Herkes hemfikir; Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Bu yeni anayasa mutlaka özgürlükçü bir zihniyetle hazırlanmalı, sivil olmalı, toplumun tüm kesimlerini kucaklamalı, farklılıklara saygı göstermeli, dayatmacılıktan uzak durmalı.
Türkiye yeni bir anayasa fikrini, geçen yıl çok yoğun olmak üzere, son beş yıldır konuşuyor, tartışıyor.
Hatırlarsanız, siyasal iktidarın bir anayasa taslağı çalışması olmuştu. Bir grup öğretim üyesi yeni bir anayasa taslağı hazırlayıp hükümete teslim etmişti. Hükümet bu taslağı kamuoyunun öneri ve görüşlerine açacağını, tartışılmasını sağlayacağını söylemişti ama daha sonra nedense bu fikrinden vazgeçti ve taslak rafa kalktı.
Daha sonra siyasi partiler ve sivil toplum örgütleri de çeşitli anayasa taslakları hazırladılar, kendi bakış açılarından nasıl bir anayasa istediklerini ortaya koydular.
Tüm bu çabalara rağmen, Türkiye 1980 Anayasası'nı değiştirmeyi başaramadı. En son yapılan; 4 ay önceki kısmi tadilat, bazı maddelerin değiştirilmesi. Anayasanın özü, zihniyeti yaşıyor, darbecilerin gölgesi ise halen üzerimizde...
Türkiye yeni bir anayasa yapma girişimini Haziran ayında yapılacak milletvekili genel seçimlerinden sonraya bıraktı. Şimdilik rafa kalkan anayasa yapma hevesi, muhtemeldir ki, seçimlerin ardından yeniden depreşecek.
Anayasa yapma isteğimiz, talebimiz, hevesimiz var ama çok önemli bir eksiğimiz de var: Türkiye'de halkın kendi anayasasını yapacak zemin yok!
Anayasalar, "ben yaptım oldu" zihniyetinden çok uzak metinlerdir. Tüm toplumun sürece katılması; konuşarak, tartışarak, uzlaşarak ortak bir noktada buluşması şarttır.
Bunun için toplumsal barış ortamı, kardeşlik iklimi gereklidir; İnsanların birbirini değiştirmeye çalışması değil, anlamaya çalışması önemlidir.
Anayasa yapım süreci, her türlü baskıdan, dayatmadan, otoriter tutumlardan arındırılmalıdır.
Siyasi çekişmelerden uzak durulmalı, popülist yaklaşımlardan kaçınılmalı, oy hesabından vazgeçilmelidir.
Bu hem siyasal iktidarın, hem muhalefetin, hem sivil toplum örgütlerinin, hem de medyanın görevidir.
Kimse bu görevinden feragat etme hakkına sahip değildir. Görevini yapmama, savsaklama, ihmal etme lüksü de bulunmamaktadır.
Bugünü düşünenler, günü kurtarmaya çalışanlar, küçük hesapların peşinde koşanlar, kısır çekişmelerle, polemiklerle vakit öldürenler aslında geleceğimizle oynuyorlar. Türkiye'nin anayasa yapabilecek bir siyasal / toplumsal / kültürel zemine kavuşması için çaba göstermeyenler, çocuklarımızın geleceğini çalıyorlar.
Türkiye gerilim politikalarından, siyasal çekişmelerden, popülist yaklaşımlardan çok çekti, çok şey kaybetti.
Yeni bir yüzyılın başında, yeni bir Türkiye için herkese önemli görevler düşüyor. Demokrasiden, özgürlüklerden, insan haklarından ve adaletten hak ettiğimiz payı alabilmemiz, refah içinde insan gibi yaşayabilmemiz, bizim elimizde.
Ya el ele verip, geleceğimizi inşa edeceğiz.
Ya da sırtımızı birbirimize dönüp, geleceğimizi karartacağız.
Karar hepimizin.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



