İnsan olduğumuzu iddia ediyorsak, bir vicdanımız olmalı herhalde. Kulakları çınlasın, "iç ses" dedikleri o şeyin! İç ses... Bir nevi mahkeme! İnsan küçük devlet aslında, iç sesi mahkeme, levhası şu: Adalet, devletin temelidir. Pekiyi, o temel dinamitlenirse ne olur? Ne olacak... Yıkım! Somutlaşmış hali: İnsani hassasiyetler enkaz altında, aradığınız kişiye ulaşılamıyor.
Vicdan yoksa his yok, duygu yok...
Hakikatin sırrına erişememiş, ona muhatap olamamış insan, elbette ki, sözüm ona, aklına, mantığına sığınacak! Vicdan denilen o insani şeyin onaylamadığını, nasıl olur da akıl ve mantık maskesi altında yürürlüğe koyuverecek insan? Fakat olmuyor da değil hani; akıl ve gönül, batılı beyaz adamın çatıştıran dünyasına hapsedilmiş durumda ne yazık ki... O öyle diyor, bu böyle diyor! Yazık, çok yazık... Riyakârlığa değin uzanıverecek bir lafazanlık söz konusu.
Modern dünyalı, iç sesini dinlemediği için, dışarıdaki gürültüleri "gerçekçilik" zannediyor. Esasında bu garabet duruşlar hazreti insan'a göre değil!
Düstur şu: "Herkesle ve hiç kimsesiz..." Herkes içindeki insanlar, vicdan yokmuşçasına davrandıkları için, yalnızca kalabalıktan ibarettir. Herkesleşmenin de bir ölçüsü olmalı!
İnsan, çaredir. Çünkü insan iç sesiyle vardır; iç sesini kaybetmemiş olan, varoluşun lezzetiyle yaşar. Direnir.
İç sesin vazifesi, insana insan olduğunu hatırlatmaktır.
Modern insan, teknolojinin zararlarına maruz kaldığı için, unutkandır. Gece olduğunda vicdanıyla baş başa kalır. Gündüz unutur onu. Çünkü gündüz, hazlıdır ve hızlıdır şehir. Gece olduğunda vicdanıyla baş başa kalanlar, şehrin sessizliğinde "günah" çıkartırlar. Vicdan, kulaklarının dibinde zuhur eder ansızın.
Byron, insanın içindeki cehennemidir der, vicdan azabına. Young için vicdan, Tanrı'nın tatlı fısıltısıdır. Esasen sıkıntılı bir varlık olarak insan, vicdanı olduğu için vicdan azabını tadar, ölümü tadacağı gibi! Vicdan azabı insana mahsustur. Vicdan azapta ise eğer, insan vardır, insan insan olduğunu hatırlamıştır. Ya içindeki cehenneme her defasında odun taşıyanlar... Onlar vicdansızlık üzerine yaşamayı, "üç günlük dünya" söylemiyle meşrulaştırmıştır; "zevk" almaya bakarlar dünyadan. "Yakıtı insanlarla taşlar olan ateşten sakının."
Onaylayan yahut onaylamayan vicdan, insanın, iç sesini devre dışı bırakmadığının kanıtıdır. Olduğu andan itibaren, yaşananları süzerek insanın önüne sunar. İnsan, karar verendir. Vicdan, yargılayandır.
Göz yanılır ama vicdan yanılmaz. Gözün göremediğini vicdan görür. Göz şaşabilir; çünkü beşer şaşar, oysa vicdan şaşılık yaşamaz; insan vicdanının sesini dinler; beşer, dış dünyanın gürültüsüyle hipnotize edilmiştir. İnsan, dış dünyanın gürültüsüne rağmen özüne ve sözüne sahip çıkar.
Gel de, vicdanından "gizle" bakalım... Gel de, beraat ediver!


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



