Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı'nın tutuklanmasıyla başlayan süreçle hayli gerilimli saatler yaşandı, yaşanıyor. Yargının, devletin, hükümetin en üst noktasında yaşanan bu gerilimden bütün ülke nasibini alıyor. Bu gerilimin sonunda hangi hamlenin galip çıkacağı henüz belli değil.
Kuvvetler var güçleriyle çarpışıyor, son derece sert beyanatlar veriliyor, açıklamalar yapılıyor.
Bu sert gerilimden en mutedil vatandaş bile korkar hale geldi.
Çünkü bir gün hepimizin hukuka, adalete, kanuna ihtiyacı olabilir.
İşte o ihtiyaç anında ortada kanunlar değil, onlar üzerinden söz sahibi olanlar, hukuk değil onun üzerinden bu müesseseyi işletenler vicdanlarıyla değil birtakım çatışmalarla, çekişmelerle, hesaplarla hüküm verme yolunu tercih edebilirler.
Hatta bu ülkede mahkemeler dahi bizden, sizden, onlardan diye bölünüp parsellenebilir.
Böyle bir süreçte haktan, adaletten, hukuktan, kanundan söz etmek ne kadar mümkündür, ne kadar sahicidir, ne kadar inandırıcıdır?
Bu hadiselerle ilgili en çarpıcı toplumsal kelime ve karşılık, vicdanların yaralanmasıdır.
Ve maalesef son yıllarda alınan kararlar, her gün yeni bir vicdan yaralanmasına sebep olmaktadır.
Hâlâ bu ülkede devletin okullarında okuyan bir kısım öğrenciler eşit vatandaş değildir.
Hâlâ bu ülkede saatler, dakikalar içinde mahkemeler kurulmakta, mahkeme başkanları değişmekte, mahkeme kararları değişmekte, bir saat içinde aynı mahkemeden iki ayrı ve zıt karar çıkabilmektedir.
Hâlâ bu ülkede yüksek yargı maalesef devletin savcısına güvenmemektedir?
HSYK devletin savcısına güvenemiyorsa, devletin savcısına verdiği yetkiyi elinden alıyorsa, savcıyı savcı olarak tanımıyorsa sade vatandaş kime güvensin, kime dayansın, kimden medet umsun, kimden adalet beklesin?
HSYK şayet Erzincan Cumhuriyet Başsavcısının tarafını tutacaksa, onun suçsuzluğuna inanıyorsa, onu korumak ve kollamak istiyorsa bunu birtakım darbelerle değil, en başta bu ülkenin adaletine, bu ülkenin hukukuna olan inancıyla, güveniyle yapmalıdır.
Toplumun huzuruna çıkıp şunu demelidir; Devletin Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı gerek şahsî ilişkilerinde ve işlerinde gerekse de göreviyle ilgili meselelerde herhangi bir yanlış içerisinde değildir ve bunu bağımsız mahkemeler, güvendiğimiz yüce adalet ortaya çıkaracaktır.
Bu ülkede hekimler kendi canlarını Türk hekimlerine emanet etmeyecek de kime emanet edecektir? Bu ülkede hocalar kendi evlatlarını Türk okullarına emanet etmeyecek de kime emanet edecektir?
Bu ülkede vatandaş devletin savcısından, hakiminden, mahkemesinden adalet bekleyemeyecek de kimden bekleyecektir?
HSYK açıkça bu ülkenin savcısına güvenmediğini, bu ülkenin adaletine, bu ülkenin mahkemesine, bu ülkenin yargılamasına güvenmediğini ilan etmiştir.
HSYK'nın güvenmediği bir adalete, mahkemeye, savcıya vatandaş nasıl güvensin, nasıl güvenecek?
Vatandaşın -bir toplantıyla- devam eden bir süreçte savcıyı, hakimi, mahkemeyi değiştirme lüksü var mıdır?
Hadise, son derece vahimdir. Yarın, polisler çıkıp Emniyet teşkilatına, askerler çıkıp Genel Kurmaya, siyasetçiler çıkıp sivil iktidara karşı güvensizlik içinde olduklarını beyan ettiklerinde toplum nasıl bir travma yaşar?
Yüksek yargının mensupları, kurumları devletin yetki verdiği savcısına sert bir müdahalede bulunmuşlardır. Bu bir kurumun iç hesaplaşması değildir, bu bir ülkenin çalan tehlike çanlarıdır.
Hukuk, adalet, vicdan yara almıştır. Bu mesele bir kurumun iç işi ve iç işleyişi değildir. Bu mesele doğrudan şahıslar üzerinden hukuk tesisidir.
Hukuk, kanun, adalet hiçbir şahsın şahsî mülkü, mülkiyeti, tasarrufu altında olamaz.
Ortada bir suç varsa, deliller varsa bu, bir savcıya göre suç, diğerine göre suçsuzluk olamaz.
Kanun önünde herkes eşitse, bu eşitlikten herkes aynı ölçüde yararlanmalıdır.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı kanunlarca suç sayılan bir fiili işlememişse ona bunu ispat etme fırsatı verilmelidir. Savcının mahkeme huzurunda suçsuzluğunu ispatı, onun daha güçlü bir şekilde geri dönmesini sağlayacaktır.
Buna en başta, HSYK üyeleri inanmalıdır.
Ancak, HSYK devam eden bir hukuk sürecine anlaşılmaz bir biçimde ani ve sert müdahalede bulunma ihtiyacı hissetmiştir.
Onların hissettiği bu ihtiyaç ortaya belki yasal bir karar çıkarmıştır ama bu yasal karar adalete olan inançta ve güvende vicdanlarda yaralar açmıştır.
Bu ülkede süren bütün davalarda HSYK istediği anda ve saatte savcı değiştirme, hakim değiştirme, mahkeme değiştirme gücüne erişmişse veya kendinde böyle bir güç görüyorsa adaletin, mahkemelerin, yargının bağımsızlığı ilkesinden ve aynı yargının yüksekliğinden nasıl söz edeceğiz?
Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı hukuka, kanuna aykırı bir iş mi yapmıştır da, kendisine anında müdahale etme ihtiyacı doğmuştur?
Adalet yara alırsa, hukuk yara alırsa, kanun yara alırsa, mahkeme yara alırsa o ülke, o toplum huzur içinde olur mu?


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




