Bu ülkede kitlelerin zihinlerini manipüle eden ve kitleleri yıllardır töhmet altında bırakan en önemli kavram hangisi diye sorsanız ve bu konuda bir anket yapsanız hiç şüphesiz 'irtica' birinci sırada çıkar. Çünkü, yıllardır Türkiye'de bu kavram maalesef birilerinin kirli emelleri için kullanıldı.
Nerede bir eylem, nerede bir suikast olsa medyanın ertesi günü yargısı kesindi: İrtica! Ne delil gerekiyordu, ne belge ne de bir hukuk kararı... Başlıklar, sanki eylem yapılmadan önce hazırlanmış izlenimi veriyordu. Öyle ki, yeni senaryolar yazılıyor ve çok basit olaylar irtica adı altında sunularak, tüm Müslümanlar töhmet altında bırakılıyordu. Çocukların okulda namaz kılması, Ramazan'da iki üniversite öğrencisinin kız yüzünden kavgası etmesi hemen 'oruçlu olanın oruçlu olmayana saldırması' şeklinde sunuluyor ve yine bu ülkenin mutedil ve dindar insanları üzerinde baskı kuruluyordu.
Danıştay saldırısını gerçekleştiren Alpaslan Aslan'ın hakkında çıkan başlıkları hemen hatırlayın. İlk öne çıkarılan özelliği dindar olmasıydı. Bu başlıkları dün gibi hatırlıyoruz. Yani suçlu yine belliydi ve adres belli bir yönü gösteriyordu. Ta ki, gerçekler ayan beyan ortaya çıkana kadar...
Bu tür projeler yıllardır yazılıp, çiziliyor ve irtica kelimesi üzerinden toplum üzerinde baskı kuruluyordu. 28 Şubat döneminde, hatırlayacaksınız para bile irticai faaliyet içerisine sokulmuş ve literatürümüze 'yeşil sermaye' diye bir kavram eklenmişti. Sonradan "yeşil sermaye" tartışması yapanlarla 'yeşil dolarları' cukka edenlerin aynı kişiler olduğu ortaya çıkmıştı.
Devlet tarafından kurulan ve din eğitimi ile pozitif ilimleri bir arada veren imam hatip okulları bile "irtica"nın merkezi gibi gösterilmeye çalışıldı.
Bu bir linç kampanyası değil de nedir? En önemli insan haklarından biri olan inanma ve inandığını yaşama hakkı dünyanın hiçbir yerinde böyle haksız bir saldırıya maruz kalmamıştır.
Dindar olan, namaz kılan ve dini inançları gereği başını örten insanlara, "irtica damgası' vuruldu ve oluşturulan psikolojik ortam yüzünden inanan insanlar ibadetlerini yapmaktan çekinir hale geldi. Bütün bunların psikolojik harekât merkezleri tarafından oluşturulduğu ve üretildiği bugün ayan beyan ortaya çıkmış durumda...
Türkiye böyle bir ortamı asla hak etmiyor. Devletin en üst kurumu olan MGK'da da irtica kavramı her zaman en üstlerde yer aldı. Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde bundan böyle irtica kavramının kullanılmayacağı ve onun yerine direk örgüt isimlerine yer verileceği yönünde bir çalışma yapıldığı ortaya çıktı. Umarız bu çalışma başarıya ulaşır. İnşallah bu düzenleme ülkede kardeşliği zedeleyen, ayrılıkları körükleyen ve inançlı insanların haksız yere suçlanmasına neden olan toplum mühendisliği çalışmalarının sona ermesine vesile olur.
İrtica, toplumun zihnine yıllardır işlenmeye çalışıldığı gibi anlamı olan bir kavram değildir. Bu algı yanlıştır. Google'a İrtica kelimesini yazdığınızda birçok yerde karşımıza İslam kelimesi ile irticanın yan yana kullanıldığını görürsünüz. Tartışma platformu, Ekşi Sözlük'ün birinci maddesi irticayı şöyle tanımlıyor: "İslami yaşama tarzına dönüşü savunmak ve "gericilik". Yazık. Tek bu örnek bile insanların algısının ne kadar yönlendirildiğini ortaya koyuyor. Tüm dünyaya medeniyet öğreten, ilericiliği savunan İslam, bu kelime ile yan yana kullanılıyor. Oysa ki, irticanın temel anlamı gericilik demektir. İlerlemeye karşı çıkan insanlar ancak bu sınıfta toplanabilir. Eğer dünyada hangi iki kelime yan yana gelmez denilse aslında bu iki kelime İslam ve irtica kelimeleridir. Bu yanlış algının acilen düzeltilmesi gerekir ve bu kendiliğinden olacak bir şey değildir.
Dul Kadının Oğulları ve Mustafa Yılmaz
2007 yılındaydık. Telefonun karşı tarafında Mustafa Yılmaz vardı. Elinde bomba bir haber olduğunu ve bunun Türkiye'yi sallayacağını söylüyordu. Haber ve fotoğraflar, daha sonra İstanbul Haber Merkezi'ne geldi. Haberde TBMM'deki Masonik semboller bulunduğunu iddia ediyordu. Bu konuda oldukça ince ve başarılı bir çalışma yapan Mustafa Yılmaz, sembolleri fotoğraflamıştı. Haber gazetemizde yayınlandı. Mustafa Yılmaz bu çalışmasını geçtiğimiz günlerde "Dul Kadının Oğulları" ismiyle kitaplaştırdı. Türkiye'deki Masonları ve onların sembollerini deşifre eden kitap oldukça akıcı bir üslupla yazılmış. Dul Kadının Oğulları, alanında önemli bir boşluğu dolduruyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



