Sizin aklınız ermez' denilmiştir çoğu zaman bizlere ve bizler de muhtemelen: 'Bunu söyleyenlerin bir bildikleri vardır, bizim aklımız ermez' şeklinde düşünmüşüzdür.
Aklımızın ermeyeceğini düşündüğümüz için, sizin aklınız ermez diyenlerin yapıp-ettiklerine maruz kalmanın bizi getirdiği yer ortada.
Birinci Cihan Harbi'nden sonra beraber yola çıktığımız devletlerin bulunduğu yerle, bizim bulunduğumuz yerin mukayesesi; 'sizin aklınız ermez' sözü sahiplerinin ne yapıp ne yapmadıklarının hikayesidir aynı zamanda... 72 milyonun üzerinde, taşı sıksa suyunu çıkarabilecek gençlerin hatırı sayılır kısmını oluşturduğu bir nüfus; 4 mevsimin birarada yaşanabildiği, geniş ve alabildiğine verimli topraklardan oluşan bir coğrafya...
Doğusu, batısı, kuzey ve güneyi gelişmekte olan ülkelerden oluşan ve muhteşem ticaret imkanları vaad eden bir ülkeyiz...
Yani tarım, hayvancılık ve sanayi alanında üretebilsek ve sadece çevremizdeki ülkelere sunabilsek, problem kalmayacak gibi.
Bizim aklımız, neden bir türlü bunları yapamadığımıza, neden hala gelişmekte olan ülkeler kategorisinde sıkışıp kaldığımıza ermiyor.
Bizim bu işlere aklımızın ermeyeceğini düşünenler de, bizi buradan, bu garip cenderenin içinden çekip çıkaramıyor bir türlü...
Un, yağ ve şekerin var olduğunu ve azıcık gayret edilse, helvanın yapılabileceğini görüyor; başımızda bulunanların bunu her nasılsa yapacaklarını ümit ediyor, bekliyor ve ama maalesef elimiz böğrümüzde kalıyoruz...
Neden işlerin yürümediği sorusunu sorduğumuzda, sizin aklınız ermez denmese de, bunu ihsas eden bir şekilde, parlak laflarla dolu açıklamalar yapılıyor bizlere: Faiz, enflasyon, bütçe açığı, global piyasalar, borsa, FED'in faiz indirim ya da bindirimi, Wall Street'deki gelişmeler, Japonya'da ve Çin'de esen rüzgarlar, vs... Aklımızın ermeyeceği hususlar bunlar. Dünyanın öbür ucundaki gelişmelerin bizi neden etkileyebileceğini anlamak kolay değil, doğru...
Esas olanın basit yani temel olan olduğunu bilen ve anlayan birilerinin ortaya çıkması ve neler olup bittiğini anlayıp bizlere de anlatması gerekiyor böylesi zamanlarda.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan, 1996 ortalarında Refahyol Hükümeti'ni kurup Başbakan olduğunda, ilk icraatından birisi, 'Kamu Ortak Hesabı'nı oluşturarak; devletin parasını ucuza borç alıp, devlete birkaç misli pahalı bir şekilde borç verenlerin hortumlarını kesmek olmuştu...
'Sizin aklınız ermez' diyenlerin, güya iş yapıyor gibi gözükerek milyonların hakkı olanı ceplerine indiriyor olmalarının önüne geçmek için, bir 'havuz hesabı' yetmişti yani...
Prof. Erbakan, temel olanı kavrayıp, neyi nasıl yapacağını bildiği için ülkeyi kısa sürede bereket dolu bir hale getirmeyi başarabilmişti...
Şimdi beklenen ses yine Milli Görüş'ten çıktı ve Saadet Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Numan Kurtulmuş, geçtiğimiz günlerde düzenlediği bir konferansla, ekonomi sahasında yaşanmakta olanları gözler önüne serdi.
Bizlere makul gibi sunulan mahrumiyetlerin aslında gereksiz olduğunu; niyet edilip gereken yapıldığında, ülkemizin kısa sürede bölgesinin ve dünyanın başa güreşen ülkelerinden birisi haline gelebileceğini söyleyen Prof. Kurtulmuş; problemleri göstermenin yanında çözüm yollarını da gösterdi ve bunların nasıl gerçekleştirilebileceğini de anlattı...
Milli Görüş hareketinin temel özelliklerinden birisi, eksiklikleri tesbit edip, bunların çözülebileceğine inanması; çözüm yollarını araştırıp bulduktan sonra bunları Milletimizle paylaşması ve sonrasında da, bunları çözebilecek konuma gelmesi; yani yapılmıyorsa yapmasıdır...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



