Çocuklarımızla kurduğumuz ilişki biçimine dikkat edersek, maalesef okul, sınav, test üçlüsüne endeksli olduğunu görürüz. Sorularımız, sohbetlerimiz (!) okuldan, sınavlardan, SBS vs.den. Kurduğumuz cümlelerin ne kadarının bu konulardan bağımsız olduğuna, çocuklarımızın ilgi alanlarını, yapmaktan zevk aldıkları, konuşmaktan hoşlanacakları mevzuları içerdiğine iyice bir bakmalı. Gerçi öylesi bir tempo içindeler ki, özel olarak tercih edilmediği takdirde spor, müzik, resim, tiyatro gibi faaliyetlere zaman ayırmaları bile söz konusu edilmiyor. Oysa her birinin, dünyayı farklı pencerelerden seyretmelerini ve hayal güçlerini geliştirip, ufuklarını açmalarını temin edebilecek çeşit çeşit merakları var. Çoğunlukla ebeveynin kafasına uymadığı, ders çalışmaya engel ve zaman kaybı olarak görüldüğü için hevesler tabiri caizse kursaklarda kalıyor.
Ders kitapları haricinde, çocuklara roman, hikaye, şiirin sevdirilmesi ve estetik duygularının geliştirilmesi için evde "ders çalış", "test çöz" talimatlarının dışında, farklı bir atmosferin oluşturulması gerekli. Aslında anne baba için, çocuğunun iyi bir meslek sahibi olabilmesi adına ders başarısı önemli olduğu kadar, hayatın başka yönlerine kapı aralayan, insanî değerlerini geliştiren, ruhunu besleyen ortamlar, imkanlar oluşturmak da bir o kadar önemli olmalı. Böyle bir gayesi ve bu konuda özel gayretleri olmayan ebeveynlerin uzun vadede en büyük şikayetleri, anlayışsız, merhametsiz, sorumsuz ve tatminsiz çocuklar karşısındaki çaresizlikleri.
Her ne kadar, ebeveynler, çocuklarına sağladıkları bunca konfor, imkana ve gösterdikleri anlayışa rağmen, üstelik çalışmaktan başka hiçbir sorumluluğun verilmediği bir ortamda "nasıl olur da böyle tatminden uzak ve mutsuz yetişiyorlar" diye hayret ediyorlarsa da, aslında bu şaşılası bir tablo değil. Kendilerinden tek beklentinin sınavlardan yüksek not almanın olduğu, onun dışında hiçbir şey yapmak zorunda olmadıkları hissettirilen ve zaten hiçbir şey yaptırılmayan çocuklar, artık en küçük şeyleri bile anne babadan bekler hale geliyorlar. Bir süre sonra günlük hayata ilişkin ufak tefek şeyler dahi bir lütuf, yapmak zorunda olmadığı ama yaptığı işler kategorisinde değerlendiriliyor. Sofra kurup kaldırmaktan tutun da, kendisi dağıtmamış olsa da dağılmış bir odayı toplamak, çöp kutusunu boşaltmak, misafir gelince "hoş geldiniz" demek dahi önemli bir meseleye dönüşüveriyor.
Oysa hayat bu saydığımız ufak tefek ama olmazsa olmaz böylesi işlerle örülü değil mi? On dakikalarını almayacak bu tip sorumluluklar ve karşılığında teşekkür ve dualarla ruhlarını okşayacak dönüşümler onları ne kadar da insan yapmakta!.. Kendini başkalarının yerine koyabilen, yardımseverlik, acıma, koruma gibi duyguları gelişmiş çocukları her geçen gün mumla arar hale geliyoruz. Hayat Bilgisi'nin sadece okulda öğretilen bir ders değil, gerçekten hayatın içinde yaşayarak edinilebilecek bir birikim olduğunu hissetmeli çocuklarımız. Sanırım onlardan çok daha önce bizler. Meşhur hikayede olduğu gibi vezir olmak ile adam olmak arasındaki farkın idrakinde olduğumuzda, beklentilerimiz ve dolayısıyla çocuklarımızın duygu ve düşünce dünyalarına yapacağımız yatırımlar da farklılaşacaktır diye düşünüyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



