Önümüzdeki süreçte Meclis'in ağırlıklı gündemini, yeni Anayasa oluşturacak. İlk defa Türkiye'de böyle kararlı bir tablo oluştu. İktidarıyla muhalefetiyle, bütün siyasi partiler artık 12 Eylül darbe Anayasa'nın tümden değişmesi gerektiği konusunda hem fikir.
12 Haziran seçimlerinde, meydanlarda halka verilen yeni bir Anayasa sözü, inşallah yerine getirilir. İçeriden ve dışarıdan çıkartılacak bir takım suni engeller, umarız 2007'de olduğu gibi bu süreci sekteye uğratmaz.
Çünkü darbe Anayasası, artık bu ülkeye bir numara küçük gelen elbise gibidir.
Antidemokratiktir, insan haklarına aykırıdır ve adil değildir. Hakkaniyeti ve eşitliği sağlamaktan uzaktır. Bürokratik oligarşinin derin izlerini taşımaktadır. Çok detaylıdır. Ve temel haklar, bu detaylarda boğulmaktadır.
Bireyi değil, devleti esas almaktadır. Kutsal olan, devlettir. Halk, devletin bekası için vardır.
Yasakçıdır. Özgürlüklere karşı çıkmaktadır. Devletin varlığı için gerekirse, özgürlüklerden fedakârlık istenebilir.
Milletin bünyesine uyum sağlamamıştır, hâlâ da sağlamıyor.
Toplumsal mühendislik anlayışının çok özel bir ürünüdür. Bürokratik elitlerin, halkı her zaman kendi istedikleri doğrultuda yönlendirme ve denetim altında tutma aracı olarak kullanılmaktadır.
Yönetim kademesinde olan elitlerin, Anayasa'nın verdiği birçok sınırsız ve sorgusuz hakkı zaman zaman kendi çıkarları doğrultusunda kullanmalarına zemin hazırlamaktadır.
Türkiye, birçok ülkeye göre Anayasa yapma konusunda çok tecrübeli. Devletler tarihi açısından kısa bir geçmiş olmasına rağmen 90 yıllık cumhuriyet tarihinde dört kez sıfırdan Anayasa yazılmış. Maalesef, hepsinde de halkın kabul edebileceği ve benimseyebileceği bir mutabakat metni ortaya çıkartılamamış.
Üstüne üstlük bu Anayasa'ların neredeyse hepsi ya olağanüstü dönemlerde ya da darbe dönemlerinde oluşturulmuş. Bu yüzden hiçbir zaman demokratik ve sivil olarak nitelendirilememiş.
Hukukçulara göre, 1921 Anayasası kısmen milletin özüne ve ruhuna en uygun Anayasa. Toplumsal bir sözleşme niteliğinde. Onun da ömrü kısa olmuş, üç yılda tozlu raflara kaldırılmış.
1924 Anayasası, yeni kurulan ülkenin ikinci Anayasası. Demokrasi ilkesinin vurgulandığı ilk Anayasa.
Ardından darbe ürünü Anayasalar. 27 Mayıs'ta ülke yönetimine el koyan askerler, oluşturduğu Kurucu Meclis'e yeni bir anayasa hazırlattı. 1961'de halkın onayına sunulan Anayasa, yüzde 61.5 evet oyu ile kabul edildi.
Demokratik ve sivil bir Anayasa özlemi içinde olan Türkiye'de, 12 Eylül 1980 darbesiyle bu beklenti bir kez daha suya düştü. Yirmi yıl sonra bir kez daha yönetime el koyan cunta, askeri rejimin yaptırdığı eski Anayasa'yı rafa kaldırdı.
Yeni anayasa için harekete geçen askeri cunta, 160 üyesi olan bir Danışma Meclisi oluşturdu. Hazırlanan anayasa, 1982'de halkoylamasına sunuldu ve halktan aldığı yüzde 91 oyla yürürlüğe girdi. Maalesef geçen 29 yılda da bir daha Anayasa yapılamadı.
Aslında kimsenin beğenmediği ancak değiştirilemeyen Anayasa'da çeşitli tarihlerde 17 kez değişiklik yapıldı. Bu değişikliklerin çoğu Avrupa Birliği istediği için 'uyum' göstermek amacıyla yapıldı.
Bugüne kadar; 177 maddesi bulunan Anayasa'nın, 104 maddesi yani yarısından fazlası değiştirildi. 3 geçici maddesi ise çıkarıldı.
Son değişiklik ise başta HSYK ve Anayasa Mahkemesi olmak yüksek yargının yapısına ilişkin oldu. 12 Eylül'ün rövanşında cuntanın yargılanmasının da yolunu açan değişiklik, 2010'da yapılan referandumda yüzde 57 evet oyuyla kabul edildi.
Ancak Anayasanın yarısından fazlası değişmesine rağmen, hâlâ hiç kimse mevcut Anayasa'dan memnun değil. Tabiri caizse yamalı bohçaya dönmüş. Onarım görmemiş yanı kalmamış. Hâlâ da birçok eksiği olduğu gibi duruyor.
Neticede artık bir konsensüs oluştu. Olağanüstü bir takım gelişmeler olmazsa, yeni Anayasa yapılacak gibi. Zor ve sıkıntılı bir zaman dilimi olacak. O yüzden taraflar, uzlaşma adına bütün 'hoşgörü' ve 'tolerans'ını sergilemeli. Yoksa böyle tarihi bir fırsatı kaçırmanın vebalini kimse ödeyemez.
Peki hangi yöntemle ve nasıl yapılacak? Yıllardır tartışılan ve cevabı çok zor olan bir soru.
Prof.Dr. Arif Ersoy, buna kısa ve öz bir şekilde kılavuz gibi bir cümleyle yol gösteriyor:
"Milli Bir Anayasa".
Ana ilkeleri ise;
"Milletin dünya görüşü ve değer ölçülerini yansıtan, demokratik, hukukun üstünlüğü esas alan, nimet-külfet paylaşımında adil olan, dinsizlik gibi uygulanan laikliği yeniden tanımlayan, temel hak ve özgürlükleri esas alan, ırkçı ve tekelci olmayan".
Herhalde bu ilkelere itirazı olan yoktur. O yüzden siyasi partiler ve anayasa hukukçuları, büyük bir demokrasi sınavındalar.
İnşallah hem onlar hem de millet olarak bu süreci sabır ve metanetle, daha fazla acı yaşamadan atlatırız.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



