Herhangi bir yerde herhangi bir insanın öldüğüne dair selâ sesi duyduğumda ilkönce Allah rahmet etsin diyorum ardından ne güzel bu dünyadan kurtuldu bütün dünya sıkıntısı bitti iyi oldu iyi ki öldü, yargımı söylüyorum. Ölüm karşısında acımasız ve katı kalpli gibi görünen bu cümlelerim işin gerçeğinde tam tersidir. Hz. Peygamberin dahi ağladığı ölüm karşısında; insan olan, asgari düzeyde insanlığı bulunan her insan mutlaka ağlar. Bu cümleyi biraz açıklamalıyım; sevdiği bir yakınının ölümü karşısında ağlamayan insan, gözleri dolmayan insan, insan değildir. Dünyada en fazla merak ettiğin ne diye sorsalardı ölüm derdim yani kendi ölümüm. Ölüm hep kafamı kurcalayan, hep künhüne varmak istediğim muammadır. Yaşamak karşısında hep istediğim büyük ve özel bir istektir. Hiçbir isteği olmamış bir insanın böylesine büyük ve özel bir istekte bulunması elbette abesle iştigal olarak karşılanabilir. Gelgelelim sebeplerin büyüklüğü karşısında böyle bir isteğin esamisinin okunmayacağı da açıkça bellidir.
Yaşamak kıymetinin hükmü kalkmışsa gidilen yolun dikenleri bir hayli büyümüştür. Dikensiz gül bahçesi mi istenilen? Hayır. Değil. Umutların gerçekleşmediği kukla bir dünyadan gerçek dünyaya intikal isteği her geçen gün önemini biraz daha artırıyor. Yaşamak sadece ve tek başına ağır bir yüktür. Açık mı konuşalım? Konuşalım?
İnsanların her geçen gün biraz daha sahtekârlaştığı dünyada yaşamak artık ağır bir yük olmaya başladı. Dinin bir aksesuar gibi tavırlara montaj yapıldığı, her gün en az yüzümüze karşı on tane yalan söylenildiği bir dünyada yaşamak; sahiciliğin kıymet hükmünü aramanın zorlaştığını her an beyan ediyor. Dinsiz devletin bile dolandırıldığı, her gün evrakta sahtecilik yapıldığı, faiz alınıp ve verildiği bir dünyada yaşamak insana ölümü cazip hale getiriyor.
Her yıl binlerce insanın Hac farizasını yerine getirdiği kutsal beldenin hemen yanında altmış yıldır Yahudi devleti tarafından cinayetler işleniyor. İnsanın, dünyada Müslüman mı kalmadı Allah'ım diyesi geliyor. Her yıl bilmem şu kadar bin lira zekât verildiği söylenen şirketlerin hemen yanında insanlar ev kirasını ödeyemiyor. Dahası bir evi bile yok. İnsanları avutmak için getirilmiş bir sistemdir zaten kiracılık olayı. Kiracı demek hayata bir sıfır yenik başlayan insan demektir. Ve devletler?
Dünyada, şu kadar, halkı Müslüman devlet var ama hiçbiri birbirini sevmiyor, tutmuyor, gözetmiyor. İktidarı eline geçirenin vicdanı ayaklarından çıkıp gidiyor. Paranın gözünü döndürdüğü insanlar hem namaz kılıp hem faiz alıp veriyorlar. Şuan dünyada faiz yememiş bir devlet başkanı var mı acaba? Yani faiz alıp vermemiş bir Müslüman başbakan, devlet başkanı, kral ya da emir var mı? Kesinlikle yoktur. Her partinin, her görüşün dünya sömürü çarkına angaje olmadığını kim ispat edebilir. Dünya sömürü çarkı faiz üzerine kuruludur. Ekonomisi faize dayanmayan bir ekonomik düzeni olan devlet var mı? Yok. Şirket var mı? O da yok. Devleti ve şirketi bırakalım, bugün her insanın elinde -benim gibi nesli tükenmek üzere olan geri insanlar hariç- bir ya da birden çok kredi kartı var. Şuan dünyanın yarısı Müslüman ama yarısında faiz alınıp verilmiyor diyemiyoruz.
Faiz üzerinde çok durduğum sanıyorum dikkatinizi çekti. Faiz yüzünden insanlar parasız, aç ve sefil duruma düşürülüyor. Faiz yüzünden maaşlar verilmiyor evde ekmek bekleyenlerin psikolojisi bozuluyor. Faiz yüzünden intihar etmiş insan sayısı neredeyse son yüzyılın savaşlarında ölmüş kişi sayısı kadardır. Faiz yüzünden zengin daha çok zenginleşiyor fakir daha çok fakirleşiyor. Yoksulla varsıl arasındaki mesafe her geçen gün artıyor. Faiz yüzünden hükümetler her zaman zam yapıyor. Türkiye hükümetlerinde geldiği dönemde gidere (harcamalara) zam yapmamış hiçbir hükümet yoktur. Bir Allah'ın kulu da çıkıp kardeşim her zaman gidere zam yapılıyor bizde gider fiyatlarını düşürelim diyen bir iktidar olmadı, olmuyor, olmayacak. En Müslüman'ı da aynısını yaptı en gâvuru da. Devlet faiz üzerine muamele yapıyorsa millet nereye kaçacak. Kaçacak ve göçecek bir yer yok. Devlet sistemini değiştireceğine söz verenler iktidara gelince ancak ceplerinin durumunu değiştirdiler. Boş olan ceplerini bol bol doldurdular. Sonra da namaz kılıyorlar hey yavrum hey. Artık dünya o hale getirildi ki sadece yaşamak bile altına girilemeyecek kadar ağır bir yüktür.
İnsanlar inandığı değerleriyle yıldırılıyor. İnsanlar yaşayış tarzları dolayısıyla yıldırılıyor. İnsanlar parasızlıkla yıldırılıyor. İnsanlar ideolojisiyle yıldırılıyor. İnsanlar çalıştırılarak yıldırılıyor, işsiz bırakılarak yıldırılıyor. İnsanlar küfürle yıldırılıyor. İnsanlar saldırarak yıldırılıyor. İnsanlar savaşla yıldırılıyor. İnsanlar partiyle yıldırılıyor. İnsanlar görüşle yıldırılıyor. İnsanlar düşünceyle yıldırılıyor, düşüncesizlikle yıldırılıyor. İnsanlar yalanla yıldırılıyor. İnsanlar haramla yıldırılıyor. İnsanlar zinayla yıldırılıyor.
Böylesine iğrenç bir dünyada ölüm kurtuluştur. Ölene içten içe seviniyorum. Aynı zamanda imreniyorum da.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



