Yeryüzünün yaşayan vicdanlarından Noam Chomsky der ki: "Alışılmış zihinsel düzenler değiştiğinde, devrim patlak verir." Bu manidar teşhis haklı bulunabilir, lakin bir zihnin düzenini değiştirebilmek veyahut dönüştürebilmek, kolaylıkla yapılabilir bir eylem midir acaba? Kolay olmasa gerek... Çünkü alışkanlık başlı başına bir benimseyiştir! Chomsky, meselenin zorluğunu, devrim bahsiyle belirtmiştir de... Sözün çözümlenmiş hali de şudur muhtemelen: Düzenini değiştiğinde, devrimini gerçekleştirmiş olacaksın! Peki ya nedir devrim? Sözlüğün (TDK) vurguladığı üzere: "Belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik..." Kurulu her düzenin eninde sonunda karşılaşacağı farklılaşmanın adı olarak devrim, insanvârîdir aslında. Doğar, büyür ve ölür.
Sadede geleyim: Söz ne zaman Türkiye'deki medyadan açılsa, yandaşlık kavramı kullanılmaksızın cümle kurulamaz! Çünkü son zamanların modalaşmış kavramlarından biridir yandaşlık... Şimdi bir kavram daha konumlandırıldı karşı cephesine. O da yoldaşlık... Biricik memleketimizde kavramsallaşmamış ne kaldı ki?
Düşünüyorum da: Yandaşlık ve yoldaşlık kavramları, birilerini işaret ediyor kuşkusuz... "O kendini biliyor" hesabı, medya cenahı sıfatlandırışla ve sınıflandırışla karşı karşıya! Bir konumlanış biçimi olarak yandaşlığın ve yoldaşlığın kökleri şuraya buraya dayanıyor irdeleyişinden ziyade, şunu sorguluyor zihnim: Biricik memleketimizdeki kutuplaşmanın bir ucunda yandaşlar, bir diğer ucunda yoldaşlar mı var sahiden? Bu durumda ister istemez, yandaş ve yoldaş olmayanların trajedisi üzerine hayıflanıyor insan... Ya diğerleri? Yandaşın ve yoldaşın kardeşliği bu noktada pekişiveriyor böylece... "Diğerleri" her ikisinin de "ötekisi" olarak arzı endam ediyor. Öyle zihne, böyle haber hesabı! Hâdiselerin yansıyışı, okuyucu denilen kitlenin zihin yapısına göre kıvamını alıyor. Manipülasyon yapılmıyor mu? Yapılıyor... Esasında bir finans terimi olan manipülasyon, gazetecilikle birlikte anılıyor günümüzde. Psikolojik manipülasyondan bahsediyorum... Yönlendirilişten! Hâdiselerin çarpıtılarak yansıtılışından! Peki ama yandaşlardan ve yoldaşlardan olmamak, tarafsız olmak anlamına mı geliyor? Tarafsızlığın namussuzluğa değin vardırılabilecek bir ödleklik olduğunun bilincinde olarak soruyorum: Yandaş veyahut yoldaş olmayanları nasıl tariflendireceğiz? Fillerin tepinişiyle ezilen çimlerden bahsediyorum belki de... Biricik memleketimizi iki kutuptan ibaret görmek, "diğerlerine" haksızlık olmuyor mu efendiler?
Yandaşlığın ve yoldaşlığın, stadyum fanatizmini anımsatan bir amigoluk olduğu kanısındayım. Tabiatı itibariyle eleştirel tutuma yabancılaşmış, kin dozajı yüksek bir tarafgirliğin kıstırılmışlığıyla tutsaklaşıyor insan... Ah! Şu memlekette ne basittir bir kimliğin himayesine girerek, böbürlenivermek... Düşmanıma dahi adaletle hükmetmiyorsam, haksızlık yapmaktansa haksızlığa uğramayı tercih etmiyorsam, ne yapayım öyle yandaşlığı, ne yapayım öyle yoldaşlığı...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



