Duvardaki tabloyu indirdim. Kuzenim Filiz 'in hediyesiydi. Bir torbaya koydum onu. Koltuğun arkasındaki vazoyu aldım onunla beraber bende kırıldım, torbayı da tablonun yanına koyduğumda artık ben de hislerimi yitirmeye başladım .
Sonra gardoraba yöneldim, giderken boğazımda düğümlenen hıçkırıkları yuttum.
Dolabı açtım ve hediye gelen bütün giysileri aldım aynı torbaya koydum :
_ Sizler yalnızlığıma darbe indiriyorsunuz , yalnızlığımla rahat bırakın beni , dedim.
Biri beni dinliyormuş gibi irkildim sonra torbayı pencereden aşağı bıraktım.
Notu yeniden okudum. Gözlerimi kapadım. Bütün tanıdıklarımı, yakınlarımı, arkadaşlarımı, marketimi, doktorumu, dondurmacımı, manavımı...hepsini gözlerimin önüne getirdim.
Sonra dipsiz bir karanlığa terk ettim onları,
görüntülerini sildim zihnimden.
Gidin dedim, gidin yalnızlığımı sevmek istiyorum..!
Hayat gözümün önünde ölü bir deniz gibi beliriverdi. Beni ben yapan, bütün değerleri, insanları, hatıraları, hayalleri hayatımdan atmış ve yalnızlığa alışmaya çalışmıştım.
Ne ki dedim, bütün dostlukları, aşkları, hayatı, ölümü, zamanı, parayı, ihtirasları, serveti, kariyeri, makamı, varolmanın bütün simgelerini neden kutsarız sanki... bütün bunlar insanı , ulaşmak istediği ve hayatını vakfettiği sis dünyası içinde yolunu arayan acıklı bir hikayenin kahramanı yapar.
Sanırız ki, bunlar olunca ebedileşeceğiz, yüceler tarafından sevileceğiz, hayatımız daha zengin , daha konforlu geçecek . Oysa bu zayıf , ruhun ufkunu tıkayan sis kümeleri yok olmaya ve bizi ebediyete giden yolculuğumuzda yalnızlığa terk etmeye mecbur kılıyor .
Avuçlarımı sıkarak kalktım ve bütün bu hayallerimi gecenin karanlığına bıraktım.
Koltuğa oturduğumda, o anlık rahatladığımı hissettim. Evet ne kadar hatıra varsa silmiş, bana hediye edilmiş eşyaları atmış, insanlarla ilişkilerimi sağlayacak iletişim alanlarını yok etmiştim. Kimseyi aramayacak, kimseyle dostluk kurmayacak, yakınlarımla görüşmeyecek ve yalnız yaşayacaktım.
Meğer ne zormuş insanın kendinden kaçması. Hatıralardan, hayallerden, beklentilerden, umutlardan kaçmak ne zormuş. Ama başardım işte. Başardım, ışığı kapadım, gecenin karanlığında kendimle baş başa kaldım. Sırtımı duvara verdiğimi anlayınca duvar sanki beni duyuyormuş gibi " istemiyorum dedim, bana destek olma, kendime yetmek istiyorum." Oturduğum yerde dalgın dalgın baktım karanlığa. Olanları anlamaya çalıştım. Neredeyim? Ne yapıyorum? Kimim ?
Kendimi sakin ve suskun bir yolcu gibi hissediyordum. İşte tam o sırada başımı yere koyduğumda yok ettiğim o hatıralar, kovduğum karanlıklardan gelip , hayalimde canlandı ve yalnızlığın önünde bir kalkan oluverdi.
Karanlık beni terk etmiyordu, çocukluğum, ailem, arkadaşlarım, kardeşim, kuzenlerim, bakkalım, komşum, yaşadığım hatıralar... Ne yapsam beni bırakmıyorlardı. Onlardan kurtulmaya çalışırken bir çocukluk hatırası geldi gözlerimin önüne.
O anı yeniden yaşadım, sessizce, yalnız başıma...
Hayallerimin tozlu ve bulanık yollarında yalınayak koştururken , ayağıma umutlarım takılıyor ve karanlık düşüncelere doğru yuvarlanıyordum. Sonra arkadaşlarım geliyor ve bana yardım ediyorlar. Arkadaşlarımın yüzleri gözlerimin önünde bir film şeridi gibi canlanıyor. Ardından bir gençlik hatırası, kardeşim Gül 'le yazlık evde geçirdiğimiz günler. Annemle , babam, halam , komşularımız sanki ötelerden gelip o yalnız odada beni ziyaret ediyorlardı. Sonra okul yılları, iş arkadaşlarım, mahallem, Rum asıllı şen şakrak Suna teyze, masalcı Kürt Mehmet amca, kuran öğrendiğim Recep hoca... hayır diyorum, hiç kimseyi istemiyorum...! Sonra hepsini zorlu, kuvvetli bir arzuyla siliyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



