Millet olarak, edep ve iffeti en ideal örnekleri ile yaşamışız. Bu konuda, dost düşman herkesin takdirini kazanmışız. Bu özelliğimiz, bizi dünyada atılım yapma, hak ve adaletin temsilcisi olma noktasına getirmiş. Napolyon Bonapart'ın şu sözü meşhurdur: "Türkleri üstün yapan iki meziyet vardır: Erkeğin cesur, kadının iffetli olması."
Edep ve iffetin başarıya etkisi o kadar büyüktür ki,şu örnek bunu çok iyi anlatmaktadır. Napolyon, Mısır'dan yenilmiş olarak dönerken, başarısızlığın sebebini arkadaşlarıyla müzakere eder ve sonuç olarak der ki:
"-Arkadaşlar! Biz burada tesettürlü hanımların çocuklarıyla savaştık!."
Bu anekdot Mısır'da çok yaygındır.
Ya bugün?.. Toplumumuzda ahlaki yozlaşma hızlanmıştır. Tedbir alınmazsa bunun hangi vahim sonuçları ortaya çıkaracağı belli değildir. Irz ve namus konusunda dünyanın en hassas milletini ne hale getirdiklerini fark ediyor musunuz? Geçtiğimiz senelerde ve bütün Türkiye'nin gözü önünde bir sanatçı (!), bir TV programında kadrolu bir elemanının pantolonunu aşağı indirebilmiştir. Sanatçıyım diye dolaşanlar arasında, bu karakterdeki kişilerin sayısı hiç de az değildir. Türkiye olarak, hassasiyetlerimizi ve değerlerimizi kaybetmemiş olsaydık, bu tür kişilerin, bu rezaleti yaptıktan sonra bir daha sokağa çıkamaması, ekranlarda yer bulamaması gerekirdi. Fakat, durumu görüyorsunuz. Toplum bu tür olayları kanıksamış, tepkisini ortaya koyacak manevi dinamizmini yitirmiştir. Üstad Necip Fazıl, geçmiş ve günümüz arasındaki farkı şu çarpıcı beytiyle ortaya koyuyor:
"Utanırdı burnunu göstermekten sütninem
Kızımın gösterdiği kefen bezine mahrem."
Bu ülkeyi sevenler ve sorumluluk mevkiinde bulunanlar bu gidişata bir çare bulmak zorundadır. Toplum hızla yozlaşıyor, gençler ifsat edici unsurlarla karşı karşıya. Gençler, genellikle şu 4 yolla ifsat ediliyor:1.Kadın 2.Müzik 3.Sinemalar 4.Medya.Tabiatıyla bu araçların gayri milli olanları ifsada yol açıyor.
Kadın en büyük tuzak. TV'lerde evlilik dışı ilişkiler özendiriliyor. Nikah bağı olmayan kız erkek münasebetleri normal gösteriliyor. Bu konuda hiçbir sınır tanımayan bir hayat tarzı idealize edilmeye çalışılıyor. Bu gidişata dur diyen yok.
Türkiye'de üniversite sayısı 150'ye yaklaştı. Hakkari'ye bile üniversite açtık, ama maalesef üniversiteler de, kontrolsüz ve değerleri unutturulmuş toplumun bu gidişatına dur diyememekte, aksine yozlaşma ve ifsada alet olmaktadır. Çeşitli illere gittiğimde gençlerle ilgileniyorum. Öğreniyorum ki, ülkenin pek çok ilinde, bazı öğrenciler kızlı erkekli aynı evde kalıyorlar. Hiç kimse, "Bu hal de neyin nesi?" diye sormuyor. Eğer, Türkiye gibi bir ülkede, böyle olaylar yaşanabiliyorsa, toplum manevi açıdan bitmiş ve tükenmiş demektir. Çünkü biz,ırz ve namusumuzu korumak için, 30 cephede savaşarak kurtuluş mücadelesi verdik.
Kimse, benim çocuğum böyle işlere girmez, diye düşünmesin. Böyle düşünmek insanın tedbirli olmasını engelliyor. Çünkü ben, nice mazbut ailelerin çocuklarının bu ifsada alet olduğunu yakından gördüm. Anne babalar çocuklarını ahlaki ve manevi terbiye ile yetiştirsinler ve onlara sahip çıksınlar.
Benim evim, Pamukkale Üniversitesi'nin bulunduğu, ilk ve orta dereceli okulların da yoğun olduğu bir semtte. Bazan, öğrenciler arasında yaşanan o kadar olumsuz manzaralara şahit oluyorum ki, "Acaba, öğrenciler arasında temiz olanı kaldı mı?" diye düşünmeden edemiyorum.
Bütün bu olaylar herkesin gözü önünde cereyan ederken, 7 yıldır tek başına iktidar olan ve pek çok imkanları da elinde bulunduran Hükümet "Manevi kalkınma" konusunda tek adım atmamıştır.
AKP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Prof. Dr. Edibe Sözen, Ağustos 2008'de 46 sayfalık "Gençleri Koruma Yasa Taslağı" hazırlamıştı. Bu tasarıda, "Okullara mescid açılması, gençlerin pornografik yayınlardan korunması, bu yayınları satın alanların tescillenmesi" gibi maddeler vardı. Edibe Hanım, Akademisyen kimliğiyle ciddi bir araştırma yapıp çözümler sunmaya çalışmıştı. Fakat, o da ne? Bunu duyan AKP yöneticileri, tatillerini keserek apar topar Ankara'ya dönmüşler, Edibe Hanım'ın kulağını çekmişlerdi. Bu, çözümler sunan güzel çalışma, daha kamuoyunda tartışılıp olgunlaştırılmadan akamete uğratıldı. Edibe Hanım da bir daha bu konuyu ağzına almadı.
İşte, sorumluluk mevkiindekilerinin acıklı halleri... Vakit geç olmadan, Türkiye mutlaka geleceğine sahip çıkmalıdır. Gençlerini kaybeden bir toplum herşeyini kaybetmiş demektir. Yalçın Pekşen'in şu sözünü önemsiyorum: "Bir toplumda kötülük olduğu zaman korkmayın, kötülük meşrulaştığı zaman korkun."
Bugün asıl tehlike bu; yani kötülüklerin meşrulaştırılması...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




