Sakozy'nin Başbakana yazdığı mektup, kelimelerin dilinden anlayanlar tarafından yeniden okunmalı.
Sözde "Ermeni katliamı" hakkında sözü yargıya havale edeceklerini, adalet adamlarının da maaşa bağlanarak elibağlı olduklarını ve onun istediği doğrultuda karar vereceklerini mektupta anlatmış olabilir.
Kendisinin siyaset adamı olması nedeniyle oy için böyle karar vermesi gerektiğini, ancak Anayasa Mahkemesi üyelerinin devlete maaş bağıyla bağlı olmaları nedeniyle başlarının başa bağlı olduğunu vurgulamış olabilir.
Hukuk fakültesinde iken yanlışlara baş kaldıran öğrencilerin ileride yönetimin ayakbağı olmaması için ellerine kelepçe takılarak elibağlı, gözlerine biber gazı verilerek gözübağlı hale getirilen insanların Paris Anayasa Mahkemesi üyesi olduktan sonra da öğrenci iken takılan bağların maaşla ve makamla takviye edildiğini ve hükümetlerin bağımlısı olduğunu haber vermiş olabilir.
Bundan birkaç yıl önce televizyonda konuşan bir Orgeneral; "Lahey Adalet Divanı'na giden otuz davadan yirmi sekizini Yunanistan kazandı, ikisini Türkiye kazandı. Nasıl adaletse.." demişti.
Yani, maaşla eli, gözü, ayağı bağlı insanlar yalnız Paris'te değil dünyanın her tarafında vardır.
Türkiye'yi memnun edecek doğru karar verdiğinde bile siyasetin aracı olarak doğru karar vermiş olması onların makam bağımlısı, maaş bağımlısı, siyaset bağımlısı olmadığını göstermez.
Sakozy, Ermenilerin oyunu garantiledikten sonra günah keçisi arayıp işi adalete havale ederek, oradan doğru karar çıkmasını sağlayarak Türkiye ticareti ile de arayı buldu mu işler tıkırında gider ve istediğine de kavuşmuş olur.
Paris Anayasa Mahkemesi de doğru kararı verince Türk basını "Paris'te Hakimler Var" başlığıyla duyurur bu doğru kararı.
Kararlar doğru da olsa etki altında verilememeli.
İmam Ebu Hanife (H. 80/M. 699- H. 150/M. 767), hayatı boyunca eline, gözüne, gönlüne ve diline bağ vurulmasına izin vermemiş.
Bunun acısını hayatında çok çekmiş ama 1245 yıldır adalet adamlarının önünde ışık saçmaya devam etmiş, kıyamete kadar da devam edecektir.
Günümüzde emekli hakimler televizyon ekranlarında konuşurken kanunun yanlış çıktığından dem vurur.
Ama eli bağlı olduğundan o kanuna göre yıllarca karar vermiştir.
Yanlış terazinin başına dünyanın en doğru adamını oturtsanız yine yanlış tartmaya devam eder.
Siyasiler de eğitim esnasında vicdanını yok ettikleri adalet adamlarını cüzdanıyla cüzdanı arasında sıkıştırınca yanlış terazinin başına oturunca ha siyasilere göre karar vermişsin, ha servet sahiplerine göre karar vermişsin hiç fark etmez.
Önce adalet adamları çocukluğundan başlayarak eli, dili, gözü, gönlü bağlanmadan özgürce yetiştirilmeli.
Sonra adalet terazisinin dili, siyasiler ve servet sahipleri tarafından ayar yapılmamalı.
Doğru terazinin başına doğru adamlar oturmalı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



