Sağlık iki türlüdür diyor Maarif'te Sultan Veled:"Vücutların sağlığı ve dinlerin sağlığı. Bunun için Peygamber de (selâm O'nun üzerine olsun) iki ilim vardır: Bedenlerin ilmi; dinlerin ilmi buyurmuştur. Bedenlerin doktorları hekimlerdir. Dinlerin doktorları da nebiler ve velilerdir. Doktorların kitapları ve sözleri bedenin sağlığı ve ilacı hakkındadır. Nebilerin ve velilerin kitapları ve sözleri ise dinlerin iyileştirilmesi hususundadır. Bedenin sağlığını isteyenler, hekimlerin sözlerine uyarlar; din ve imanın sağlığını isteyenler ise me'vize kitaplarını ve peygamberlerin ve velilerin emrettikleri şeyleri tutarlar. Hasta olan bir adam, eğer doktorların "ye " dediğini yer, "yeme" dediğini yemezse, iyi olur. Bunun aksine hareket ederse, hastalanır, hastalığı artar ve sonu ölüm olur.
Fikir geleneğimizin büyük kütlesini oluşturan eserlerden bir tanesinde karşımıza çıkan bu görüşte ileri sürülenler, moderniteyi erişilmez sayıp durduk yerde moralini bozan günümüz insanının içinde paniklemeye de ışık tutmakta.
Hiç kuşku olamaz ki Âdem'den bu yana yaşanmış olan hayat bir tarafa bırakılarak, sadece 20.yüzyılda ve şimdi 21.yüzyılda ard arda gelen teknolojik gelişmelerin uyandırdığı iyimserliğin aldatıcı bir yanı vardır.
İletişim araçlarındaki ilerleme ve çeşitlilik, büyük insanlarda çocukların oyuncaklarında bulduğu ruh haline çok benzeyen bir etki yapıyor. Bugün, insanların duygularıyla oynamak, kapitalizmin daha çok satış hedeflerine ulaşmak yolunda, azgınlık noktasına gelmiştir. Yepyeni bir alan olan televizyon reklamcılığı, giderek başlangıcındaki normlarından uzaklaşmıştır. Televizyon reklamcılığı insan psikolojisini istismara kaymıştır. İnsanların duygularıyla oynanır, büyükler ve çocuklar sürekli manüple edilir.
Hayatta bir savruntu var. Savruntu sözcüğü, Tarama Sözlüğü'nde bulunan bir sözcük. Halk Türkçesinde doğal olarak doğmuş, bugünse pek kullanılmayan bir sözcük. Girdap kelimesiyle neyi anlatmak istersek, savruntu da onu anlatır.
Çok darlaşmış bir günlük hayat içerisinde bulunuyorsak bunun bir nedeni de toprak ile olan duyarlığımızın en aza indirgenmiş olmasıdır biraz da. Farkında mıyız acaba İstanbul'da arsalar değer üstüne değer kazanır, çok katlı apartmanlar her gün onlarcası fırlarken, giderek toprak görme şansımız azalmaktadır. Çünkü durmadan toprağın üstünü örtüyoruz. Gök, toprağı göremez hale gitmiştir durum. Taşla, betonla kaplanıyor toprak.
Bunun gibi: biz: insanlar yaşanmış, tutarlı hayatların görenekleri gittikçe daha az bilerek yaşamaya itiliyoruz. Sebzeler, meyveler rekolte artması için genleriyle oynanıyor. İnsanlar yem yercesine bir savruntu içinde yaşasın isteyen kara güçler memnun.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



