milli gazete

YayınlarVideoFotoğraf


  1. ARSIV
  2. VIDEO
  3. Sarı Sayfalar

  • ANASAYFA
  • YAZARLAR
  • GÜNDEM
  • SAĞLIK
  • EKONOMİ
  • DÜNYA
  • HABER
  • SPOR
  • AİLE HAYAT
  • KÜLTÜR

29 MAY 2012 SAL
  • HABER INDEKSI
  • ANKET
  • BENİM SAYFAM

GERİ İLERİ
  • AKDAĞ: "KÜRTAJ KESİNLİKLE AİLE PLANLAMASI YÖNTEMİ DEĞİLDİR"
  • YEMEN'DE ÇATIŞMA: 6 ÖLÜ
  • TTNET SÜRELİ İNTERNET PAKETLERİ
  • KAĞITHANE'DE YİNE KAĞIT ÜRETİLECEK
  • ŞEHİR HATLARI, YAZ TARİFESİNE GEÇİYOR
  • "YORGUNLUK", DEVECİ ARMUDUNDA REKOLTEYİ DÜŞÜRECEK

Yeni keşifler, ortak değerler

26 ARALIK 2010
PAZ 01:00

[-] Normal [+]
  • Gündem
  • Tavsiye Et
  • Yazdır
  • Yorum Yaz

Sanat ve edebiyat faaliyetlerinde yeni zannedilen kavram ve değerlerin her zaman yeni olmadığı, bazılarının çok eski tema ve değerlerin üslûp ve isim değiştirerek devam ettiği görülüyor. Bunun en temel sebebi, aslında en köklü yeniliğin idraklerde yenileşme ve yeni bir günde yeni bir değeri keşfetme olduğunun yeterince bilinmemesidir. O yüzden de yüzeysel değişimleri gerçek bir devrim zannedenler çoğunluktadır. Kalabalıklar modalarla ilgilendiği için de pek çok popülizm meraklısı, böyle sahte yeniliklerle ilgilenir.

Devrimci söylemlerin çok moda olduğu 27 Mayıs sonrasındaki kültür ve sanat faaliyetlerinde de benzer bir "sekter" tavır kendini gösterdi. Bunu maskelemek için kültür ve sanat çevrelerinde özgürlükçü görünen ama aslında Marksist dünya görüşünün Sovyet yorumuna kendini kaptırmış çevrelerin baskıcı ve bir örnek "yapıt" iddialı ürünleri hemen her yeri kaplamıştı. Peyami Safa, Necip Fazıl ve Tarık Buğra bu sahte sanat eserlerini beğenmedikleri için "gerici" sayılıyor, onca önemli eserleri yok sayılıyordu.

Yalnız bunlar değil, genç yaşta öldükleri için bunlar kadar kararlı tavır göstermeyen Asaf Hâlet Çelebi ile Ziya Osman Saba da yok sayılıyor, ikisi de 1957 yılında öldükleri için eserleri yeniden basılmıyor, eşleri ve aileleri bile onların adlarını anmaz, mezarlarını ziyaret etmez hale gelmişlerdi. Buna Fransızlar "sukût suikastı" derlermiş; Necip Fazıl ise bu alçak tavrı "ademe mahkum etmek" diye ifadelendirmişti.

Asaf Hâlet Çelebi ve Ziya Osman Saba

Bu iki şahsiyeti özellikle anmamın belli bir sebebi var. Çünkü Asaf Hâlet Çelebi ile Ziya Osman Saba'ya dair birer tanıtma kitabını ilk kez ben yayınladım ve bundan sonra, başta aileleri olmak üzere kültür ve sanat çevreleri onunla ilgili anma günleri, dergi özel sayıları ve pek çok kitap yayınlamaya başladılar. Halbuki bunların kitaplarını basan ve onlardan para kazanan Varlık ile Yeditepe dergi ve yayınları faaliyetlerini sürdürüyor, kurucuları da ikisi ile dostluklarını ifâde ediyorlardı. Fakat yazar ve okuyucu baskısıyla kitapların mevcutları kalmadığı halde yeni baskıları yapılmıyordu.

Bu iki şahsiyetin benim de benimsediğim ortak değerlerden ötürü unutulmalarına gönlüm razı olmadı ve onları dergi ve gazete yazılarıyla gündeme getirmeye çalıştım, fakat bunlar onların okunup anlaşılması için yeterli olmadı. Bunun üzerine ikisiyle ilgili birer tanıtma kitabı yayınlamaya karar verdim. O dönemde Suffe Yayınlarını kurmuş, Kültür ve Sanat Yıllığı yayınlıyordum. Yıllık yayını bir süre beni sanat çalışmalarımdan koparmıştı, ben de ona paralel olarak Dede Korkut Kitabı ile Necip Fazıl Kısakürek kitapları gibi bu tanıtma kitaplarının dosyalarını da yayına hazırladım.

Asaf Hâlet Çelebi ile ilgili kitabı Semih Güngör adıyla 1986 başında Suffe yayını olarak yayınladığımda o kadar az insan ilgilendi ki, Kitap dağıtımları dağıtmak için aldıkları kitapları bir süre sonra iade ediyorlardı; çünkü okuyucusu kalmamıştı. Ailesi ile TMKV da bir miktar kitap alarak çevrelerine dağıtmışlardı. Bunların dışında satıldığını hatırlamıyorum; onun adını duyanlar daha çok hediye yoluyla edinmeye gayret ederek tuhaf bir tutum sergilediler. 1990'dan sonra bu kitabın özel ve devlet yayını olarak iki baskısı yapıldığı için daha çok ilgilisi ortaya çıktı ve tezlerle televizyonlara konu oldu, adına anma programları yapıldı. Sonra da bütün kitapları çeşitli yayınevleri tarafından yayınlandı, hakkında özel sayılar yapıldı. Bugün artık kültür çevreleri Asaf Halet'i yeterince tanıyor.

Ziya Osman Saba ile ilgili tanıtma kitabını da 1987 yılında Kültür Bakanlığı yayınladı. İlki kadar az basılmadı, 15 bin basılması geniş bir çevreden ilgi görmesine yol açtı, adına bazı toplantılar ve televizyon programları yapıldı ama bunun kitapları da ancak 2000'li yıllarda okuyucu bulur oldu.  Yüksek öğrenim görmüş iki oğlu olmasına rağmen, yalnız kitapları değil, Eyüp Sultan'daki mezarı da unutulmuştu. Fakat Cahit Sıtkı ile arkadaşlığı, şiir ve edebiyat dostlukları unutulmadı.

Avrupa Kültür Başkenti İstanbul faaliyetleri içinde Alay Köşkü'nde ikisi adına yapılan bir toplantıda benden Ziya Osman'ı anlatmam istendiğinde, doğrusu şaşırmadım değil. Biraz da ironik bir duygu ile Asaf Hâlet Çelebi ile Ziya Osman Saba'nın nasıl bir atmosferde unutulup yeniden anıldığını sözümün başında anlatmak gereğini hissettim. Kemalist Sol baskıcı bir tutumla askerle münavebeli bir tarzda yönetimde söz sahibi oluyor, darbe davetiyeleri çıkaran gösterilerle ülkeyi oyalıyordu.

Hilmi Yavuz, Abdullah Uçman ve başka edebiyat adamlarının da konuştuğu bu programda, Ziya Osman ile Cahit Sıtkı'nın şiir ve edebiyat dostlukları, Ziya'ya Mektuplar'da yer alan pek çok görüşleri ve yalnız ölüme farklı bakan iki ilginç şairin kişilikleri çeşitli konuşmalara konu oldu.

Bunları konuşur ve dinlerken, ikisi yanında Asaf Halet'in de genç yaşta ölmüş olmalarını, okumak-yazmak ve yaşamak üzerine hasretlerini düşündüm ve bunlar gibi pek çok sanatçının hayatlarındaki yazma tutkusunu hatırladım. "Kelimelerden bir dünya kurmak" diye özetlediğim hasretlerini iyi anlamak için başka örneklere ve farklı kişiliklere de dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum.

Kelimelerden bir dünya kurmak

Kelimelerden bir dünya kuran şair de romancı da aslında yazma tutkusunun esiri olmuş gibidir. Beşir Fuat hayatını bu tutkuya feda etmiş; Hüseyin Rahmi, Abdülhak Şinasi ve Sait Faik bu tutku yüzünden hiç evlenememişlerdir. "Yazmasam deli olacaktım" diyen Sait Faik ile sudan sebeplerle ev ve yuva kuramayan, evlilik yürütemeyeceğini söyleyen Yahya Kemal ve talebesi A. H. Tanpınar aslında yazma tutkusunun esiri görünen bir hayat yaşamışlardır. Onların yazı hayatları, aynı zamanda hayatlarının ta kendisidir. Seyahatleri bile yazı içindir...

Mehmet Âkif'te bu tutku gönüllü sürgünle bastırılmaya çalışılır ama tamamen yok olmaz. Mısır'da geçen günlerinin duyguları Safahat'ın Gölgeler adlı son kitabında görülür.

Bazıları için yazma tutkusu her şeyin önündedir ve bu tutku çok kıskançtır. Ev, eş, aile, ülke ve hatta vatan bu tutku uğruna feda edilebilir. Böyle bir tercih sahibini perişan eder. Bunun en çarpıcı örneği Nâzım Hikmet'te görülür. O her şeyi yazma tutkusuna, onu da Sovyet sözcülüğüne feda eder, ama hayatının son yıllarında bu tutku dinmez bir sızı halinde yeniden dirilir ve onu içten içe kemirir; İvan İvanoviç adlı oyununda Sovyetleri eleştirir. Sonra da vazgeçemediği yazma tutkusuyla kaybettiği şeylerin şiirini söylemeye çalışır.

Bazı şahsiyetler, Oscar Wilde'ın dediği gibi dehalarını hayatlarına, kabiliyetlerini de eserlerine serpiştirir. Bunlar bir kahraman gibi yaşamayı, bir soylu olarak yüce duygulardan söz etmeyi yazma tutkusu ile idealize eder. Bir milletin dinî ve tarihi misyonuna kendini ve sanatını adamayı, insan olmanın tek şartı sayar. Çok farklı ülkelerde yaşadıkları halde benzer şeyler düşünen Dostoyevski ile Necip Fazıl'ın yazma tutkusu başkalarından çok farklıdır. Bu yüzden sürgünü ve zindanı göğüslediler.

Aydınların genel eğilimine karşı çıkanlar, resmî ideolojinin sözcüsü olmayan gençler yetiştirirler. Böyle farklı bir kültürün şiiri olarak yazılan, sonra da Büyük Doğu Marşı adını alan şiiri, Necip Fazıl'ı büyük bir dâvanın sözcüsü yapar. Bu şiirde Necip Fazıl şöyle der:

"Doğsun Büyük Doğu benden doğarak!"

Bu toplumda şairâne ilhamlarla dinî ve ideolojik söylemler geliştiren insanlar her çevre ve her inanıştan görülmüş, birçok sosyal - siyasal görüş için şair ve yazarlar slogan yazmışlar. Kemalizmi din gibi görenlerle Anıtkabir'i Kâbe'ye benzetenler de kötü şairler arasından çıkmış, kendilerini yazıyla gerçekleştirebilmek için edebi hurafeler uydurmaya çalışmışlardır.

Bütün bunlar, bu türden şiirsel ilhamlarla fikir hareketine öncülük yapan sanatçılar bu toplumda sayıca hiç de az değildir. Tevfik Fikret, Rıza Tevfik, Ziya Gökalp, Garip ve İkinci Yeni Şairleri, Attila İlhan, Sezai Karakoç ve Nuri Pakdil bu toplumun ortalama aydınlarına ters görünen tercihlerini yaparken farklı bir tavır içindedir. Bunların tercihini yönlendiren, hayatlarını farklı bir yönde geliştiren bir bakıma yazma tutkusunun ta kendisidir belki de...

Kelime ve kavramlarla hayatını anlamlandıranlar için, hülyalarını gerçekleştirmesini önleyen hayatın gerçek engellerinin fazla bir önemi ve anlamı yoktur. Onlar için önemli olan bunu kendi dünyasında mümkün görebilmesidir. Bu da ancak dile getirilebilirse mümkündür.

Fuzûli divanının önsözünde "İlimsiz şiir temelsiz duvara benzer" derken, şair mizacının tezâhürünü en iyi ifade eden yazma tutkusunun kaynağını bir beytinde şöyle açıklar:

"Aşk imiş her ne var âlemde

İlim bir kıyl ü kaal imiş ancak"

Bir halk şairi de başka bir şeyden söz eder gibi aşktan yakınırken şöyle ifade eder:

"Aşk adamı söyletir dert adamı ağlatır"...

Vatan şairi Namık Kemal, "Kendi derdim billâh gelmez yâdıma" derken aynı hülyayı söyler. "Herkesin maksudu bir, rivâyet muhtelif" sözünün ifade ettiği de aslında bu tutkudur.

Düşünen adamın şiirini yazan ve yazma tutkusunun trajedisini sahneye getiren Necip Fazıl'ın son sözlerinden biri sayılabilecek şu mısra, kelimelerle bir dünya kuran sanatçıların en samimi duygularını ifade etmesi bakımından hem çok önemli, hem de çok anlamlıdır:

"Söylenmemiş sözün hasreti dudağımda!"

Geri izlemetrackback
  • staticsBu yazı Gündem bölümü’nde 26.12.2010 tarihinde yayınlandı
  • feedBu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için tıklayınız
  • tags Etiketler: mustafa, miyas, konuk, durum,
Merhaba, yorum yazmak için oturum açınız

yorum yaz

Yorum yazmak için oturum açmanız gerekiyor.
Üye değilseniz, sadece bir dakikanızı ayırarak hemen üye olabilirsiniz.

Oturum açtıktan sonra bu sayfaya otomatik olarak yönlendirileceksiniz.

Yazar

Mustafa Miyasoğlu

araştırmacı yazar

  • Özgeçmişyazarı tanımak ister misiniz?
  • Arşivyazarın diğer tüm makaleleri
  • Mesajyazarla iletişim kurmak için
  1. Bu yazarı benim yazarlarıma ekle
  2. Tüm yazarlar
  • Yazarın

    diğer yazı dizileri en çok yorumlananlar en çok tıklananlar en çok tavsiye edilenler
    1. Ölüm yıldönümünde Üstad N.Fazıl:M.Miyasoğlu / Necip Fazıl Muhabbeti
    2. Gaziantep'te geçen gün ve bu şehrin kültürü
    3. Ay Vakti ve Şeref Akbaba
    4. Şehir Tiyatroları Nereye Gidiyor?
    5. Antakya'da bir gün
    6. Şehir Tiyatroları devrimi
    7. Klasiklerin yayınlanması ve okunması
    8. Kur'an Öğretimi ve Din Eğitimi
    9. Demokratik basamaklar ve siyaset gündemi
    10. Ömer Seyfeddin dünya dillerinde
    1. Golyat’a atılan taş Gargat ağacı
    2. Hüseyin Rahmi ve Şıpsevdi Romanı
    3. Salih Baba, Dede Paşa ve Abdürrahim Efendi
    4. Dünyayı değiştiren liderler
    5. Çağdaş Türk romanı seminerleri
    6. Konya Kitap Dünyası kitapları
    7. Zaferlerimiz ve Destan Edebiyatımız
    8. Edebiyat geleneği üzerine
    9. “Fatih’in Şiirleri” ve “Şiirin Sultanları”
    10. Kıbrıs’ta Çanakkale Şehitleri ve Gençlerimiz
    1. Naipaul rezaleti ve Türkiye öğretmenliği
    2. Ay Vakti ve Şeref Akbaba
    3. Sultan Vahdettin üzerinden siyaset yapmak...
    4. Numan Kurtulmuş ve Türkiye’nin Gündemi
    5. Mesut Uçakan’ın sinema hayatı
    6. Bu bizim hayatımız
    7. Hanefi fıkhı ve sünnetin yüceltilmesi
    8. İki rahmetli aydının sorumluluğu
    9. Zaferlerimizi çalanlar
    10. Enderun Teravihleri ve Cumhur Müezzinliği
    1. İstenen kriterde içerik bulunamadı !
  • Gündem

    1. '1961, 1982 değil 2023 anayasasını yapmak istiyoruz'
    2. 'El bombası attılar'
    3. 'Kürtaj yasaklanmalı'
    4. Yazıcıoğlu soruşturmasında 3 tahliye
    5. "Öğretmenine sahip çık"
    6. Dalga askeri aşamadı
    7. Siyonist katiller tutuklanabilir
    8. Ümmet, İslam Birliği'ni bekliyor
    9. Kadın garson zorunluluğu
    10. Devlet de Özal'ın ölümünü şüpheli buldu
  • Diğer

    1. Akdağ: "Kürtaj kesinlikle aile planlaması yöntemi değildir"
    2. Yemen'de çatışma: 6 ölü
    3. TTNET süreli internet paketleri
    4. Kağıthane'de yine kağıt üretilecek
    5. Şehir hatları, yaz tarifesine geçiyor
    6. "Yorgunluk", deveci armudunda rekolteyi düşürecek
    7. Güçlü hafıza için elma suyu
    8. Sezaryen oranlarında dünyada ilk üçteyiz
    9. Yağışlar bal üreticisini umutlandırdı
    10. "Mavi Marmara" baskının yeni görüntüleri ortaya çıktı
  • Çok Okunanlar

    1. Fetih namazı
    2. Bu olacak Ayasofya!
    3. Ya Allah!
    4. Fethimiz mübarek olsun!
    5. Şok Detay
    6. Yeni bir düzen kurmanın vakti geldi
    7. Kadın garson zorunluluğu
    8. Dalga askeri aşamadı
    9. Fethin erleri hocasıyla buluştu
    10. Memura maaş farkı ve gecikme zammı
  • Çok Yorumlanan

    1. Yeterlilik derecesi en yüksek ürün kayısı
    2. Zile Kalesi restore ediliyor
    3. Hollande Afganistan'da 'farklı' şekilde kalacak!
    4. Savaşın acı dolu izleri bu müzede
    5. Tekkeler niye kapatıldı?
    6. Küresel ekonomide "Yunan" korkusu
    7. Fransa'yı topa tuttu
    8. Katılım Bankaları yüzde 20'yi hedefliyor
    9. Bol keseden laf var
    10. Avrupa'da resesyon Rusya'da siyasi krize dönüşür
Günün Haber İndeksi
Arşiv & Arama
shape
Gazete Aboneliği | Gündem | Ekonomi | Dünya | Haber | Kültür Sanat | Spor | Medya | Sayfa Başı
Kullanım Şartları | Seri İlan Kullanım Şartları | Seri İlan Hizmetin İade Şartları | Gizlilik İlkeleri | Kurumsal |Yazarlar | Multimedya | Arşiv | Reklam |Irtibat
Sponsor Bağlantılar : Kombi | Özgür Kocaeli Gazetesi

Firma Kayıt rss

Yardım ve Sık Sorulanlar FAQ

Copyright 2005 - 2008 Milli Gazete Basın Yayın A.Ş

prodestek