Türkiye'de medya gerçeği konulu konferansımız dolayısıyla Anadolu'nun farklı şehirlerinde okuyucularımızla yaptığımız hasbihallerde bizlere yöneltilen en önemli soru şudur: "Türkiye'de medya alanında müthiş bir kirlilik yaşanmaktadır. Medya zihniyeti, insanımızın düşüncelerini dönüştürmek, yönlendirmek ve toplumun geneline hakim olan ahlak anlayışımızı deforme etmek için çabalamaktadır. Peki, bizler bu durumda medyaya karşı nasıl bir tavır sergilemek zorundayız?"
Önemli ve üzerinde durup düşünülmesi gereken bir konu. Bugün toplumumuza hakim olan medya zihniyeti, bizleri pasif bir birey olarak kabul edip, yayıncılık mantalitesini bu felsefe üzerine bina etmektedir. Bir zamanlar siyasetin belli bir kesimine hakim olan, "Biz ne verirsek toplum kabul etmek zorundadır. Biz ne dersek o olur. Biz bu toplumun efendileriyiz, biz yönetiriz, toplum ise güdülecek koyunlar gibi bize tabi olmak zorundadır" zihniyetinin bugüne yansıması ve medyaya hakim olmasıdır aslında yaşadığımız bu çelişki.
Yaklaşık 10 senedir önümüze kirli mi kirli, iğrenç mi iğrenç bir dizi kültürü konuldu. İnsanlarımızın bu dizilerdeki karakterlerle hayat biçimlemesi yapması, kendilerini bu arızalı dünyaya göre ayarlaması ve zihinlerinin "iffeti değil şehveti başrole koyan" bir anlayışa doğru kaydırılması temel ve esas alındı. Ne yapabildik? Her sezon, bir önceki dönemden çok daha kötü ve senaryoları ahlak atmosferimizi karanlık çağlara ayarlamaya çalışan yapımlarla karşılaştık. Ne yapabildik? Aslında yapmamız gereken çok şey vardı. Ama, 1980 sonrası düşünmeyen, konuşmayan, sorgulamayan, analiz etmeyen, kendilerine sunulan her şeye eyvallah çeken bir toplum yapısına doğru evrildiğimiz ve dönüştürüldüğümüz için, tepki mekanizmalarımız, isyan kültürümüz ortadan kaldırıldı.
Bu rezil senaryolarla ve kirli dünya anlayışıyla karşımıza çıkanların kendilerini savunmak için kurdukları cümle şu: "Elinizde kumanda var kardeşim, isterseniz bu yapımı seyredersiniz, isterseniz seyretmezsiniz" Bu bahane mekanizması, toplumun kültür damarlarını kesmeye ant içmiş, ahlak yapısını deforme etmek için yola çıkmış anlayışın tutunabildiği tek gerekçedir. Ve külliyen yanlış, zihnimizdeki dünyalara sızmak için uydurulmuş bir bahanedir.
Yani bu zihniyet demek istiyor ki, "Biz kötülük yapıyoruz, biz bir rezillik yapıyoruz. Sizin ekranlarınızda da rahatça izlenebilecek bu yapımlara eğer göz yumarsanız, demokratik bir tepki göstermiş olursunuz"
Demokrasinin kişiselleştirilmesi, kötülüklerin sıradanlaştırılmasına alet edilmesi gerekçesinden başka bir şey değildir bu.
Ne diyordu İki Cihan Serveri Hz. Muhammed (sav) Efendimiz, "Bir kötülük gördüğünüzde elinizle düzeltiniz, gücünüz yetmiyorsa dilinizle düzeltiniz, eğer ona da gücünüz yetmiyorsa kalbinizle buğzediniz" İşte, kirlenmiş ve toplumu kirletmek için de ant içmiş medyaya karşı uygulayacağımız tepki metodu budur. Elimizle düzeltmeye çalışmak.... Protesto etmek... O kanalın binasının önüne gidip, bu rezilliklerle ilgili hesap sormak. Dilimizle düzeltmeye çalışmak... O kanalın santrallerini kilitlemek.... O yapımı ekranlara sürenlere hesap sormak....
Kumanda aleti elimizdedir, kötülükleri görmeyelim dersek, toplumun kirletilmesinin ilk adımını atmış oluruz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



