Geçen gün Kocatepe Camii'nde teravih kılarken içim yandı. Yanıma düşen on altı, on yedi yaşlarında bir kişinin namaz kılışı idi içimi yakan. Namaza başlarken sol elini sağ elinin üstüne koydu ve her rekatta sol eli sağ elinin üstünde idi. Rükuya eğilmeden secdeye varıyor ve her kalkışında da pantolonunu çekiyordu. İçinde iman vardı ve Ramazan'ın coşkusunu yaşamak istemişti. Ama ilkokulda ve orta öğretimde öğrenmesi gereken namaz kılmayı, okullarda tatbikat yasak olduğundan, din dersleri ÖSS'de çıkan soru ile kıyaslandığından ve dahi din kültürü ve ahlak bilgisi program olarak eğitimi içermemesinden; şu yaşa kadar bu genç namaz kılmayı öğrenememişti. Çocuğun sol elini sağ elinin üstünde görünce; bu genç gibi namaz kılmayı bilmediği kamera ve fotoğraf makinesi ile tespit edilen Turgut Özal'ın maliye bakanı Kaya Erdem'i hatırladım. Bir cenaze namazında -resmi bir ziyaret için gidilen Arabistan gezisinde Özal'ın yanında götürdüğü için Umre'de de olabilir- böyle yakalanmıştı Kaya Erdem. Evet, yeni Kaya Erdemler yetişiyor din kültürü konusunda. Belediye Başkanı hakkında "Onun, yukarıdaki ile arası iyi" diyen yeni Nurettin Sözenler yetişiyor. Teslis yerine "testis inancı" diyen bilim adamları çoğalıyor. Neden? Çünkü para, ekonomi, referandum, parti pırtı derken dini eğitim gözden çıkarıldı. Bu, yaklaşık 13 yıldan beri böyle. Son yıllarda kerhen bulunan çözüm Yaz Kur'an kursları oldu.
İlköğretim okullarının birinci döneminden (5.sınıf) mezun olan öğrenciler için düzenlenen Yaz Kur'an kursları mekan olarak camide, öğretmen olarak da cami görevlileri tarafından icra ediliyor. Önceleri cami görevlisi imam-hatip ve müezzin-kayyımlar tarafından ücretsiz olarak görülen bu hizmette görev alan kişilere Milli Eğitim Bakanlığı'nın öğretmenlere uyguladığı ek ders sistemine göre ücret ödeniyor. Buraya kadar iyi gibi görünen bu sisteme bir de yakından bakalım.
Hemen belirtelim ki cami görevlilerinin Yaz Kur'an kursu açabilmesi için görünüşte bir teşvik varsa da aslında kendi içinde engeller barındırıyor bu sistem. Çünkü görevlilere bir ücretin tahakkuk edebilmesi için kursun 15 öğrenciden az olmaması gerekiyor. Bazı köy, belde ve diğer yerleşim merkezlerinde o yıl 5. sınıfı bitiren öğrencilerin toplamı on beşi bulmuyor, on dört, on üç veya daha az sayıda öğrenci oluyor. Öğreticinin ücret alabilmesi için yeterli olmayan bu sayı karşısında ne yapılıyor dersiniz? Cami görevlisi yeterli sayıda öğrenci yoktur, diyerek kurs açmıyor. Çünkü arkadaşları bu iş için ücret alırken kendisi aynı mesaiyi boş yere harcamış oluyor. Bu durumdaki cami görevlisinin haksız olduğunu, hizmeti Allah rızası için yapması gerektiğini kimse söyleyemez. Ücret için getirilen 15 öğrenciden az olmamak şartı sebebiyle, bu yıl birçok köyde, yerleşim merkezinde yaz Kur'an kursunun açılmadığını öğrendim. Bir kişinin bile göz ardı edilmemesi gereken bir ortamda, dini eğitimini, sırf hocasının ücret alamayacak olmasından dolayı alamayan yüzlerce, binlerce öğrencinin vebali var ortada ve bu vebal, ilgili herkese, her kuruma dağılmış durumda. Bir yanda on beş öğrenci bulamadığı için kurs açmayan cami görevlileri diğer yanda otuz, kırk kişi ile kurs açan bir cami görevlisi var. Bunun öğrencilere faydalı olduğunu, bu işten gerekli verimin alındığını kim söyleyebilir? İşin teknik yönü bunlarla sınırlı değil.
Bir de hocaya yönelik meseleler var. Öncelikli mesele de öğretmenlik formasyonu meselesi. Kimse cami görevlilerinden bir öğretmen kadar verimli olmasını bekleyemez. İkincisi, zeka türlerine göre sınıfların oluşturulduğu bir eğitim sisteminde yaşını, başını almış; eski eğitim sistemi ile yetişmiş ve hafız olmuş bir kişi, bu günün modern çocuklarıyla nasıl baş edebilir? Elbette baş edemez. Okuldaki eğitim sisteminden ayrı bir sistemle ve daha çok ezberle karşılaşan bir çocuğun, bu kurslardan yararlandığını söyleyemeyiz. Metot olarak bu sistemin denetlenmesi, Milli Eğitim Bakanlığı'na verilmiş, çünkü cami görevlilerine bu konuda tam bir güven yok. Yani, hocanın camiye gelen öğrenciye ne öğreteceği konusunda bir kere tam bir güvensizlik var. Milli Eğitim müfettişlerinin bu noktada teftişi kağıt üzerinde gerçekleşiyor. Ama öğrencilerin hepsi 5. sınıfı bitirmiş mi, yaşı küçük öğrenci var mı, konusu sıkı sıkı teftiş ediliyor. Pekiyi, ablası veya abisinin yanında camiye gitmek isteyen daha küçük yaşta veya 4. sınıf öğrencisi ne olacak? Bu konu çok sıkıntılı. Bazı müfettişler görevli hakkında soruşturma açmış, çocukları camiden çıkarmış, onları sokağa göndermiş. Çok vicdanlı olanlar da hocanın "ne yapabilirim, camiden de kovamam ya" sözüne karşı onu sessizce uyarmış, ben görmedim, ama dikkatli ol, demiş. Ne bu şimdi?
Diyanet İşleri Başkanlığı'nın bu konuda yapacağı şeyler sınırlı. Sırtına kaldıramayacağı bir yük yüklenmiş teşkilatın ve cami hocalarının. Birkaç yıl sürekli Kur'an kurslarında ve İmam-Hatip Liselerinde yetkin kişilerce öğretilmesi gereken bir müfredatın altında kalmış görünüyorlar. Buradan alınacak tek verim çocukların camiye alıştırılmasıdır. O kadar. Okulun ve sistemin açığı yaz Kur'an kursunda kapatılmak istenmesi, hocaların ücret sorunu, öğrenci sayısı yüzünden kurs açılmaması, tek kişinin üstesinden gelemeyeceği sayıda öğrenci alımı gibi teknik sorunlar bir yanda; müfredatın içeriği, öğretim metotları, öğretilen bilgilerin sınanması, abdest ve namaz gibi ibadetlerin tatbiki olarak öğretilmesi, namaz surelerinin doğru şekilde belletilmesi, Kur'an okumak isteyenlere kıraatın öğretilmesi, siyer ve diğer dini bilgiler diğer yanda... Olması gerekenler nerede olan ne? Denetim şekil ile yetinmek zorunda, hiçbir müfettiş hocaya ne öğrettin, nasıl öğretiyorsun demiyor. Sınavı olmayan bir dersi modern öğrenciler de ciddiye almıyor. Olan, insanımıza ve geleceğimize oluyor.
Benim aklımda gene Kocatepe Camii'ne gelen o gençte. Eğer bu devran böyle giderse onu da bulamayacağız. Günahı, vebali, yukarıda adı geçen kurum yetkililerinde.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




