Aden körfezindeki korsan mücadelesine Mehmetçik de destek verir.
Gaziantep firkateyni Cidde limanına demir atar.
Başkonsolos bir jest yapıp, 219 Mehmetçiğin eş ve çocuklarını limana davet eder.
Firkateyndeki yakınlarını ziyaret etmek üzere Cidde limanına gitmek isteyen Türk ailelerin sevinçlerine diyecek yoktur.
Ne ki komutanlığın talimatı üzerine; başörtülü Türkler, otobüslere alınmaz.
Böyle bir insanlık ayıbı olabilir mi?
Bu türlü bir utanç duyulmuş mudur bir başka yerde.
O insanlara o trajediyi yaşatanlara yazıklar olsun.
Ciğerparelerini bir bilinmeze yollamışlar.
Eş ve evlat hasreti ile yanan insanlar üzerinde bir metre bezin kavgası taa Cidde'ye kadar yol buldu, demek.
Üstelik peygamber diyarında.
Kutlu dinin doğduğu topraklarda.
Belçika'da ise yüz ağartan bir insan özgürlüğü dalga dalga yayılıyor.
Hıristiyan Demokrat renkteki bir partiden parlamentoya seçilen Mahinur Özdemir, Türkiye yasakçılarının başını bir kez daha eğdiriyor.
Mahinur, Katolik okullarında okumuş, kendi isteği ile başını örtmüştür.
Önceki gün üniversite seçme sınavı vardı.
Başörtülü kızlar Belçika'dan ne kadar uzak olduklarını bir kez daha anladılar.
Bu insanlık ayıbının ömrü bu denli uzun olur mu?
Bizde ayıp mı tükenir.
Bakan, Diyarbakır Belediye Başkanını ziyaret ediyor, herkes hayret ediyor bu çok normal ziyarete.
Çünkü her normal şey bu ülkede anormal ilan edilmiş.
Sanki Baydemir, bu ülkenin çocuğu değil.
Ona oy verenler, bu memleketin evladı hiç değil.
Böyle saçmalık olabilir mi?
Görüşmeme modası da, Dolmabahçe'den sonra çıktı herhalde.
Özgür bir ülke olduğumuzda, açılacak insan hakları ihlali müzesi, ağzına kadar dolu olacak.
Hangi suçlar yaşanmadı ki bu ülkede.
İnsanlara dillerini yasaklayacak kadar, kültürlerini yok etmeye çalışacak kadar cüretkâr olabildiler.
Bir halkın edebiyatını, şiirini, türkülerini, ninnilerini, ağıtlarını katletmeye çalıştılar.
Bir Gürcü, Çerkez ya da Kürt neden kaybetsin insanlık tarihi kadar eski kültürünü, lisanını, folklorunu, yemeklerini.
Kendi lisanını konuşan Abaza gelin şimdi hain ve bölücü mü?
Büyük insanlık ailesine ait kültürü yok etmek, kaplumbağaların soyunu kurutmaktan daha mı az önemli?
Bu büyük dünya ailesine ait kültürün canlandırılması için teşvik edileceği yerde, yasaklarla yok edilmeye çalışılması; uygarlığın, tarihin, antropolojinin, asla affetmeyeceği bir kültür katliamı.
Kürt olmasak da, Kürtçe bir türkü hangimizi hüzünlendirmez ki.
Ya da bir Çerkez nenenin asırlardır genlerinde taşıdığı, terbiye ve nezakete hayran olmayız.
Laz yemeklerinin nefasetini fark etmeyenimiz var mı?
Ermeni ozanların dizelerindeki Anadolu renklerini inkâr edebilir miyiz?
O halde nedir bu Hitler faşizmi ile kültürleri boğmaya, yok etmeye kendinizi adayışınız.
Bırakın insanlar, kilimlerini dokurken, bakırlarını desenlerken, yemenilerini oyalarken, özgürce türkülerini söylesinler.
Cennet kadar güzel vatandan aldıkları ilhamla kendi şiirlerini okusunlar.
Anneler, ninnilerini geçmişten gelen birikimle bebelerinin kulaklarına fısıldasınlar.
Ölülerine bildik ağıtlarla ağlasınlar.
Düğünlerinde asırlardan süzülüp gelen ritimlerle oynasınlar.
Ki kaybetmesinler, bu zengin insanlık kültürünü.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



