Posta gazetesinde M. Ali Birand telaşlanmış, "Yahudi aleyhtarlığı çok pahalıya mal olur", diyor.
Doğru söze ne denir. Ağır faturalar ödedik.
Sincan'da bir tiyatro sahnesinde gençler kefiyeli Filistinlileri oynamıştı.
Onun bedelini ne kadar ağır ödedik öyle.
O geceye katılan İran elçisi bile bir suç unsuru idi. Sincan Belediye Başkanı'nı 12 yıl oldu, belki yeni kuşak tanımıyor, görevinden alınmış hapisle yargılanmıştı.
Fatura bununla ödenmemişti tabii.
Sincan gibi küçük bir Ankara ilçesinin mazlum halkına gözdağı vermek için tanklar geçirilmişti.
Dönemin baş generali demokrasiye balans ayarı yaptık demişti.
İsrail'e davet edilip ünlü cesaret ödülü yakasına takılmıştı.
Çevik Bir hâlâ gurur duymakta mı acaba bu ödülden?
Onca çocuk cesetleri ortaya yayan İsrail'den bu ödülü aldığı için.
Şimdi bu Yahudi aleyhtarlığı çok pahalıya mal olur diyen M. Ali Birand'ı yeni kuşak hemen suçlamasın!
Adam ne ihtilaller gördü bu ülkede, hepsinde de bu "yalnız milletin" parmağı olduğu çok açık.
12 Eylül öncesinde de Konya'da Kudüs yürüyüşü olmuştu.
Hemen birkaç gün sonra "Eylülist fırtına" çok haşin esmiş, ihtilalin gerekçelerinden sayılan o yürüyüşe katılanlar ne kadar hırpalanmışlardı.
Yıllarca acısını çekmişlerdi.
Hapishaneler, hücreler, işkenceler, akıl hastaneleri ihtilalin sosu olmuştu.
Şimdi en modern liselerde bile İsrail mallarını protesto afişleri duvarlara asılmakta.
"Her kuruş kardeşlerimize bir kurşun olmasın" kampanyasını bir ihtilalle ödemeyelim kaygısını duymuyor muyuz, sanıyorsunuz.
Fatih'te vakko eşarplarını satın alan başörtülü kadınlara kampanyaya destek vermedikleri için, kaş çatıp surat astım, ama acaba onlar da olası bir Yahudi öfkesinden sakınmak için mi almakta idiler o eşarpları...
Markette kola alan inşaat işçisine de boykotu anımsatan bir iki söz söylesem mi dedim.
Sıkı Müslüman ailelerin çocuklarının ısrarla postal ve spor pabucunda malum markaları öncülleyişlerine dikkat ettim.
Hangi ev hanımı vazgeçer ki temizlik deterjanı, çamaşır suyu ya da kafamıza kazınmış kremlerden.
Mc Donalds'a giden arkadaşını uyaran sekiz yaşındaki Osman Allah'tan Hollanda'da yaşıyordu. Buralar ihtilal üssü yerler olduğu için çocuk ve ailesi emin idiler.
Bizim çocuklar Yahudi markası çikolata ve yoğurtlarından vazgeçerler mi, sanıyorsunuz. Küçük Sahra, "Hayır Mine teyze, Filistinli ölü çocukların gözleri geliyor o yiyeceklerin raflarına tiksinti ile bakıyorum" derken her çocuk değil ama aileleri acaba o denli bilinçliler mi?
Ne ucuz birkaç mal önlerine atan büyük marketlerden geçer bizim tüketici, ne bir avuç para verdiği sigarasından.
Bu konuda müsterih olun İsrail'i renkli ihtilal korkuları yaşayanlar.
Benzinini de ille sizden alır, elindeki telefonunu da bırakamaz.
M. Ali Birand gibi Leyla Navaro da sonumuzun iyi olmayacağını ihtar etmekte:
"Birlikte ortak kaderini paylaştığım, iyi ve kötü günlerde 'ne olacak bu durumumuz?' diye ülke sorunlarına hayıflandığım kimi vatandaşlar demek beni potansiyel düşman olarak addedecek, canımı yakmak ya da yok etmek isteyecek. Bugün kendim için üzülüyorum, ama açıkça söylemem gerekirse Türkiye'nin ırkçılığa kaymakta olan geleceği için de eşit derecede tedirginim, üzülüyor ve ürküyorum. Ve bu gidişe bilinçli ve sorumlu bir 'dur' denmezse Türkiye'nin kendini büyük bir yalnızlığa mahkûm edeceğinden korkuyorum. Karanlık bir yalnızlığa..."
Bu satırlara yorumu siz yapın. İster tehdit deyin ister uyarı...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



