"Sayın Öksüz;
Ben Van'ın Edremit ilçesinde Öğretmen olarak görev yapmaktayım.
Van'ın ilçeleri arasında Edremit 10 km'lik mesafesiyle Van'a en yakın ilçe.
Yaşanan Depremlerden sonra Van Merkez ve Erçiş ilçesinde çalışan kamu görevlilerine 6 ay boyunca her ay 300 lira deprem tazminatı ödenecek. Bu ödenekten Van'ın diğer ilçelerinde görev yapan kamu çalışanlarının faydalanamıyor olması haksız bir uygulama. Çünkü diğer ilçeler de en Van Merkez ve Erciş kadar depremden etkilendiler. Birçok kamu çalışanı yaşanan şiddetli artçılar nedeniyle ailelerini başka şehirlerdeki yakınlarına gönderdiler, bazıları başka yerlerde ev tuttular ya da evlerini taşıdılar. Kısacası depremden dolayı yeterince mağdur oldular ve maddi giderleri oldu.
Ayrıca Van Merkez'de büyük hasar oluşturan ve 32 binanın yıkılmasına neden olan 5.6'lık depremin merkez üstü Edremit ilçesiydi.
Devletin maddi kaygılar nedeniyle bu tür çarpık uygulamalar yapmasını doğru bulmuyoruz.
Bu konuyu köşenize taşıyıp sorunlarımıza tercüman olursanız seviniriz.
Selametle" (YUSUF AYDIN)
'HALO DAYI'NIN ŞİFRELERİ...
'Halo dayı' namlı, 67 yaşındaki ünlü oyuncu Sönmez Atasoy, geçirdiği kalp krizi nedeniyle kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Atasoy, Ankara Kocatepe Camii'nde kalabalık bir cemaatin katılımı ile kılınan cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı'nda dualarla defnedildi.
"Kurtlar Vadisi" isimli dizi kimileri tarafından -çocukları şiddete özendirdiği gerekçesi ile- çok eleştirildi. Dizinin bu yönü eleştirilere açık. Ama yine çok konuşulan bazı karakterleri de 'bizden'di. Mesela bir Ömer Baba. En olumsuz gibi görünen olaylar karşısında gösterdiği metanetli tavır, tasavvufi tasvir ve eğilim/yönelimler, insani tavsiyeler Ömer Baba'yı izleyicilerin gözünde adeta 'mit'leştirdi. Yine çok izlenen diziler arasında yer alan 'Deli Yürek'teki 'Kuşçu' da aynı anlayışın başka bir versiyonu idi... Bu karakterlerin dizinin belli yerlerine ustaca yerleştirilmesinde başrol oynayan isim Ömer Lütfi Mete de rahmeti rahmana kavuştu.
Benim dikkatimi çeken ise merhum Atasoy'un kızı Fadik Sevin Atasoy'un babasının arkasından dile getirdiği duyguları idi;
"Sevgili babacığımın vedası 'Kendi Gök Kubbemizde' ; '...Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın...'
Babacığım olduğun yer ışık, şiir ve renkle dolsun;
'...Ey sevgi anladım bu uzakta seda ile,
Ömrün yegâne lezzetidir hatıran bile."
Hemen her kız çocuğu babasına âşık derecede bağlıdır. Kızlar açısından babaların ayrı bir yeri vardır. Fadik Sevin Atasoy'un babasını kaybetmesinden dolayı hissettiği acı bu cümlelere sinmiş. Ancak son iki cümlede saklı olan bir şifre var; o cümleler meşhur şairlerimizden Yahya Kemal Beyatlı'ya ait. Bir gizli mesajı da belki istemeden vermiş Sevin Fadik hanım; bu dize Beyatlı'nın şiirinin son dizesi aynı zamanda; işte o şiirin tam metni:
"Hicran, gün ortasında öten bir horoz gibi,
Seslendi pek vakitsiz... İçim yandı ansızın.
Mazi yosunla örtülü bir göl ki yok gibi,
Mevsim serin ve bahçede yaprak yığın yığın.
Hicran gün ortasında neden böyle seslenir,
Birden hatırlatır unutan kalbe sevgiyi?
Keskin bir özleyişle hayal ettiren nedir.
Bir devre varsa insanın ömründe en iyi?
Ey sevgi anladım bu uzakta seda ile,
Ömrün yegâne lezzetidir hatıran bile."
Musevilere tanınan hak Anadolu çocuklarına neden tanınmıyor?
Daha önce birkaç kez yazdım; Anadolu'nun zeki ve yoksul öğrencilerinin barındığı Vakıf Öğrenci Yurtları antidemokratik 28 Şubat süreci tarafından bir balyoz harekatı ile kapatıldı, kapılarına kilit vuruldu. Bu ülkeye büyük hizmetlerde bulunmuş Refahyol Hükümeti'ni yasal olmayan yollardan istifaya zorlayan 28 Şubat süreci ve aktörlerinin yargılanmasının söz konusu olduğu bu konjoktürde bir 28 Şubat artığı uygulamaya neden son verilmiyor? Bu öğrenci yurtlarına neden sahip çıkılmıyor.
Beni bu konuyu yine ve yeniden yazmaya iten neden ise bir haber;
"Vakıflar Meclisi, Cumhuriyet tarihi boyunca "Tüzel kişiliği" bulunmayan İzmir Musevi Cemaati'nin "Tüzel kişilik" talebine "evet" dedi. İzmir Musevi Cemaati, "İzmir Musevi Cemaati Vakfı" adıyla tescillendi. Böylece cemaatin, 100 yıllık bir geçmişe dayanan sorunu da çözülmüş oldu. Cemaatin "vakıf" adı altında tescillenmesinin ardından sırada 22 taşınmazın vakfa kaydedilmesi var. İzmir Havra Sokak'ta bulunan Şalom, Giveret, Elgazi, Bikurholim, Beth İsrael ve Roşarr sinagoglarıyla birlikte kullanılmayan 12 sinagog ve 4 dükkan, bürokratik işlemlerin tamamlanmasının ardından vakfa verilecek."
Buraya kadar tamam..
Hakkı olana hakkı verilsin, bunun karşısında değiliz..
Tamam da; Vakıflar Meclisi İzmir Musevi Cemaati'nin "Tüzel kişilik" talebine "evet" derken 28 Şubat sürecinde kapatılan ve ağırlıklı olarak yoksul ve zeki Anadolulu öğrencilerin barındığı Vakıflar Öğrenci yurtları halen kapalı.
Buna ne diyeceksiniz!
Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün bağlı olduğu Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ın konuya ilişkin bugüne kadar herhangi bir açıklama yapmaması dikkat çekiyor.
Daha ne kadar susacaksınız Sayın Arınç?
'Ümit' vermeyen Kocasakal!
İlk bu sütunlarda okudunuz; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden bu yıl mezun olan Kübra Engin avukatlık stajı için İstanbul Barosu'na başvurdu. Ama Baro'da bir duvarla karşılaştı; başörtünle giremezsin!
Peki bugüne kadar TV konuşmalarında özgürlükler konusunda mangalda kül bırakmayan İstanbul Baro Başkanı Doç. Dr. Ümit Kocasakal nerelerde?
Neden bu çağdışı yasak konusunda tek kelime etmiyor?
Benim bu konuda söyleyebileceğim tek cümle şu;
Ümit Kocasakal maalesef ümit vermiyor.
----son------


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



