçam filmleri tam bir sanal dünya ortaya koyuyor ve bu da söz konusu ülkeler için bir sanat olarak sinemayı geliştirmeye engeldir. Hindistan ve Pakistan sinemaları da bu havadan etkilenerek Bollywood ile Karaçi filmleri yaptılar. Latin Amerika ve Mısır'da da böyle filmlerle bütün dünyada kötü örnekleri var.
Bu türden sanal dünyanın insanları uyuttuğu gerçeğini fark eden İtalyanlar, bütün dünyada ilk kez gerçekçi filmler yaptılar ve bu da bir akım olarak "İtalyan Yeni Gerçekçiliği" adıyla dünyada kendine özgü bir rüzgar estirdi. Bundan pek çok ülke gibi bizim sinemacılar da yararlandılar; aynı tarzda cesaretle pek çok film yaptılar. O zaman sinema sanat oldu.
Görülüyor ki ideolojik amaç taşımadan da sinemada gerçekçilik yapılabiliyor, toplumlar aydınlatılıp insanlar örgün öğrenim yanında yaygın eğitim ve estetik duyarlık da kazanabiliyor. Halbuki Sokrates'in anlattıklarıyla Atina toplumunu Mitolojik tanrılara inandıran şair ve tiyatro yazarlarını Devlet'inden kovan Eflatun, aslında yalnız edebiyat adamlarını değil, Sofist filozofları da eleştiriyordu. Fakat sanal dünya hikâyelerine kendilerini kaptıranlar rahattı. Demek ki insanlar sanal hikâyelerle aldatılarak da oyalanabiliyor; sinema buna uygun.
Eğer sanatçılarla düşünürler toplumlarını dünyadan kopartmak istemiyorlarsa tarihi, fikrî veya sosyolojik gerçekleri, bir sanat eseri ortaya koymak adına yok sayamazlar. Tiyatro ve sinema veya televizyon filmi için tarihe veya gerçek hayata ait unsurlara sadece malzeme olarak bakılamaz, onları çarpıtamazlar. Kimsenin gerçeği çarpıtmaya hakkı yok...
Bu türden densizlikleri dünya sinemacıları sergiliyor diye bizimkilerin de benzer şeyler yapması bağışlanamaz. Kötü örnek, örnek sayılamaz. Mesela dünya yeni bir Osmanlı imajını tartışırken, Türk sinemacılarının Topkapı Sarayı'nı sadece muhteşem aşk hikâyelerinin mekânı gibi göstermesi çok sığ olduğu kadar yabancı düşmanlara yardımcı olmaktır.
Maalesef bizim aydınlarımız içinden çıktığı toplum ile bu toplumun tarihiyle hayatını sevmiyor. Ayrıca, bu aydınlar kendi klasiklerini okumaya değer bulmazlar. Bütün bunları kendilerine söyleyebilecek kimselere tahammül etmedikleri için de onları göremezler.
"Yerli arayışlar"
Yücel Çakmaklı, Halit Refiğ ve Zeki Ökten anısına hazırlanıp Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yayınlanan bu kitapta benim de "Türk Sinemasında Yerli Tavırlar ve Yeni Yüzler" adlı bir yazım var. Bu kitap birbiri peşinden kaybettiğimiz yönetmenlerin "yerlilik" kaygılarını anlatırken, aynı zamanda bir sinema tarihi malzemesi de ortaya koymaktadır.
Bu yönetmenlerin hepsinin ortak bir tarafı var, vazgeçemedikleri yerlilik kaygısı... Bunlardan her birinin sanki toplumun rüyasını, hülyasını görmek gibi bir tutkusu var ve bu tutkuları eserlerinde görüldüğü gibi, onlardan söz eden bütün yazarlarla sinemacı dostları hep özelliklerine dikkati çekiyorlar. O yüzden kitabın adında "yerli arayışlar" ifadesi bulunuyor. Kırka yakın yazının pek çoğu bu kitap için yazılmış, bazıları da basından iktibas edilmiş.
Bakanlık yayını bir kitabı hazırlamanın güçlüğünü bilenler bilir. Prestij yayınında çok titizlik yapılır ve görsel malzeme sayılan resimlerin toplanıp güzel bir sayfa düzeni içinde sunulması da gerçekten emek ve zaman ister. A. Şen bunların üstesinden gelmiştir.
Kitapta yer alan isimlerden hangisini özel olarak zikretsem, sanki zikretmediklerimin hakkı kalır diye endişeliyim. O yüzden sinemayla olduğu kadar sanat ve edebiyatımızın yerlileşmesi konusuyla ilgilenenlerin kitabı bulup okuması lazım. Benim üzerinde duramayacağım kadar çok ve çeşitli bakış açılarının bu yazılarda söz konusu edildiği ve sinemamızı değerlendirdiği görülüyor. Yerlilik kavramı kitaptaki yazıların ana ekseninin oluşturuyor.
Bu kitapta başlık olan konunun 41 yıl önce Nuri Pakdil tarafından "yerli düşünce" diye ifade ettiği kavramdan haberdar da olabilen biraz daha estetik odaklı bir tavır. Çünkü önceki bir dünya görüşüne doğru evrilirken, "yerli arayışlar" ifadesi daha pratik sanatçı tavrı.
Ülkemizde sanat ve edebiyat faaliyeti yapan sanatçıların her birinin kültürü ve duyarlığı, söz konusu sanatçının mizacına özgü bir yaklaşım kazanmasına yol açıyor. Yerli tavırlarla yerlilik çabası, bu bakımdan herkes için önemlidir. Bir sanatçının karakteri, yerli, milli ve evrensel nitelikleriyle belirlenir ve bu hususlarda bir bütünlük olmadığı sürece, onun ne anlattığı anlaşılmaz. Anlaşılmaz sözler söyleyip keyfi sinema yapımları ortaya koymaya çalışanlar gerçekten de ruhen rahatsızdır. Rahatsızlıklarını sanat diye pazarlamaya çalışanlarla keyfi yapımların masraflarını Kültür Bakanlığı'ndan temine çalışanlar gerçekten sahtekardır.
Sağlıklı bir sanatın, özel olarak da sinemanın gelişebilmesi için "yerli arayışlar" kavramıyla anlatılanların herkesi ilgilendirdiğini ve epeyce bir zaman yabancılaşmaya destek veren devletin hatasını düzeltmesi ve sanatçılarına da âdil olması gerekir.
Dünyaya açılan Türkiye'nin sanatçılarını doğrudan bu milleti anlatmak için fırsat vererek devlet değerlendirmelidir. Tek çiçekle bahar gelmediği gibi, yeni tavırlar da her zaman anlayış bekler. Yakında 100. yılını kutlayacak Türk sineması yerlileşmeye de başladı.
Kısacası, devlet eğer sanata ve sanatçıya destek verecekse, doğrudan para desteği değil, nitelikli eserlerin önünü açarak yapmalıdır. Bu da ancak kültürel faaliyetler için gerekli olan büyük ödüller konması veya maddî imkânların âdil biçimde dağıtımı için kurumlar oluşturulması, sinema ve tiyatro salonlarıyla edebiyat kütüphanelerinin yaygınlaştırmasıyla mümkündür. Sübvansiyon görünüşlü hiçbir destek kaliteli eser ortaya çıkmasını sağlamıyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı'nı gerçekten böylesine güzel prestij kitabı yayınladığı ve Abdurrahman Şen'i de yayına hazırladığı Türk Sinemasında Yerli Arayışlar'i hazırladığı için kutluyor, bu kitabın temel estetik tartışmalara zemin hazırlamasını diliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



