12 Eylül darbesinin yıldönümünde, geçen yıllardan farklı olarak, uygulamalarının nasıl bir yıkıma yolaçtığı konusu istatistiki bilgiler ile ortaya konuldu. Bir bakıma işlemekte olan yaranın üzerindeki sargı bezi kaldırılınca, kabuk bağladığı görülen yaranın derinlerde enfeksiyon yaymakta devam ettiği anlatılmak istendi. Toplumsal psikoloji, yara üzerindeki sargının tedavi maksatlı olduğunu düşünmek isterken, aslında yaranın zonklamalarla, yaydığı enfeksiyonlarla vücudun bütününe kalıcı olarak yerleşmekte bulunduğu ihtimalinin sahihe dönüştüğünü kuşkuyla karşıladı. Kuşku, ihtimal seçeneğinin sahih olabilmesi seçeneğini güçlendirdiğinden dolayı doğdu denebilir. Bir başka ifadeyle 12 Eylül darbesinin yapılmasına gerekçe olarak ileri sürülen nedenlerin aslında sonuçlar olarak ortaya çıkmalarıyla, toplumsal psikolojide derin bir kuşku yarığı oluşmaya başladı adeta. 11 Eylül'e kadar varolan terör, bir süre sonra nitelik değiştirerek daha şiddetli, daha kapsamlı ve daha tehlikeli boyutta ortaya çıkarak bugüne kadar geldi mesela. 12 Eylül öncesi terör, devletin işletilmesiyle önü alınabilirken, 12 Eylül'ün adeta hazırladığı terör, devletin işlemesi üzerinde ciddi olumsuz etkilerde bulunmaya başladı.
İktisadî, toplumsal ve kültürel alanlarda ortaya çıkan olumsuz sonuçlar artarak, genişleyerek, yoğunlaşarak ve derinleşerek bir yandan yeni yeni doğmakta, diğer yandan devam etmektedir. Siyaset ise zaten 12 EYlül ile vesayet altına alınmışlığıyla yıkımını sürdürmektedir. Siyasi partilerin, mesela, varlığı siyasetin ve dolayısıyla demokrasinin sağlıklı olmasının karinesi değil, 12 Eylül darbesinin vesayetinin kaldırılamadığının somut göstergeleridir. Yani siyaset ülke ve toplumun sorunlarını çözücü yönden değil, onları sarmala alma yönünde işleyip durdu. Çünkü siyaset rol olma kategorisi şeklinde tasarlandığı için, o rolü üstlenen her siyasi aktör, kendi kişiliğinin gereğini değil, rolün istediği, daha doğrusu emrettiği oyunun öznesine dönüşmekten kurtulamadı. Rolün farkına varan ve oyunun öznesi olmayı reddeden siyasi aktörler, punduna getirilerek saf dışı edildi ya da sahnenin dışına itildi. Refah-Yol iktidarı ve 28 Şubat çapulculuğu başlıca örnektir.İkincil nitelikte bir diğer örnek 2001 krizi ve Ecevit hükümetinin mülga konumuna düşürülmesidir. Sözkonusu hükümeti oluşturan üç partiden ikisinin adeta tasfiye şartlarından yakasını kurtaramaması, özellikle Anavatan'ın yaşadığı süreç, varlığını borçlu olduğu 12 Eylül darbesinin sinsi ve acımasız ruhunu yansıtması bakımından ibretamizdir.Bu ruha, bu menfus ruha karşı asıl mücadeleyi veren, inançla ve inatla direnmeyi sürdüren RefahPartisi'nin de besleyici kaynağı olan Millî Görüş olmuştur. Uğradığı, deyim yerindeyse, suikastlere rağmen Saadet Partisi'ni teşkil ederek mücadelesini sürdürmektedir.
Tarih olarak önce olsa da 24 Ocak Kararları, 12 Eylül darbesinin güdücü fikri, eşdeyişle ideolojisidir. Duygusal algılama düzeyini bir türlü aşamadığı için Türkiye'de sağ, ülke ve toplumun tarihini, kültürünü, uygarlık kimliğini şekilci durağanlık içinde tanımanın ötesine geçememiştir. 24 Ocak Kararlarını da aynı tarzda algıladığı için ekonomi-politikanın emperyalist boyutunu bir türlü kavrayamamış ve kabul etmemiştir. Otuz yıla yaklaşan ekonomi-politikaların uygulanması sonucunda ülkenin nasıl bir emperyalist işgal sarmalına sokulduğu ortadayken, hâlâ aynı söylemleri kör bir inatla tekrarlaması çarpıcıdır. "Mücahit" sahte kimliğiyle kalkışılan yolda, "herşeye müsait" kişilik edinerek, emperyalizmin çöplüğünde eşinmek sadece bir karakter meselesi haline gelebilir ama terzil olunmaktan kurtaramaz insanı.
12 Eylül darbesi ve 24 Ocak Kararları paranteze alınmadığı sürece, Türkiye, öyle anlaşılıyor ki, tarih ve uygarlık kimliğine bürünemez. Paranteze almanın nirengi noktasını 12 Eylül darbesinin tarihi ve sembolik olarak yargılanması oluşturmaktadır. Tarihin ve uygarlığın söz sahibi olabilmesinin vazgeçilmez şartı gerçek bir mahkemenin vereceği aklama kararında düğümlenmektedir. Bir anlamda Türkiye'nin makus talihini yenmesi anlamını da taşımaktadır bu yargılama. Burada ordu ya da asker olmayacaktır yargılanan. Onun da üzerine yapıştırılmış bulunan "darbe" illeti aklanabilecektir. 12 Eylül yargılanamadığı için bu ülke ve toplum onu besleme mahkumiyetiyle yaşayıp durmaktadır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




