Dış politikada 'sıfır sorun' politikası, galiba iflas etti. Zaten oldukça 'iddialı' bir sözdü. Sekteye uğraması kimseyi şaşırtmamalı aslında.
Çünkü siz istediğiniz kadar iyi niyetli ve yapıcı olun. Muhatabınızın niyeti kötü ise, anlaşmanız mümkün değildir.
Çünkü uzlaşma veya anlaşma, tarafların birer adım atmasıyla olur. Eğer böyle bir niyeti yoksa; ayak diretir ve kör inattan asla vazgeçmez. Siz taviz verdikçe, daha fazlasını ister.
O yüzden dış politikada ortaya çıkan yeni sıkıntılar aslında normal bir sürecin doğal sonucu.
Suriye, Irak derken şimdi Fransa ile ipler koptu gibi.
Fransız senatosu, sözde Ermeni soykırımını kabul etti. Bilindiği gibi, önce ulusal mecliste onaylanmıştı.
O zaman bütün Türkiye ayağa kalkmış, hükümet de 8 maddelik yaptırım kararı almıştı. Bunların çoğu askeri işbirliği ve tatbikatlara ilişkindi.
O zaman Büyükelçiyi geri çağırdık. İkili düzeydeki seminer, kurs ve ziyaretleri iptal ettik. AB'deki eşleştirme projelerine nokta koyduk. Her türlü siyasi istişareleri durdurduk. Askeri uçuş izinlerini ve askeri gemilere liman ziyaretlerini iptal ettik. 2012'de yapılacak 'Ekonomi ve Ticari Ortaklık Komitesine katılmama kararı aldık.
Ancak herhalde bu yaptırımlar etkili olmamış ya da Fransa tarafından ciddiye alınmamış ki, bu sefer Senato aynı yasayı ikinci kez kabul etti.
Demek ki, istediğimizi yaptırtamadık.
Birkaç tane büyük ihale iptal edilse, hatta bırakın iptal etmeyi, askıya alınsa herhalde sonuç böyle olmazdı.
Garip bir ülkeyiz. Bir taraftan yaptıracağız diye uğraşırken, diğer yandan yeni pasaport ihalesini Fransa'ya veriyoruz. Hem de 'Gemalto' isimli Fransız devlet şirketine.
Adamlar bizi ciddiye almamakta biraz haklı galiba.
***
Peki, yaptırım nasıl olur?
Hemen örnek verelim. Daha 10 ay öncesine kadar can ciğer kuzu sarması olduğumuz Suriye'ye konulan yaptırımlara bakın.
Üstelik Esad yönetimi kendi halkına zulmediyor diye. Türkiye'ye yönelik doğrudan herhangi bir düşmanca tavrı, ekonomik zararı ve dostluğu-işbirliği bozucu herhangi bir tavrı olmamasına karşın.
Sadece ABD öncülüğündeki batılılar 'Esad gidecek' dediği için. Daha birkaç ay önce, 9 maddelik yaptırım kararı alındı. Fransa'ya uygulananlar ile karşılaştırınca, o kadar katı tedbirler ki.
Esad ve yönetimindeki isimlerine seyahat yasağı konuldu. Mal varlıkları donduruldu.
Merkez bankasıyla ilişkiler kesildi. Devlet düzeyindeki ticaret durduruldu.
Silah satışı bitirildi. Tüm kredi anlaşmaları iptal edildi.
Sözkonusu yaptırımlar ciddi olunca, Suriye'den de hemen misilleme geldi. Türk mallarına yeni tarife ve harçlar koydu. Serbest ticaret bölgesi anlaşmasını iptal etti.
Görüldüğü gibi yaptırım etkili olmuş ki, hemen cevabı gelmiş.
***
Yaptırım nasıl olmaza, başka bir ise örnek İsrail!
Bilindiği gibi, 2010'da Mavi Marmara katliamından sonra İsrail'e karşı, 5 maddelik bir yaptırım kararı alınmıştı.
İsrail'den özür ve tazminat isteyen Türkiye, neticede büyükelçisini geri çekmiş, askeri anlaşmaları iptal edemese de, en azından askıya almış, Ankara Büyükelçisi Gaby Levy'yi gönderip ilişkileri ikinci katip seviyesine düşürmüştü.
Ancak gelinen nokta çok çarpıcı.
Çünkü yaptırımlara rağmen, Türkiye-İsrail arasındaki ticaret hacmi 2011'de yüzde 30 artmış. 2010'da 3.1 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2011'de 4 milyar dolar seviyesine ulaşmış. Yani azalma yok bilakis artış var.
Özellikle İsrail'in Türkiye'ye ihracatı 2011'de bir önceki yıla göre yüzde 40 artış göstererek 1,85 milyar dolara yükselmiş.
Demek ki, İsrail'e de yaptırtamamışız!
Neticede, devlet aslında yaptırmayı biliyor. Yeter ki istesin.
Önemli olan, gerçekten öyle bir niyet olup olmadığı.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



