Sosyal hayatın hangi mecraya sürüklenmekte olduğuna dikkat ediyor musunuz? Türkiye üzerinde emelleri olanlar, halkımızın ciddi şeyler düşünmemesi için ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar. Hoyratça, sorumsuzca ve çarpıtılmış şekilde kullanılan cinsellik bunun en başta gelen örneğini oluşturuyor. Temel konular ortada dururken "İşte senin asıl problem ve ihtiyacın bu" diyerek insanların hem duygularını sömürüyor, hem de hayal kırıklığına uğratıyorlar. İnsan hayatını kolaylaştırma fonksiyonunda olması gereken teknoloji, yabancılaştırma aracı olarak kullanılmaktadır. Basın yayın kuruluşlarının, Türkiye'nin imkanlarından beslendiği dikkate alınırsa, Türkiye teknoloji kullanılarak kendi içinden manevi erozyona uğratılmaktadır.
Yöneticilerimiz, televizyonlarda gösterilen programlardan habersiz midirler dersiniz? Türkiye'nin milli bünyesine aykırı ne varsa, hepsi evlerimizin içine kadar servis edilmektedir. Ne duyan var, ne de gören... "Bakan"lar, bakmayan durumuna mı geldi yoksa? Bakın, televizyon programı yapımcısı Behzat Uygur, dizilerin aileyi nasıl yabancılaştırdığı konusunda neler söylüyor: "Bir dizide yakaladığım garipliği anlatayım: Bir kız, bir çocukla flört ediyor. Bu çocuğun yakın arkadaşıyla çok yakın arkadaş. Daha sonra ondan ayrılıyor. Eskiden toplumda, arkadaşın kız kardeşiyle bile arkadaşlık yapmak ayıp sayılırdı. Yan gözle bakılmazdı. Böyle mesaj olmaz. TV dizilerindeki mesajlar, toplumsal aile yapımızdan, örfümüzden, an'anemizden de bir şeyler eksiltti. Reyting için dejenerasyon, mesaj olarak verilmemeli." (Millî Gazete, Nedim Odabaşı'nın Röp., 24.12.2008)
Her gün pek çok örneğini gördüğümüz bu çeşit programların toplum hayatına nasıl yansıdığını hepimiz yaşayarak görüyoruz. Kolaydan kazanma ve çilesiz bir hayata alıştırılan bir nesilden, ülkemiz adına hangi ölçüde fedakarlık beklenebilir? Okullar ve iletişim araçlarının, gençlerimizi ahlaki erozyona uğratmasına daha ne kadar seyirci kalacağız? Bu ülke sahipsiz midir? Milyonlarca şehidin emanetine böyle mi sahip çıkılır? Yetkili ve sorumlu mevkide bulunanların nesillerimize sahip çıkmaları gerekmez mi? Okullar, yeni nesillere milletimizin milli ve kültürel değerlerini kazandırıcı bir fonksiyona sahip olmalıdır. Eğitimle ilgili bakanlığın başında "Milli" kelimesinin bulunmasındaki amaç budur. Bu ülkedeki hiçbir kurum, gençlerimizi milli kimliğinden soyutlayıp yabancılaştırma görevi üstlenemez, üstlenememelidir.
Yazar Şemsettim Özdemir, 4. 12. 2010 günü Araştırma ve Kültür Vakfı'nda bir konuşma yapmıştı. Buradaki konuşmasında Hükümet'in duyarsızlığı ve gençlerimizin ülkesine nasıl yabancılaştırıldığını şöyle anlatmıştı: "T .C. tarihinde hiç nasip olmamış şeyler oldu. Dini hassasiyeti olan insanlar iktidara geldiler. Ama beyler, Türkiye tarihinde hiç olmadığı şekilde, AB'ye gireceğiz, diye Batılı değerlerin ayyuka çıkmasına sessiz kaldılar. Üniversite öğretim üyeleri ile görüşüyorum. Öğrencilerin hayat biçimleri içler acısı. Nikahsız birliktelikler ve giyinme biçimlerinden tutun da şakalarına varıncaya kadar Batılı değerlerin etkisinde olmalarından mustaripler."
Kız ve erkekler, üniversitede okuyor olmak bahanesiyle nikahsız aynı evde kalmaya başlamışlarsa, siz o ülkenin eğitiminden ne bekleyebilirsiniz? Türkiye'yi dolaşıyorum. Hemen her şehirde benzeri şikayetler alıyorum. Okulların manevi dejenerasyon aracı haline gelmesi karşısında Akif'in şu beyti aklıma geliyor: "İlmi yuttursalar da fayda yok bu musibetlerden / Bırakın oğlumu onun cahilliğine razıyım ben."
AKP Hükümeti'nin AB Uyum Yasaları çerçevesinde "Zinayı suç kapsamından çıkarması" karşısında Türkiye'nin dindar ve muhafazakar halkının tepkisizliğine hayret ediyorum. Hatta, bir kişi AKP'li bile olsa, "Hayııır! Benim partimin zina yasası çıkarmasına müsade edemem" diyerek bu şerre ortak olamayacağı mesajını vermesi gerekmez miydi? Gençlerimizin hangi oranda yabancılaşmanın pençesinde olduğunu gördükten sonra, Zina Yasası çıkaran AKP, Türkiye'nin her tarafını altınla donatmış olsaydı bile, Türkiye'nin geleceğinin sorumluluğunu taşıyan bir vatandaş olarak, nesilleri çürüteceği açık olan bu yasaya onay vermem mümkün olamazdı. AKP'liler, nesilleri çürüten bir yasa çıkarmanın dünyada ve ahirette hesabını veremezler. Bizden hatırlatması. Bundan sonra oluşacak TBMM'nin ilk icraatı, AKP'nin affedilmez bir yanlışı olan, milletimizin geleceğini karartan ve Türkiye gibi halkı müslüman bir ülkeye hiç yakışmayan bu yasaya yeni bir düzenleme getirmek olmalıdır.
Anadolu Gençlik Derneği, ülkeyi çöküşe götüren söz konusu manevi erozyon karşısında yöneticileri uyarmış ve Genel Başkan İlyas Tongüç 21. 6. 2009 günü Amasya'da yaptığı bir toplantıda şöyle yol göstermişti: "Bulaşıcı duruma gelmiş ahlaki zafiyet ve bunalıma karşı yöneticilerimizin 'ahlak ve maneviyat kampanyası' başlatması gerekmektedir. Unutmamalı ki, ahlak ve maneviyat eksikliği domuz gribinden daha yıkıcı ve daha öldürücüdür. Bu yozlaşmanın önü alınmalıdır. Aksi halde, daha vahim sonuçlarla karşı karşıya kalmamız mukadderdir."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



