Bugün toplumun tüm kesimlerinin değişmesi gerektiğini söylediği 1982 Anayasası'nın en belirgin özelliği "askeri vesayet" niteliği taşımasıdır. 12 Eylül 1980'de yapılan askeri darbeden iki yıl sonra hazırlanan ve topluma dayatılan anayasa, uzun vadeli toplumsal mühendislik hesapları içeriyordu.
Askeri vesayetin karanlık gölgesi her daim üzerinde olan 1982 anayasası, bireyin özgürlüklerini kasıtlamayı, devletin birey üzerindeki baskı ve dayatmalarını sürekli kılmayı amaçlıyordu. Zaman içerisinde askeri vesayetin kalın gölgesi kimi değişikliklerle silinmeye çalışılsa da, başarılı olunamadı; çünkü anayasanın yapılış mantığındaki askeri vesayeti kimi değişikliklerle ortadan kaldırmak mümkün değildi.
Askeri vesayeti tümüyle kazıyıp atmanın tek bir yolu vardı; Özgürlükçü bakış açısıyla yeni sivil bir anayasa yapmak...
Türkiye ne yazık ki bu önemli imkanı kullanamıyor.
21. Yüzyılda bölgesel ve küresel güç olma hedefine önemli katkılarda bulunacak özgürlükçü bir anayasayı hazırlamayı başararak toplumun ve ülkenin önünü açamıyor.
Peki ama neden?
Türkiye, üzerine dar gelen bu askeri vesayet anayasasından neden kurtulamıyor, niçin elini kolunu bağlayan bu zinciri kırıp atamıyor?
Nedeni açık: "Siyasi Vesayet!"
Türkiye'de milli iradeyi temsil eden, sorun çözme makamında oturan, yönetim erkini tekelinde bulunduran siyaset kurumu da vesayet altında.
Bugünkü siyasi parti sistemi, siyasi vesayetin en açık göstergesidir.
Çok partili hayata geçişten günümüze kadar gelen siyasi parti düzenimizde, "lider odaklılık" hakimdir; Genel Başkan'ın mutlak hakimiyeti söz konusudur. Delegeleri Genel Başkan tayin eder, sonra delegeler kongrelerde kendilerini tayin eden kişiyi Genel Başkan seçer!
Milletvekilliği, belediye başkanlığı, parti üst yöneticiliği gibi önemli makamlara gelecek kişilerin seçiminde de en belirgin tayin edici partilerin Genel Başkanlarıdır.
Siyasi partilerimizde parti içi demokrasinin eksikliği derinden hissedilir; Genel Başkan'ın fikirlerine itiraz edilemez, grup kararının dışına çıkılamaz, aykırı fikir beyan eden, grup kararından farklı düşünenlerin karşısına diliplin kurulları çıkar!
Türkiye'nin siyasal sistemi ve siyasal kültürü de bu vesayet tahakkümünden olumsuz etkilenmiştir.
1982 Anayasası'ndaki askeri vesayet düzenini toptan değiştirmeye ülkemizdeki çarpık siyasi vesayet düzeni engeldir!
Onun için korkarak, ürkerek ufak-tefek değişikliklerle yetiniyorlar, vesayetin özüne dokunamıyorlar.
Çünkü dokunduklarında, özgürlükçü sivil bir anayasa yapmaya kalkıştıklarında, siyasi vesayete de dokunulmak zorunda kalınacak; siyasi partiler Genel Başkanların "dükkanı" olmaktan çıkacak, halkın seçtiği kişiler disiplin kurulu tehdidi olmadan fikirlerini özgürce söyleyebilecek, parti içi demokrasi gelişecek, milli irade işte o zaman gerçek anlamına kavuşacak.
Türkiye asker/sivil tüm vesayet anlayışlarından kurtulmadıkça, ne yapılırsa yapılsın, yeni yüzyılda küresel bir aktör olamaz.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




