Yerel yönetim denince akla gelen ilk kurum belediye, belediye denilince akla gelen ilk şey belediye başkanı, belediye başkanı denilince akla gelen ilk şey ise ehliyet ve emanettir. Onun için kültürümüzde belediye ile yönetilen alanlara şehremaneti denilmiş, belediye reisine karşılık olarak ise şehremini kelimesi kullanılmıştır. Şehremini İstanbul Fatih'te bir semtin adı olmakla birlikte aynı zamanda şehrin kendisine emanet edildiği kimse olarak da edebiyatımızdaki yerini almıştır.
Geleneğimizde, şehri idare eden şehremini, güvenilir, ehliyetli ve çalışkan olmak durumundadır. İdare ettiği şehrin bütün maddi ve manevi varlığı kendisine emanet edilmiştir. Emaneti korumak kollamak ve gelecek nesillere sapasağlam şekilde aktarmak şehreminin birincil görevi iken bu konuda muvazzaf olan tek sorumlu şehremini ya da belediye reisi de değildir.
Şehirlerde yaşayan herkes şehrin emanetçisidir aslında. Zira gelecek nesillere bırakılacak en büyük miraslardan biridir şehir. Şehirde yaşayan ve şehirden etkilenen herkes şehrin her karış toprağından ve şehrin ürettiği, şehrin kazandığı maddi-manevi değerler toplamından el'an sorumludur.
İçinde yaşadığımız şehirlerin en büyük varlığı insandır ve bu varlığın müreffeh ve huzurlu bir çevrede hayatiyetini devam ettirebilmesi yine insan faktörünün kendisine bağlıdır. Kirletilmiş, hor kullanılmış şehre ait her değer ve her metrekare gelecek kuşaklara atılmış en büyük kazıktır.
Çarpık yapılaşma, medenileşememe, kentlileşememe, hava kirliliği, toprak kirliliği, su kirliliği ve her şeyden önemlisi ahlak kirliliği şehirlerde yaşayan insan kalabalıkları için büyük tehdit unsurlarıdır.
Hele hele ahlak kirlenmesi şehirleri ve şehirlerde yaşayanları ciddi boyutlarda tehdit etmektedir. Şehirlerde yaşayan insanların komşuluk haklarını gözetmemeleri, başkalarına karşı adil olmamaları, başkalarının mallarına, ırzlarına ve canlarına karşı saldırgan bir tutum içerisinde bulunmaları şehirleri birer kaos ve huzursuzluk merkezi haline getirir.
Oysa bizim medeniyetimizde şehir denilince ilk akla gelen kavramlardan birisi Farabi'nin eserinin de ismi olan Medinetül Fazıla, yani "faziletli şehir"dir. Faziletli şehirler bağırlarında taşıdıkları ahlaklı ve erdemli insan kalabalıklarının varlığı ile bu tavsifi hak ederler. Hz Peygamber'in Medine'si böyle bir şehir değil midir?
Ashab-ı Güzin'in Medine'si Asr-ı Saadet'e beşiklik eden bir kutlu diyar, emin bir belde olarak mutluluk ve huzura başkentlik yapmamış mıdır? Örnek bir toplum olan Medine toplumu Medine Şehrinin bütün medeni değerlerini yaşatıp geliştirmemiş midir? Hz. Peygamberin liderliğinde Medine'de yaşanan tecrübe bugün şehirlerimizde yaşayan insan toplulukları ve şehreminleri için büyük ve eşsiz örneklerle doludur.
Hele hele şehirciliğin insani ve ahlaki boyutunu ihmal etmeyen karar vericiler için Medine tecrübesi günümüz insanına ve Müslümanına büyük açılımlar sağlayabilir.
Var mısınız Asr-ı Saadet şehrinin bütün güzelliklerini keşfetmeye? Öyleyse acizane birkaç kaynak eser tavsiyesinde bulunayım: Birincisi Vecdi Akyüz Hoca'nın editörlüğünde İlke Yayınları tarafından yayınlanan "İslam Geleneğinden Günümüze Şehir ve Yerel Yönetimler"(eser iki cilt), ikincisi ise Muhammed Hamidullah Hoca'nın "İslam Peygamberi"(iki cilt) isimli enfes kitabı.
Vecdi Akyüz Hoca'nın kitabın ilk cildinde bulunan şehircilikte Medine tecrübesini konu edinen makalesi muhakkak okunmalı. Diğer taraftan Hamidullah Hoca'nın İslam Peygamberi'nin ikinci cildinde bulunan şehircilikle ilgili bölüm dikkatle gözden geçirilmeli. Meraklılarına duyurulur.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



