"Birilerinin bizimle görüşüp birilerini devre dışı
bırakma niyeti varsa, biz bu oyuna gelmeyiz.
PKK ve Öcalansız bir barış süreci olmaz..."
Emine Ayna
Bulanıklık yalnız bir ilçemizde mi var? Yâni, sadece "Bulanık" mı bulanık?.. Hayır!.. Ülkemizin, yalnız dört köşesi mi bulanık?..
Ona da hâyır!..
Bizi yıllardır sarıp-sarmalayıp perişan eden bulanıklık coğrafyamıza da, sosyal yapımıza da, psikolojimize de, ulusal ve uluslar arası ilişkilerimize de musallat maalesef...
Musallat, çünkü, "Kurt-canavar- bulanık havayı sever..." Bir milletin topyekün havasının bulanıp bozulması ise manevi değerlerinin bulandırılmasıyla başlar.
Koskoca imparatorluk, tesadüfen mi "hâk ile yeksan" oldu?.. Yirmi iki milyon km2'lik ve üç kıtayı kucaklayan devâsâ bir imparatorluğun şimdi yerinde yeller esmekte, yad ve yabancılar hüküm sürmektedir.
Üçbuçuk Yunan kopili, bir avuç Bulgar dağlısı... Şu anda balkanlarda hem devlet hem de çıban başı olmaya devam etmektedir. İsyana takaddüm eden günlerde kimler diyebilirdi ki, altı yüz yıl kapı kulluğuna oynamış Yunan yanaşmaları koskoca, cihanşümul imparatorluğu berhava edecek dinamitin fitilini ateşleyecek ve "ateş olsa cirmi kadar yer yakar" tesellisini boşa çıkararak koskoca imparatorluğu ateş yumağı haline getirecektir?..
Millet hayatımızda çok emsaline rağmen, sanki inatla-ısrarla tarihin tekrarına ve tekerrürüne "çanak tutma" nın gayreti içerisindeyiz.
Nedir derdimiz?.. Merhum M. Akif'i mi tekzip etmek, yoksa geleceğimizi "mazoşizmin" dayanılmaz keyfine mi havale etmek!?..
Malum ya, merhum Akif, "Batılılaşma" nın dayanılmaz engizisyonunu çok öncelerden görmüş; edebin, edebiyatın, dînî ve sosyal hayatın, yani topyekun milletimizin hangi "berzahlara" sürüklenmek üzere olduğunu fark ederek târîhi olayları işaret etmiş ibret alınmasında ısrarlı olmuştur:
"Geçmişten adam hisse kaparmış. Ne masal şey
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
"Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar.
"Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?"
İktidarın, "açılım-saçılım fantezisi"ne umut bağlamış kesimlerin, özellikle de tarihi ve kanuni sorumluluk altında bulunanların tarihten iyi ders ve hem de tam ders almaları gerekir "Yarım hisse" bahanesi, sorumluluğu bertaraf edemez.
Anlaşılan o ki, bu gün bizde, o günün "yarım hissesi" de yok: "Bindirdiler bir alamete, gidiyoruz tam gaz kıyamete..."
Üç günlük iktidar uğruna bütün bir ebedî hayatı gözden çıkarmak ve öylesi bir sorumluluğun altına girmek akıl işi olamaz...
"Düşünün... Ana muhalefet CHP, iktidarın açılım konusunda başarısız olup bir fiyasko ile yüz yüze gelmesi için elinden geleni ardına koymayacak... MHP, kronikleşmiş terör sorununun çözümünü adeta siyasi varlığının sonu gibi algılayıp engellemek için her yola başvuracak... Üstelik Türkçülük yapılabilmesi için Kürtçülük yapan bir DTP'nin varlığını devam ettirip güçlenmesini siyaset yapabilmenin olmazsa olmaz gerekliliği olarak görecek... Ve siz bu ülkede çeyrek yüzyıllık kurumsallaşmış bölücü ırkçı PKK terörünü ortadan kaldıracak bir açılım yapacaksınız...
Bu mümkün mü?
Elbette ki mümkün değildir."
Yıllarca bu ülkeyi yönettiği iddiasında bulunan etkin ve seçkin(!) çevrelerin bir kısmının niyetleri, bir kısmının kabiliyetleri, bir kısmının idrak ve ferasetleri...daha doğru bir ifadeyle akılları bulanık. Olayların idrakine tam varamıyorlar. İdrakte eksiklik, teşhiste eksikliği, arkasından da çözümde eksikliği beraberinde getiriyor.
Ağır bir kataraktın göz bulanmasına sebebiyet verdiği, görmeyi, tanımayı, düzgün yolun seçilmesini zorlaştırdığı; hatta bazen imkânsızlaştırdığı bilinmektedir.
"Açılım" ve "saçılımın" mimârı(!) Sayın Başbakan'ın kendisi, bastıra-bastıra ifade ediyor: "Onların kulakları var, fakat duyamazlar; dilleri var gerçekleri söyleyemezler; gözleri var doğru yolu göremezler..."
Sayın Başbakandaki eksiklikler bunlardan ibaret de değildir; ayrıca "Vatan ve millet çıkarlarını" idrak eksikliği de var
Açılımın daha ilk günlerinde toplum nasıl da içine kapandı!..
Böylesine hassas bir konuda, bütün ırkî kabul ve yaklaşımları istismara açık hale getirmek isteniyormuş gibi -sayın Başbakandan böyle bir niyet elbet de beklenemez- ne var ki fırsatçılar kol gezmektedir ve Başbakan da bu tehlikeyi hesap etmek zorundadır.
Herkesi peşinen "hasım telakkisi" de ayrı bir handikaptır. Elbet de herkes hasım, her hareket de husumet değildir; ne var ki dostluklar da o kadar kolay değildir. Hele, bir ülkenin birliği-beraberliği söz konusu, "bölünmez bütün lük"ü tartışma konusu edilemeyecekse, husumetin kolay, dostlukların zor kazanıldığı bir bölgede iseniz işiniz daha da zor, hem de epeyce zordur.
Hiç uzun boylu çarık eskitmeye, dile pelesenk etmeye hâcet yok. Anayasa Mahkemesi'nin son kararının neleri özetlediği; DTP'lilerinde hangi sözlerle karşılık verdiği ortada...: "...İsteseler de, istemeseler de, bu coğrafya Kürdistan coğrafyasıdır. Bugün bu ülkede Sayın Abdullah Öcalan, bu halkın iradesidir. İsterseniz de, kabul etseniz de, etmeseniz de (Biz varız) diyoruz."
Senelerden beri gladyo, Ergenekon, derin devlet, Sarıkız, Ayışığı, Ergenekon soruşturmasının savcıları, erinden-paşasına kadar kimi asker şahıslarla üniversitelerin zirvesindeki dekan ve rektörler uykularımızı kaçırdı -İddianamelerdeki tespitlere göre- Uykularımız demokrasi adına, bilim adına, insanlık adına, hukuk adına, milli birlik ve bölünmez bütünlük adına kaçtı...
Görüldü ki, "ikna odaları" mimarlarının bazıları meğer bir diğer taraftan da kendi komutanlarına yönelik su-i kast planlarının da mimarıymış... Bu kadar elin, böylesine tek cepte içtima edebilmesi kolay bir tezgah değil tam bir profesyonelliktir...
Sayın Başbakan,bakış zaviyesini olabildiğince genişletmeli, görüşünü de derinleştirmelidir. İngiltere'yi, İspanya'yı, Fransa'yı...taklide özenmek; onların, diğer haçlı güruhuyla iş birliği yaparak imparatorluğumuzu nasıl "târ-ü mar" ettiklerini bilmemektir; en büyük tehlike de budur...
"Bulanık" olan yalnız gözler değil, zihinler de bulanık. Duâ edelim de: "C. Allah, sorumlulara zihin açıklığı versin!.."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



