Son yıllarda mutfak kültürüne ilişkin yayımlar gazetelerin yanında televizyonlarda da yer almaya başladı. Daha çok yemek yapılışı, yemek çeşitleri, farklı ülkelerden yemek türü örnekleri vb. tarzında televizyonların öğle sonrası program kuşaklarında adeta demirbaş hale geldi.
Aynı şekilde beslenme konusu da, önceleri sağlık ve hastalık vesilesiyle şöyle bir dokunulup geçilen konuydu. Ancak giderek beslenme konusu odağa yerleşerek, sağlık ve hastalık vesile konusuna dönüşür gibi oldu.
Televizyonlarda geniş, her türden araç gerecin hazır tutulduğu, yiyecek maddelerinin bolca bulunduğu, adeta yok yok duygusunun kural halinde işlediği mutfak görüntüleri, popüler deyimle "trend" oldu. İhtimal, özellikle yemek pişirme yeteneğinden çok, yemek pişirme hevesi içinde olanlar (kadın, erkek) bakımından bu programlar ilgi yoğunluğu sağlayabilecek nitelikte algılanıyorlardır.
Genel olarak yemek ve beslenme konularının gündeme getirilmesi, bunlar ile ilgili bilgilerin verilmesi, bir takım uygulamaların sergilenmesi yararlı olmuştur. Her ne kadar falanca yemeği yapmada üstüne olunmadığını arkadaşlarına atfen söyleyen herhangi bir ünlünün patatesi karpuz gibi soyması karşısında irkilinse de!
Mutfak kültürü, kuşkusuz bir kültür ve uygarlığın, kendine özgü inanç ve değerlerini (ahlak, sanat, yaşama tarzı) simgeler ve tezahürünü sağlar. Yemek de mutfak kültürüne ait bir konudur ama tek başına bu kültürü bir bütün olarak temsil etmez. Falanca Çin yemeğini veya Meksika yemeğinde kullanılan bir yiyecek maddesini alarak, o ülkelerin mutfak kültürünü anlatmış olamazsınız. Mesela Çin'de bozulmuş yumurta (cılk olarak ifade edilir bizde) ikram etmek konuğa verilen itibarı gösterir. Tayland'da canlı maymun beyni ne lüks yiyecek olarak değerlendirilir. Ekmek Türk mutfağının olmazsa olmazıdır.
Demek istediğim, mutfak kültürü dolayısıyla yemek beslendiği inanç ve değerler bütününden yalıtılarak ele alındığında sıradan bir maddeye, alınıp-satılan bir tüketim emtiatına dönüştürülmektedir. Sadece inanç ve değerler bakımından değil, coğrafya, iklim, bunlarla doğrudan etkileşimde bulunan insan fizyonomisi bakımından dabir eksikliği beraberinde getirmektedir. Mesela Güney-Amerika ülkelerinde yetişen, avokado gibi, bazı meyve ve sebzelerin Anadolu'da tüketilmesi, en azından insan fizyonomisi bakımından incelemeyi gerektiren bir konudur. Anadolu'da yetişen bitkileri bu yönüyle inceleyen bilimadamı İbrahim Adnan Saraçoğlu'nun uyarısını yabana atmamak gerekiyor. Onun önemli bir gözlemine göre, Güneydoğu ve güneyde, özellikle yaz aylarında patlıcan yemekleri tercih edilir. Patlıcanın kimyasında bulunan bazı toksik maddeleri karpuz dengelemektedir.
Anlaşıldığı kadarıyla mutfak kültürü ve yemek konuları üzerinde durulurken, kültürümüze özgü değerlerin, bırakınız vurgulanmasını, adeta bunlarla olan ilişkisi gözardı edilmekte gibidir. Bizim insanımızın değer dünyasında ekmek, sadece bir beslenme maddesi olarak algılanmaz ve görülmez. Kur'ân, hatta Arap harfleriyle yazılı bir metin nasıl yerde bırakılmazsa, ekmek de öyle. Bayatlamış ya da bozulmuş ekmek parça veya kırıntıları çöpe bile atılmazdı. Kurt-kuşun, böceklerin ulaşabileceği yerlere bırakılırdı. ",dı" diyoruz. Oysa her yıl çöpe atılan sadece ekmek yüz milyonlarca tutuyor.
Bizim mutfak kültürümüzde israf etmemek kanaatkar olmak, diğergamlık (özgecilik, başkasını düşünmek), şükretmek ve hamd üzere olmak değerlerini mutlaka içerir. Ayrıca aburbucur yememek, tıka-basa yememek, sofraya oturuştan kalkışa kadar, tıpkı namazdaki gibi, ibadet ediyor bilincinde olmak da vardır. Başka birinin ibadetine gösterilen saygı ve ihtiram, insanların ekmeğiyle oynamamak şeklinde bir adaletli davranma rikkatini de beraberinde getirmiştir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



