Siyaset Bilimi, bazı bilim adamlarına (prelot, Duverger gibi) SiyasetSosyolojisi olarak adlandırılan bilim dalı, yöntemi gereği olanı ele alıp inceler. Bu yaklaşımın Yeniçağ'da, Batı'da önemli bir örneğini Machiavelli ortaya koymuştu. "İktidar" olgusunu deney ve gözlem yöntemini uygulayarak çözümlemeye çalışmıştı. (Hükumdar" (İl Principe), üstlendiği devlet sekreterliği görevi dolayısıyla yapma imkanı bulduğu sosyolojik gözleminin bir yansıması ürünü sayılır. Tarihi gözlem yöntemini, Roma İmparatorluğunun önemli siyasal tarihini yazmış olan Titius Livius'un eseri odağında uygular. Machialvelli'ye göre, iktidar olgusu, aynı zamanda siyaset olgusu, gücüamaçlar. Gücün, iktidar olgusunun, dolayısıyla siyaset olgusunun kaynağı insan doğasında varolan "Bencillik"tir. Ancak "Bencillik"i herhangi bir bireyin ayırtedici özelliği olarak değil, genel anlamda insanın, insan olması dolayısıyla doğasına ait ayrılmaz bir nitelik olarak tanımlar. Daha doğrusu öyle kavrar. Machiavelli'nin siyaset olgusunu temellendirmek için başvurduğu insan anlayışının köklerini Humanizma öğretisinde aramak gerekir.
Özetle, Machiavelli, çağdaşlarına, özellikle Fransız yazarlar tarafından siyasette "ahlâksızlığın" sembolü olarak tanımlanmış olsa da, Siyaset Bilimi'nin, bir ölçüde de Siyaset Felsefesinin önemli bir simasıdır. Öneminin farkına ilk varan ve bunu ifade edenlerin başında Alman filozofu Herder ve Hegel olacaktır. Hegel'in, "çağımın Machiavelli'si olmak isterdim" demesi, sadece XIX. yüzyıl Prusyasının siyasi şartlarıyla sınırlandırılamaz. Çünkü Machiavelli, siyaset ve iktidar olgularını bilimin bir sorunu olarak görmüş ve o doğrultuda çaba göstermekle önemli bir açılım sağlamıştır.
Machiavelli'den günümüze siyaset ve iktidar olgusunu sorun olarak ele alan ve araştıran sayısız yaklaşım ve anlayışlar ortaya çıkmıştır. Machiavelli'nin siyaset ve iktidar olgusunu kavrayış tarzı "mücadele kuramı" ya da öğretisi şeklinde tasnif edilen grup içinde değerlendirilir. Benzer şekilde İbn Haldun'un "asabiye" kavramı dolayımında çözümlemeye çalıştığı siyaset ve iktidar olgularından çıkarttığı sonuçları da "mücadele kuramı" kapsamına dahil etmek mümkündür.
Kuşkusuz siyaset ve iktidar olgularının çözümlenmesinde Siyaset Bilimi ya da Siyaset Sosyolojisi bize önemli ve değerli açılımlar sağlamıştır. Bu konuda birbirleriyle çatışan görüşlerden birini kabul ve diğerlerini reddetmek, siyaset ve iktidar olguları üzerinde edinilen bilgi, anlayış ve değer ile yakından ilişkilidir. Ancak Siyaset Bilimi ya da Siyaset Sosyolojisi, asıl olarak olan'ı konu edinmek durumunda olduğu için, bir yere kadar siyaset ve iktidar olgularını açıklayabilir. Bununla yetinildiği takdirde siyaset ve iktidar olguları bize dönük yönleriyle anlaşılmış olurlar ama bütün olarak mahiyetlerini kavrama durumuna ulaşılmış olunmaz. Burada devreye Siyaset Felsefe'si girmek, daha doğrusu felsefi düşünüşün imkân ve esnek niteliğinin rengini vermek zorunluluktur.Aksi takdirde olan'la yetinmek, olan'ın dar sınırları içinde duygu, düşünce, hayal ve ideallerimizi budamak kaçınılmaz olacaktır.
Doğrusu, bizzat "seçim" kavramı başta olmak üzere siyaset, iktidar, eşitlik, adalet, özgürlük, erdem, ahlâk, hukuk, devlet, toplum, kültür, uygarlık, din, insan vb. kavram ve olgular, su yüzeyine atılmış yapma çiçekler gibi gözüküyorlar. Dehşet duygusunu çağrıştıran ise "kitlenin" bu durumdan hoşnut olmanın ötesinde, bunları gerçeklik yerine ikame edildiğini bile bile kabullenmiş ve bundan gönenmesidir.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



