"Otuz iki farzı bilmeyenin nikahı olmaz" diye yanlış ama çok yaygın bir fetva vardır.
Bu yanlış fetvanın Anadolu'da birçok insanımızın "Otuz iki farz"ı öğrenmesine sebep olmuştur.
Nikah, her kadın ve erkeğin başından geçeceği için herkes ezberlemek zorunda kalmıştır.
Her şeyin hilesi olduğu gibi bazı insanlarımız bu konuda da hile geliştirmişler.
Mesela "Otuz iki farz"ı ezberlemeyen birinin nikahı kıyılırken hocanın sorularına cevap veremeyince nikah şahitlerinden biri "Hoca efendi, ben ona ezberletmeye kefilim" diyor ve nikah öylece kıyılıyor.
Köyümüzde yine bir dini nikah kıyılırken hoca efendi, gelin ve damada "Otuz iki farz"ı sorunca onların bilmediğini bilen bir şahit "ben öğretmeye kefilim" dedi.
Hoca efendi de ona "Sen de kefaletle evlenmiştin ama yıllar geçti öğrenmedin" deyiverdi.
Namazını doğru bir şekilde kılan insanımızdan bazıları namazın on iki şart ve rüknünü bilmeyebilir.
Abdestini doğru olarak alan birçok Müslüman'ımız abdestin farzlarını sayamayabilir.
Bilmek ve yapmak en iyisidir ama asıl olan doğru yapmaktır.
Müslüman bir kadınla Müslüman bir erkeğin nikahı "Otuz iki farz"ı bilmese de kıyılır.
Bu yanlış fetvanın faydası zararından fazladır.
Birçok insanımıza "Otuz iki farz"ı ezberletmiştir.
Bir yanlış fetva da "Mazeretsiz üç Cuma namazını terk edenin hanımı boş olur" fetvasıdır.
Cuma namazının önemini benim ifade etmem yeterli değildir.
Rabbimiz, Cuma süresinde dokuzuncu ayetinde emrediyor.
Sevgili Peygamberimiz, hadisi şeriflerinde tembelliğinden veya Cuma namazını hafife almaktan dolayı üç Cuma namazını kılmayan kişinin kalbini Allah mühürler, münafıklar arasına girer, gafillerden sayılır gibi uyarıcı ifadeleri vardır.
Ancak "hanımı boş olur" ifadesi yoktur.
Ama bu fetvanın Avrupa'da çok etkisi olmuştur.
Avrupa'ya elli yıl önce ilk gidenlerimiz üçüncü haftada telaşlanmaya başladılar.
Cuma namazı kılacak yer aradılar.
İş saati olmayanlar, Cuma namazı kıldırabilecek bir işçinin arkasında işçilerin kaldığı evlerde namaz kılmaya başladılar.
Evler cemaati almamaya başlayınca en yakın kilisenin papazıyla görüşüp Cuma ve bayram namazlarını orada kılmaya başladılar.
Avrupa'nın çirkin yüzünü görünce onlar gibi olmamak için kendilerini koruyacak bir yer aradılar ve bulundukları yerde mescitler yapmaya veya satılık bir binayı satın alıp camiye dönüştürmeye başladılar.
1973 yılında Fransa'da ben işçi iken bulunduğumuz şehirde hiç cami yoktu.
Türkiye'deki hanımının nikahına zarar gelmemesi için hiç değilse üç haftada bir Cuma namazı kılmak için kıvranan insanlarımız vardı.
Ben de onlara evinin salonu geniş bir arkadaşımızın evinde Cuma ve bayram namazları kıldırıveriyordum.
Derken bütün İslami guruplarımızın hepsinin Avrupa'nın bağrında açtığı cami sayısı beş bini geçti.
Hatta Avrupa'da camilerin açılmasıyla ilgili Almanya'da bir doktora tezi hazırlayan bir delikanlımızla da bu konuyu beş altı yıl önce konferans sonrası konuşmuştum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



