DEĞİŞEN şartlar ve ihtiyaçlar karşısında, çözümü yeniden bulmak için; iki hususa hassasiyet göstermek gerekiyor. Birinci husus; sorunlara çözüm üretirken insanların ihtiyaç ve problemlerini muhatap almak, ikinci husus ise; insanın, iyiyi de kötüyü de tercih etme imkanıyla yaratılmış olduğuna gereken önemi vermektir. İnsanlığın başlangıcından beri adalet duygusunu harekete geçirmek ve vicdanları uyandırmak için gönderilen dinler, bu sorumlulukla yeryüzünde adaleti gerçekleştirmek ve ahlakı yaygınlaştırmak için çaba gösteren inananlarına bu hususları sürekli nasihat etmiştir.
Müslümanlar, modern dünyada bir özne, bir aktör olmak istiyorsa, İslam coğrafyasına hakim olan dini düşünceyi bu açıdan yeniden gözden geçirmelidir. Bu sayede, Batı düşüncesini ideal olarak görmek ve dini düşünceye bunları monte etmeye çalışmak gibi sorunlu yaklaşımlardan kurtularak, yeni bir iklim için hazırlık yapmanın tek çözüm olacağını yeniden müşahade edebiliriz. "Bir toplum özünde olanı değiştirmedikçe, Allah da onların durumunu değiştirmez" ayetiyle, değişimin köklü olabilmesi için toplumun ikna edilmesi gerektiğini idrak edenlerin, iddiası ve hedefleriyle çelişmeyen yöntemler üretmek ve ahlakı yaygınlaştırmaya çabalayan bir çalışma disiplini geliştirmek için hayati bir mücadele içine girmesi bu yüzdendir. Bu mücadele, "bir an önce sonuca varmak" gibi bir düşünceyle acele edip zorlayıcı ve işbirlikçi yöntemlere başvurmanın gerekmediğini yeniden ortaya koymak için de gereklidir.
Böylece, ucuz kahramanlık, hamaset ve acelecilik gibi tuzaklara düşmeden, atılan adımları mutlaka iyi hesap ederek, sonuçların doğru öngörülmesini sağlayan bir modelle, "ne yapacağız, nasıl yapacağız, sonuçları ne olacak" sorularını sorarak detaylı bir düşünme ve projelendirme mantığının geliştirmesi de başarılmış olur. Kırk yılı aşan tecrübesi ve projelendirerek hareket etme prensibi ile, mücadele algısını sadece "kurallar" olmaktan çıkarıp, bir ruha ve bir temele kavuşturmayı başaran Milli Görüş; günün imkanlarını, şartlarını, problem ve ihtiyaçlarını doğru tespit ederek, inancının evrensel mesajının hayata geçirilmesinde yeni bir iklim oluşturmuştur.
Müslümanları tarihin birer aktörü ve öznesi yapan bu özellik, Türkiye'nin diğer müslüman ülkelerden önemli bir avantaja sahip olmasını sağlayan bir dayanak olmuştur.
İyi ve olumlu yönleri önyargısız bir şekilde tespit edip, kötü ve zulme yol açan yönleri doğru bir şekilde teşhis ederek, inananları doğru müdahale imkanlarına yaklaştıran bu yeni iklim farkına varıldığında, toplumun gerçekliğine uyan anlaşılır ve uygulanabilir projelerle kırk yıl öncesine göre daha avantajlı bir konumda olan müslümanların, bu avantajlı konumunu zaferle taçlandırması an meselesidir. Ancak bu anın yaşanması için, ya "Allah'ın yardımı ne zaman" diyeceğimiz zamana kadar oturup bekleyeceğiz, ya da bu yeni iklimin farkına varıp gerekeni yapacağız.
Söyleyecek sözleri olmadığı için başkalarını taklit eden bir pozisyona düşen müslümanlar, inancının kendilerine yüklediği sorumlulukları bu yeni iklimin farkına vararak yerine getirmeli ve yeniden tarihin aktörü ve öznesi olmalıdır. Bu zorunluluğun gerçekleşmesi için; iyi tecrübe ve uygulamalarının korunarak sürdürülmesine; eksikliklerinin tamamlanmasına; zulme, adaletsizliğe ve ahlaksızlığa yol açan yanlışlarının düzeltilmesine zemin hazırlayan bu iklimin kodlarında yer alan adil ve ahlaklı bir düzene ulaşmanın izlerini takip etmek durumundayız.
Bugüne kadar durumdan vazife çıkaranlar, artık vazifeden duruma yön vermek konumunda olduğunu görmelidir. Çünkü iklim değişti, bitki örtüsü de...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



