27 Kasım 2009 saat 12.40'da Lekne/Lucknou'ya, goindigo havayolları ile uçtuk. 475 kilometrelik yolu bir saatte aldı.
Şirketin sahibi Pakistan devlet Başkanı Muhammet Ali Cinnah'ın torunu imiş.
Pakistan ile Hindistan'ın siyaset babaları çarpışırken çocuklar ülkelerin çıkarlarını bölüşüyorlar olabilirler.
Hindistan'da Hindular ile Müslümanlar arasında hiçbir zaman sorun olmamış.
Sorunlar, İngilizler işgal için önce ticari şirketlerini ve misyonerlerini gönderdiklerinde sorunlar başlamış. Şimdilerde ise seçimler yaklaşırken ne olur bilinmez ülkenin bir çok yerinde kimin yaptığı belli olmayan tahrikler meydana gelir.
Seçimler bitince sorunlar da geçici olarak bitermiş.
Lekne'de Compakt Inn otelde iki gece kaldık ve Kurban bayramı namazını Nedvet'ül-ulemanın camisinde kıldık.
Saidürrahman'ın vaazını dinledik.
İHH'nın kestiği kurbanlar görüldü ve akşam üzeri Lekne seyahatine üç tekerlekli pırpırla çıkıldı.
Taksi tutmamamızın sebebi o gün Hindular için felaket günüymüş ve o gün çalışmadıkları için taksi bulunamadı.
Pırpır sahibi de bu kurala uymadığı için çıkmış ve biz onu kiraladık.
Akşam namazını Sünni Tile mali mescidinde kıldık ve hemen karşı tarafındaki Şii Bara İmam Bara mescidine geçtik fakat külliyenin önünde bekleyen kişi, güneşin battığını, zamanın geçtiğini ve giremeyeceğimizi söyleyince bizi gezdiren kişi parmaklarını kıpırdatınca hemen içeri aldı ve girdik.
Çok büyük ve çok görkemli bir külliye.
Önce mescidinde Tehıyyetül mescid namazı kıldık, sonra müze bölümünü gezdik.
Çarşıda kurbanlık keçileri gördük. Türkiye'de öyle besili keçiye rastlamak mümkün değil.
Satıcıları zayıf, keçiler besili.
Demek ki kan eksen can bitecek bu toprakların otundan keçilerin faydalandığı kadar insanları faydalanamıyor.
Hani "Balık yemesini değil, balık tutmasını öğretmeli" diye bir söz vardır ya bu sözün bile eksik olduğunu ben orada gördüm.
Mürşidabat'da iki yüz kilometre gittik ve hiçbir yerde dağ göremedik. Tarlalardaki mahsullerin siyaha çeken yeşilinden anlıyoruz ki toprak kanı cana çevirecek güçte.
Toprağı iki metre kazınca evin önüne tabii havuz oluşuyor.
O havuza balıklar bırakılınca balık yetişiyor.
Yani balığın yalnız denizden, gölden, nehirden tutulacağını zan edenler ve bunların olmadığı yerde balık tutmasını öğretemeyenler de yanılıyorlar.
Mürşidabad'a dönerken önümüzde giden kamyon kasasının dört köşesinde dört adam oturmuşlar ayaklarının biriyle kasanın içini tekmeliyorlar.
Rehbere bunların ne yaptığını sorduğumda bilmediğini söyledi. Hiç konuşmayan Hindu şoförümüz, "Onlar canlı balık taşıyorlar. Kamyonun kasasında havuz var. Dört kişi suyu tekmeleyerek havuza oksijen veriyorlar ve balıkları canlı tutmaya çalışıyorlar" dedi.
Lekne'de düğün kafilesine rastladık. Gelin almaya giden kafilede yalnız damat arabaya binmiş, diğerleri yolun kenarından türküler eşliğinde oynayarak gidiyorlar.
On kadar işçinin kafaları üzerinde kırk sekiz ampulü olan daire şeklinde pano var. Ampuller rengarenk.
Elektrik enerjisi kabloyla veriliyor. Önde elektrik üreten bir motor var.
Zengin düğünü olduğu düğüne katılanların şişmanlığından belli.
Yıldızlı otellerde düğün yapanların hemen hepsi şişman.
Havaalanlarında gördüklerimiz orta derecede şişman.
Fotoğraf çekmek için izin istediğimde düğün sahibi memnuniyetle kabul etti ve hemen hanımını da alarak oynamaya başladı. Hem oynadı hem poz verdi.
Aynı akşam kendi otelimize geldiğimizde otelde de düğün olduğunu gördüm.
Bu düğünün sahibi Brahman imiş.
Hindu olanlar ile Brahman olanlar hiçbir zaman birbirine karışamazmış.
Brahmanlar biraz daha üst tabakadan.
Gelinin kâküllerini açıkta bırakan bir başörtüsü var.
Başörtüsünün kenarları altın ve değerli taşlarla kanaviçe şeklinde örülmüş.
Aynı şekilde gelinin boğazından göğsüne kadar altın ve kıymetli taşlardan örülmüş gerdanlık var.
Burnunda, bilezik büyüklüğünde inci dizilmiş hızma yine inci dizili bir işlemeyle başörtüsüne bağlanmış.
Hilal kaşların üzerinde yine hilal gibi kırmızı noktaların üzerine yedi inci yapıştırılmış.
İki kaşın arasına yukarıdan aşağı üç kırmızı nokta üzerine üç inci yapıştırılmış.
Gelinin sırtında kırmızı bir kaftan kenarları işlemeli.
Boynunda kırmızı gül yapraklarından bir halka, göbeğine kadar inmiş.
Damadın başındaki kırmızı ve beyaz gül yapraklarından yapılmış taç, aynı Kızılderili liderinin kartal kanatlarından yapılmış başlığı gibi haşmetli.
İpliğe dizilmiş gül yaprakları baştan beline kadar sarkıyor.
Damat, ceket, gömlek, kravat ve pantolon giymiş.
Otele at üzerinde geldi damat. Kucağında da yedi yaşlarında bir çocuk vardı.
Dini töreni idare edecek kişiye Punda diyorlarmış.
Otelin girişinde yere kaplar içinde tuz, karabiber, kırmızıbiber ve diğer Hind baharatları koymuş.
İçeri girenler, uzaktan saygılarını bildirip salona geçiyorlar. Altmış yaşlarını gösteren Punda ise yere oturmuş, ayağının birini kendine doğru çekmiş, öbür ayağını uzatıvermiş hayatından pek memnun olmayan bir tavırla sunulan saygılara gönülsüzce başıyla karşılık veriyor.
Devam edecek.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



